NECİP FAZIL VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

432’inci Bilgi Şöleni: Kuşatıldık. Kıbrıs yeni Girit olamaz.

Türkiye kuşatılmış durumda. Kıbrıs'ta bu kuşatılmayı tamamlamaya doğru gidiliyor. Girit de benzer bir şekilde kaybedilmişti. 21'inci YY Türkiye Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek, 17 Ekim Çarşamba günü saat 19:00’da yeni gelişmeler hakkında sohbet edecek.
-
_______26 Mayıs 2013_______

NECİP FAZIL VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Mümtaz Sarıçiçek
Paylaş:

Bir ikindi vaktiydi, ölüm haberini aldığımda. İlk ve son görüşümün üzerinden altı yıl geçmişti. 1977 seçimleri öncesinde, Kayseri’de MHP’nin düzenlediği mitingte Alparslan Türkeş’le birlikte kürsüye çıkmıştı. İlk o konuşmuş; ironik üslubuyla Cumhuriyet Meydanını dolduran kalabalığı hem güldürmüş hem coşturmuştu.  Önce, Erbakan Hoca’yı hedef tahtasına koymuş partisini “Milli Melanet Partisi” diyerek anmıştı. Ardından Ecevit ve Feyzioğlu’na bugün tam olarak hatırlayamadığım veciz ifadelerle yüklenmişti. Kürsüyü Türkeş’e alkış tufanı arasında bırakmıştı.

O güne kadar onu ilk okuldayken ezberlediğim ve birkaç bayramda kasabamızın meydanında okuduğum Sakarya Türküsü şairi olarak bilirdim. “Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur!” diyen adamın siyaseten de bir Türk milliyetçisi olduğunu o gün öğrendim.

O günden sonra esasında çıkarlarından başka bir derdi olmayan bir kesimin Necip Fazıl istismarcılığı yaptığını da öğrendim.

Hem onu referans gösterip hem de “Türk milliyetçiliğini ayaklar altına aldığını” söyleyenlerin o günlerdeki temsilcilerini, onun “Türk’ün ruhuna musallat mana barbarları, Allah ve Resulünün düşmanlarıdır.” sözleriyle uyarmanın gereğini o günden sonra öğrendim.

Bir yandan onun şiirlerini okuyup kalabalıkları coştururken diğer yandan vatan bilincini ve sevgisini köreltecek bir anlayışla “Seccademi serebildiğim her yer vatanımdır.” diyenlere onun “Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik…” istediğini söylemem gerektiğini o günden sonra öğrendim.

Hem onun fikirlerinin takipçisi olduğunu söyleyip hem de “Dağa taşa Ne mutlu Türküm diyene!” yazarsan o da “Ne mutlu Kürdüm diyene! Der.” diyen siyaset tellallarına onun “Vatanı bir uçtan öbür uca saf Türk unsurundan ibaret kılacak ve bütün bu noktalar arasında senfonik bir mimarî ahengi kuracaksınız!” sözleriyle karşılık vermem gerektiğini o günden sonra öğrendim.

Bir yandan kürsüde onun şiirlerini okuyup diğer yandan “Gençliğe Hitabe ayet mi! Kaldırılsa ne olur!” diyerek Türk gençliğine emanet edilmiş vatan topraklarının parçalanması tehlikesine karşı onları “Tarihimizin hiçbir devrinde Türk vatanının ufukları, hiçbir güneşin delemeyeceği şekilde bu kadar yoğun bir karanlığa gömülmemiştir.” Sözleriyle uyarmam gerektiğini o günden sonra öğrendim.

Hem kendisini onun mirasçısı ilan edip hem de Türk milliyetçiliğini küfür sayanlara, “Allah ve Resûlünü en çok sevdiği, yahut en çok seveceği, yahut da en çok sevmeye memur edeceği için Türk’ü sevmek, onun şahsî ve kavmî ruh hazinesini bu aşk zemininin üzerine serpiştirmek ve bütün zaman ve mekân boyunca bu ruhu geliştirmek, kalıplaştırmak, billûrlaştırmak ve maddeye nakşetmekten ibaret olan üstün milliyetçilik, ruhî muhteva dışı ırk ve kavim sebebine değil, ruhî muhteva içi ırk ve kavim neticesine bağlı o mefkûredir ki, usul ve sistemini de her millete veren, böylece darlık ve hasislik çemberini kıran, dünya çapında bir yenilik belirten ve hudut içinde hudutsuzluğa ulaşan büyük oluşun en gerçek yapıcısıdır.” demem gerektiğini o günden sonra öğrendim.

Antropoloji çerçevesinde yapılan araştırmalarla ilgili bir takım belgeleri eline alıp “bunlar kafa tası milliyetçiliği yapmıştır” diyen siyasi ümmetçilerin o günlerdeki temsilcilerine “Allah’ın seçtiği kurtulmuş millet!”in “Oğuz’un altın nesli” olan Türk milleti olduğunu hatırlatmayı o günden sonra öğrendim.

Siyasi istismarcılık her çağda şöhretli isimleri, dinî, ahlaki, geleneksel değerleri sömürmeyi stratejik bir unsur olarak kullanır. Çağımızın siyasi ümmetçileri ve bu söylemin ardına sığınmış rantiyeciler de halis bir Türk milliyetçisi olan Necip Fazıl’ı ticari bir metaya dönüştürme çabası içindedir. Onlara karşı söylenecek söz şudur:

“Oysa halis Türk benim, bunlar işgalcilerim; Allah, Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim.”

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları