“TİMURLUBAHÇE ATA” OKULU – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

Bahattin Karakoç vefat etti

Büyük şair, değerli insan Bahattin Karakoç vefat etti.
-
_______16 Mayıs 2013_______

“TİMURLUBAHÇE ATA” OKULU

Osman Erenalp
Paylaş:

İstiklal Şairimiz “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!” diye uyarıyor kendini mülkün maliki gibi görenleri.  Bir “bastığın yeri” değil “baktığın yeri” de öyle. Kendi Gök Kubbende İstiklal uğruna şahadet şerbeti içenleri de “geçme” tanı. Pakistan’ın büyük şairi (Akif’in çağdaşı) Muhammet İKBAL’in (1873-1938) Türk hava sahasına girildiğinde uçakta ayağa kalktığı nakledilir. Büyük bir milletin şanlı geçmişine, verdiği “İstiklal Mücadelesi’ne” duyulan ihtiram duruşudur bu. “Dost dediğin de ‘ikbali’ni istikbalinde görür dostunun”. Azerbaycan öyledir. Pakistan öyledir.  ELÇİBEY, VAHAPZADE ne ise İKBAL de O dur o yüzden. 

Tarihçiler “kavimler geçidi” diye vasıflandırıyorlar bu toprakları. “Açık hava müzesi” denmesi de o yüzden. Roman olur her bir karışı için anlatılanları yazıya döksen. Çevre incelemesi istenirdi öğretmenlerimizden. Tanısınlar, tanıtsınlar yakın çevreyi diyerek. Öğretmen okullarında önemsenirdi bu işler daha çok. O sayfa kapandı bakan çok. Gören yok yakın çevreyi.  Tepeden bakılıyor artık yakına da uzağa da. “Google Eart” icat oldu böyle oldu.  

Çevre demişken de yer değiştirmede müfettişlik mesleğinin birinci sırayı aldığını desek yalan olmaz sanırız.  Bunu yer görmek, adam tanımak için fırsat olarak görmek de mümkün, çile eziyet olarak değerlendirmek de. Bakış açısına bağlı. Âlemin en şanslıları en sevdiği işi yapanlar olsa gerek. Gezmeyi görmeyi yük eziyet gören yapmasın bu işi ondan iyi.   “Şefaat mi, seyahat mi?” sorusuna  “seyahat ya Resulallah!”  deyişi ile başlamıştı Evliya Çelebi’nin serüveni. Onun sonucu olarak bugün elimizde o dünya klasiği “Seyahatname”  denen eser.

 

 Eğitim müfettişleri de “Seyyah-ı Fakirden” sayılırlar bir nevi. Yiyip içtiğimizden değil ama gördüğümüzden bahsedeceğiz biraz. “23 Nisanı”, “Kutlu Doğum Haftasını” içine alan hafta Başkentin Mamak ilçesinde bir okulumuzdayız. Dikimevi’nden Saimekadın’a gidişte Asri Mezarlığa bakan tepede altmış yıllık bir okulumuz.

Tarihçesine göz atıyoruz. “1402 Ankara Savaşı sırasında Büyük hükümdar Timur bağlık, bahçelik olan bu semti beğenmiş. Ordusuyla şimdiki tren istasyonu yakınlarında çadırını kurmuş, orada konaklamış. O günden sonra Semt “Timurlubahçe” olarak anılmış. Zaman içerisinde “Timur”, “demir”e dönüşmüş. Semt “Demirlibahçe” olarak anılır olmuş.

Cumhuriyetin ilk yıllarında okulun bulunduğu tepede ağaçlar arasında çay bahçesi varmış. Atatürk burayı beğenir arada çay içmeye gelirmiş. 1956 yılında “Demirlibahçe Ortaokulu” olarak eğitim öğretime başlamış.  2012/2013 döneminde ise “Demirlibahçe Ata Ortaokulu” adını almış. 4öğretmeni, 609 öğrencisiyle eğitim öğretimine devam etmekte halen.

Çok alışık olmadığımız görüntüler arasından giriyoruz okula. Mamak Belediyesi Park Bahçeler Müdürlüğü imzası var bu güzelliklerin altında. “At sahibine göre kişner”  demiş atalar. Kaçıncı sınıf yönetici ile yönetilmekteysen o kadarsın. Bu örnek işbirliği dolayısıyla belediyeyi de, okul yönetimini de kutluyoruz. İçi de bir o kadar özenli bu okulumuzun. Teşhir edilenlerin altında öğretmenlerin öğrencilerin imzaları var. Namlı sanatkârların eserlerinin fotokopilerine yer verilmemiş.  Okullardan öğretmenlerden istediklerimiz de bu değil mi zaten?

Miniklerin göz ışıltıları yeter ödül olarak. “İnsan ölür kalır eseri” Mesut AKGÜL adını kazıdık zihnimize bu sayede.  Okullarımızın imkânları malum.  “Alo 147”, “e-posta” kullanmak kolaylaştı. Takibatsız tahkikatsız gün yok neredeyse okullarda o yüzden.

Hangi yönetim, hangi Aile Birliği bu gibi işlere güç yetirebilir ki?

Belediyelerin okul, bahçe ve çevre düzenlemelerini üslenmelerinin zamanı geldi de, geçti bile.  O duvarlara çivili, paslı  “bu okulun asfaltı… diye başlayan” tabelalar kalksın artık.  “Bahçesi.. belediyesi tarafından  düzenlenmiştir” olanı konsun yerine. O bile konmasın hatta. “İyilik et at denize”.

Atatürk:

“Yeşil görmeyen gözler renk zevkinden mahrumdur” demiş.

Hesapsız şehirleşme ne Timur otağı bıraktı ortada ne Gazi köşkü. Ne bahçeler yuttu, neleri kuruttu bu plansız büyüme.  Yeşillikler arasında kaybolmuş gecekondular vardı yıkılmadan evvel. Ağaçsız tek ev yoktu o yok yoksulluğa rağmen.  “Gündüz kondurucularımızdan” da bekliyoruz o duyarlılığı. Dikili ağaçları olsun dikilen gökdelenlerin yanında. Bu duyarlılığı  bekliyoruz kendilerinden.

             Bahçe okulun kendisi demek. İçi kadar önemli.  İç kısma gösterilen özen bahçeye de gösterilsin. Parka gelir gibi gelsin okula gelen.  Can atsınlar yeniden gelmek için. Teneffüslerde de devam ettirsinler öğrenmeyi. Bahçeyi teneffüs etsinler. Ayakları çamura toza bulanmasın. Toz yutmasınlar. Çimenlere çiçeklere dokunsunlar. Renkleri, kokuları tanısın, onlar üzerinde tartışsınlar biraz da. Cam arkasından bakmasınlar “Arap Kızı” gibi.  Çardak altına insinler yağmur yağdığında. Oradan tatsınlar tabiatın coşkusunu. Soğuk işlemesin bedenlerine. Betona oturmasınlar. Bankları olsun.   Oyun alanları, saha çizgileri bulunsun. Fileleri takılı dursun basket potalarının, voleybol direklerinin. Denge, tırmanma aletleri, kum havuzları bulunsun. Oralarda rekabete tutuşsunlar, yarışmayı öğrensinler.

Emniyet içinde koşuştursunlar. Ayakları engele takılmasın.  Ağaçları olsun gölgelerine sığınacak, onları güneşten koruyacak. Bekçisi olsunlar bahçedekilerin. Birlikte büyüsünler.

Birlikte büyütelim güllerimizi.

Çok şey mi bütün bunlar?

 “Mesut”  ayrılıyoruz bugün Timur’un ayak bastığı “Timurlubahçe Ata Ortaokulumuzdan”.

Sıradan toprak gibi görüp de basıp da geçmeden.

Darısı diğer okullarımıza,

Diğer belediyelerimize…

Ahmet EFE’nin dizeleriyle noktalayalım.

Can gelirdi cihana

Anlaşılsaydı mana

Büyükler bahçıvana

Çocuklar güle benzer

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları