MÜZAKEREYE KİM MÜZAHARET EDİYOR? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

-
_______20 Mayıs 2013_______

MÜZAKEREYE KİM MÜZAHARET EDİYOR?

Hüseyin Özbek
Paylaş:

Siyasi iktidar ile İmralı hükümlüsü arasındaki görüşmelerin masumiyet ambalajı için Müzakere kelimesi kullanılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, ülke bütünlüğüne yönelik ayrılıkçı kalkışma içindeki terör örgütüne karşı yakın geçmişte kararlı bir mücadele yürüttü. 3 Kasım 2002 sonrası oluşan iktidarla birlikte, milli çıkarların gerektirdiği tehdit algılaması terk edilerek, ABD’nin bölge stratejisiyle tamamen örtüşen sonu belirsiz bir yola girilmiştir. ABD’nin sadık müttefikliği olarak özetlenebilecek bu politikayla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

ABD, Türkiye’nin de dâhil olduğu Ortadoğu’nun siyasi coğrafyasını enerji ve doğal kaynaklara göre yeniden çizmektedir. Bu emperyal parselasyonda bazı alt kültür ve etnisitelere büyük efendiye sadakat ödülü olarak devlet vaat edilmektedir. Hal böyle iken dünyanın gözü önünde tezgâhlanan eli kulağındaki etnik kalkışma ile siyasi coğrafyası küçültülecek Türkiye’nin stratejik körlüğü, aymazlığı,  kasabın ardından güle oynaya mezbahaya giden koyundan farksızdır!

Terör örgütünün başı ile İmralı’da başlatılan görüşmeler dış dinamiklerce kurgulandığı için Türkiye açısından nasıl bir sonucun öngörüldüğü devletin tepesindekilerce de bilinmemektedir. Sahne gerisinden kulaklarına iyi şeyler olacağı fısıldananlar, Türk halkına iyi şeyler olacağını meydan nutuklarıyla ilan etmekle meşguldürler! İyi şeylerin neler olduğunun ortaya çıkması için fazla bekleneceğini sanmıyoruz.

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nimet Berker’in,  16 Şubat 2013 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yer alan söyleşisi, masumiyet makyajının ardına gizlenen tezgâhın gerçek yüzünü gösteriyor. Sabancı Üniversitesi’ inde Uyuşmazlık Çözümü yüksek lisans programının yanında, BM arabuluculuk biriminin akademik danışma kurulunda yer alan Berker’in; ”Müzakereler büyük senaryonun parçası” başlıklı söyleşisine göz atmanın zamanıdır:

-Barış müzakerelerinin zamanlamasını, iç ve dış faktörleri nasıl değerlendirirsiniz?

Bu aslında “müzakere masasına ne zaman oturulur” sorusu. İki etken var: iç siyasetteki gelişmeler ve bölgesel konjonktürün dayattığı bir durum. Ortadoğu büyük bir dönüşüm geçiriyor ve bunu ABD’nin dış siyasetine bakmadan değerlendirmek mümkün değil.

-AK Parti’nin Kürt hareketini değerlendirmesi değişken bir süreçti öyleyse.

Türkiye’de Ak parti ve Kürt hareketi dışında statükoyu değiştirme istemi ile yola çıkmış başka kitlesel hareket yok. İkisi de eğitim, yerel yönetim ve yargıda yapısal değişim istiyor. Kürt hareketinin her siyasi adımı AK Parti için tanıdıktı ve tedirgin ediciydi. Çünkü o da iktidara böyle yürüdü. İmralı ile müzakere aslında çok daha büyük bir müzakerenin alt parçası. Bu müzakere aslında Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçme isteğinin de müzakeresi. BDP ile AKP anlaşırsa anayasa için kritik sayılara ulaşılıyor.

-Habur öncesi süreçle şimdiki müzakerelerin ne farkı var?

Bu müzakere sürecinin farkı şu: Oyun daha tanımlı, aktörler daha rasyonel.

-Hükümetten müzakereleri MİT’in yürüttüğüne sıklıkla vurgu yapılıyor. Aracıların varlığı müzakereyi kolaylaştırır mı?

Çok uzun sürmüş bir çatışmanın tarafı olarak bir barış sürecinin içine girdiğinizde kamuoyunu idare ya da ikna etmek zorundasınız. Garip söz oyunlarının olması beni şaşırtmıyor. Örneğin “Abdullah Öcalan” denmiyor.”İmralı” deniyor… Kürt meselesi üçüncü tarafın yardımı olmadan iki tarafın oturup halledebileceği bir mesele değil.

-Üçüncü taraf tanımını açabilir misiniz?

Arabuluculuk daha aktif bir üçüncü taraf rolüdür. Daha angaje arabulucular vizyon ve çözüm sunabilir. Barzani, ABD ve Avrupa’nın barıştan çıkarı var. Bu sefer üçüncü taraf yok deniyor. Görüşmeler Erbil’e taşındı, dolayısıyla üçüncü taraf bölgeden.

Müzakereyi olumlu bulan müzakere uzmanının beyanlarından ABD, AB, Barzani üçlüsünün yanında Türkiye için sacayaklığının bile çok görüldüğü anlaşılmaktadır. ABD’nin çıkarlarına göre bölge yeniden biçimlendirilirken içerde kaderi çizilen Türkiye’ye son arzusu bile sorulmayan idamlık muamelesi yapılmaktadır!

Ulus devletin, ülke bütünlüğünün, millet varlığının mahvına yol açacak bir ihanet projesi masumiyet ambalajıyla halka Hacı Bekir lokumu gibi yutturulmaya çalışılmaktadır. İhanet pususunun sonuçsuz kalmaması için milletin kollektif sezgisini, derin bilinçaltını yok etmeyi amaçlayan yoğun bir kampanya yürütülmektedir. Bu süreçte vatansız sermaye ile Mütareke matbuatının mirasçıları, siyasi iktidarın lojistiği olarak kamuoyunu afyonlama görevini eksiksiz yerine getirmektedirler.

Türk Milleti, geçen yüzyıl yırtıp attığı Sevr Pususunun güncellenmiş kopyasından başka bir şey olmayan masumiyet makyajlı ihaneti de ilkinin yanına, yani tarihin çöplüğüne gönderecektir!

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları