10 KASIM YA DA ÖLÜRSE TEN ÖLÜR, CANLAR ÖLESİ DEĞİL.

09 Kasım 2014

Türk kültür ve devlet geleneğinde ölen Türk büyüklerinin arkasından en eski zamanlarda sagu, İslamî dönemde mersiye ve ağıtlar söylendi. Bugün de Türk milleti adına büyük işler başarmış kahramanlarımızın ölüm yıldönümlerinde çeşitli faaliyetler yapıyoruz. Bu faaliyetler genellikle kabir ziyaretleri, bu ziyaretler sırasında yapılan hatırlama ve hatırlatma konuşmaları, çiçek bırakma, saygı duruşunda bulunma, anıları tazeleme şeklinde olmaktadır.

Tarihî Türk tecrübe birikimi incelenirse ölen Türk kahramanları arkasından söylenen manzum ya da mensur sözlerde dikkat çeken özellikler şunlardır: Ölen kahramanın Türk milleti adına yaptığı büyük kahramanlıklar, bıraktığı önemli eserler, izler, başardığı büyük işler, kişisel anlamda örnek alınabilecek erdemleri, üstün şahsiyet nitelikleridir.

Amaç, ölen kişiyi eski Romalılarda olduğu gibi tanrılaştırmak ve kutsallaştırmak değildir. Amaç, mevcut ve gelecek nesillere örnek alabilecekleri, yolundan ve izinden gidebilecekleri, ışık, hız, şevk, heyecan, cesaret, umut alabilecekleri millet mistiği büyük önderlerin örneklik eden şahsiyetlerini ön plana çıkarmaktır.

Milletler, kahramanlarının başarılarıyla ortaya çıkar, hatıralarıyla yaşar, bıraktıklarıyla geleceğe yürürler. Milletler, kahramanlarıyla özgüven, kimlik ve şahsiyet kazanırlar, millet olma bilincini diri tutarlar, bağımsız millî devlet ve vatan varlıklarını korurlar. Bugün Türk’ü etkisiz hale getirmek, millet yapısını çözüp dağıtmak, vatanını ele geçirip kolayca sömürgeleştirmek, emperyalist amaçları doğrultusunda kullanmak isteyen Haçlı Batı dünyasının yani haricî bedhahların ve onların içimizdeki işbirlikçilerinin, temsilci ve sözcülerinin Atatürk düşmanlıklarının altında bu olgu yatar.

Bu bağlamda bugün ve her yıl, 10 Kasımda son büyük Türk hakanı Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümünde onun büyük mirasını yeniden hatırlamak, anlamak, anlamlandırmak, günü gelişen şartların ışığında yeniden irdelemek ve Türk millet, devlet ve vatan varlığının bekası meselesini yeniden düşünmek durumundayız.

Atatürk’ün Türk milletine bıraktığı en büyük miras, hür vatan ve tam istiklâlci, şahsiyetli, millî Türk devletidir.

Atatürk, İtilaf Devletleri adındaki son Haçlı ordusu olan birleşik emperyalist Batılı çapulcular sürüsüne karşı Türk milletinin kendi vatanında, kendi bağımsız siyasi iradesini kendi milletinin idaresine hâkim kılma mücadelesi verdi ve başardı. Anayasasını ve kanunlarını yaparken Amerika’ya, Avrupa’ya, Rusya’ya, Çin’e, ona buna, onun bunun çocuğuna sormayan, sadece Allah’tan ve Türk milletinin hür vicdanından icazet alan bir bağımsız siyasi irade davasını miras bıraktı.

Şimdi Atatürk’ü anarken bunu hatırlayalım ve görelim ki bugün bu miras reddedilmiştir, yok edilmiştir. Bugün Türk milletinin idaresi millî olmayan, Türk’üm demeyen, Türklüğü ayaklar altına alan, hatta ve hatta Türk diye bir ırk yoktur diyen Amerikancı ve Barzanici bir siyasi ekibe teslim edilmiştir.

Onlar da başta Anayasamız olmak üzere hemen hemen bütün kanunları Allah’tan ve milletimizin vicdanından değil, ya korku ya da gizli işbirliği saikiyle sadece Amerika’dan, Barzani ve PKK iradesinden icazet alarak yapma çabasındadırlar.

Atatürk, kendi vatanının bütün ekonomik zenginliklerinin tasarruf hakkını sadece Türk milletine tahsis ederek ekonomik istiklal mirası bırakmıştı. Bugün geldiğimiz noktada ise bu miras yok edilmiştir. Madenlerimizden işletmelerimize, fabrikalarımızdan bankalarımıza kadar bütün ekonomik kaynaklarımız, yabancılara teslim edilerek, Türk milleti kendi vatanında kendi zenginliklerinin bekçisi, hamalı, işçisi, güvenlik görevlisi ve küçük memuru haline getirilmiştir.

Atatürk, Türk milletine Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlarla çok zengin, derin, ince ve özgün Türk-İslam kültür değerlerimizi yeniden toplumsal hayata iade ederek kültürel istiklal mirası bırakmıştı.

Bugün o miras da yok edilmiştir. Evrensel nitelikli özgün Türk-İslam mirasımız reddedilerek bunun yerine batının batıl değerlerinden oluşan yoz, çürütücü, uyutucu ve kozmopolit bir batı kültürü ile, insan aklını devre dışı bırakan, gerçek İslam’la alakası olmayan uyduruk bazı merdiven altı tarikat ve cemaat dinlerinin köleleştirici, uyuşturucu, atıl, cahil ve geri bıraktırıcı köhne kültürü ikame edilmeye çalışılmıştır.

Atatürk, askerî istiklâlimizin garantisi olan, milletini ve vatanını bağımsız bir Kuva-yı Milliye teşkilatı halinde kurtaran ve bağımsız iradesiyle millî Türk devleti kuran şahsiyetli, güçlü, korkusuz bir Türk ordusu mirası bıraktı. Bugün Türk ordusunu etkisiz hale getirmeye dönük komplolarla bu miras da büyük ölçüde reddedilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Ancak Türk milleti ve devleti, her türlü Amerika, CIA oyunlarına karşı kendi bağımsız ordusuna sahip çıkma iradesini her zaman gösterecektir. Fakat teslimiyetçi siyaset esnafının temelden sakat politikaları sonucu vatanımızın her yeri Amerika’nın, Avrupa’nın ve Barzani’nin asker adı altındaki eşkiyalarının yol geçen hanına çevrilmiştir.

Atatürk’ü ölüm yıldönümünde anmak demek, onun Türk milletine yol ve yön gösteren şahsiyetli duruşunu, korkusuz mücadelesini, akılcı devlet kuruculuğunu ve yürütücülüğünü, her türlü emperyalist odak karşısında bağımsızlıkçı tavrını, Türk-İslam kültürümüzü yaşatma iradesini, hür bir vatan teminatını, Türk milletinin can, mal, namus güvenliğini sağlayan tamamen yerli ve millî iç ve dış güvenlik düzenini hatırlamak, yaşamak ve yaşatmak demektir.

Atatürk ölmüştür. Onun naçiz vücudu elbette toprak olmuştur. Ama şahsiyetli, iradeli, korkusuz, cesur, bilgi ve kültür bakımından donanımlı, istiklalci ve milliyetçi tavır mirası kıyamete kadar Türk milletinin gönlünde, ruhunda, aklında, ferdî ve millî hayatında hep yaşayacaktır. Atatürk’ün ölümüyle Türk milleti bitmiş değildir. Çare dövünmek ve Atatürk beklemek değil, her Türk’ün Atatürk olmasıdır.

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*