İnsanın Tanrılaştırılarak Alçaltılması – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

Bahattin Karakoç vefat etti

Büyük şair, değerli insan Bahattin Karakoç vefat etti.
-
_______26 Mayıs 2013_______

İnsanın Tanrılaştırılarak Alçaltılması

Nurullah Çetin
Paylaş:

 

İnsan, sadece bir yaratıktır. Doğumlu ve ölümlüdür. Acizdir, her şeye eli yetişmez, her istediğine sahip olamaz. Hastalıklara, sıkıntılara, musibetlere, kötülüklere, zorluklara yani her türlü olumsuz duruma maruz kalabilir. Gücü, zamanı, hayatı, enerjisi, bilgisi, kabiliyetleri sınırlı bir fanidir. Böylesine eksikliklerle dolu bir zavallı yaratık, tanrılaştırılırsa ona en büyük kötülük yapılmış olur. İçinde yaşadığımız modern zamanların insana yaptığı en büyük kötülüklerden biri budur.

Modernizm, Allah’ı değil insanın kendisini ilahlaştırdı. Ona Allah’ın değil, kendisinin ilah olduğuna inandırdı. İnsan insan olarak, fani bir yaratık olarak, eksikliklerle, yanlışlarla dolu bir varlık olarak değil de; mükemmel, üstün, kutsal bir tanrı olarak sunulursa, insan da buna inandırılırsa, bu insanda travmalar meydana getirir. Nitekim modernizmin ilah olarak göstermeye çalıştığı insan, kendisinin ilah olmadığını anlayıp görünce bir çıkmaza düşüyor, çelişkili bir ruh haline giriyor ve mutsuz oluyor. İnsanı mutlu etmenin yolu, ona sadece insan olduğunu hatırlatmaktır, ona tanrılık vasfı yüklememektir.

Modernizm insana sen kutsalsın, sen büyüksün, sen dünyanın merkezindesin, her şey senin emrindedir, sen ilahsın, tanrısın diyerek insanı firavunlaştırdı. Modernizm insanı narsistleştirdi. Eskiden Firavunlar, tanrılığını ispat etmek için piramitler dikiyordu, yine tanrılık iddia edenler Babil Kulesi inşa ediyorlardı, şimdi ise gökdelenler dikiyorlar.

Modernizm, insanı tanrılaştırıyor, firavunlaştırıyor ve bu bağlamda başarı kavramını ve değerini kutsallaştırıyor. Modernizm, öylesine bir hava yayıyor ve propaganda yapıyor ki insan, ne pahasına olursa olsun başarıyı yakalayabilirse hayatı anlamlı olacak. Ancak başarılı olabilirse değerli insan, üst insan, büyük insan, önemli insan olacak. Böylelikle başarıya odaklanmış modern insan, ihtirasları uğruna bütün insanî değerleri çiğneyebiliyor, her türlü haksızlığı yapabiliyor, her türlü ahlak dışı davranışları, zulmü, haksızlığı, saygısızlığı meşru ya da normal görmeye başlayabiliyor.

Başarı putuna tapınan insanların çoğaldığı çağımızda, insanlık dışı acımasız bir yarış ortaya çıkıyor. Bu da hayatı yaşanmaz hale getiriyor. Başarılı olamayan insan, hem kendi hayatını hem başkasının hayatını zehir ediyor. Halbuki İslam anlayışında esas olan başarılı olmak değil, Allah’’ın arzuları doğrultusunda bir hayat yaşamaktır. Allah’’ın sınırlarını çizdiği, yapın ve yapmayın dediği şeylere bağlı; yani haram ve helallere bağlı bir hayatta başarı da olabilir başarısızlık da. Uğraşıp da başarısız olmak, bir suç, bir eksiklik, bir ayıp değildir. Ama modernizme göre başarısızlık, utanılacak, lanetlenecek bir şeydir ve başarısız insanın bu dünyada bir yeri yoktur. Başarısız insanın adı bile okunmaz, yok sayılır.

Modernizmin bu başarı putu, insanları büyük bir bunalıma, mutsuzluğa sürüklemektedir. İslam’a göre herkes başarılı olamaz ama herkes Allah’’ın istediği gibi bir hayatı kolaylıkla yaşayabilir ki bu da en büyük başarıdır. Sadece bu dünya hayatını ve sadece maddi değerleri esas alan modernizm, insanın önüne sadece çok zengin olmayı, çok başarılı olmayı, çok güzel olmayı koyabilir. Herkes de çok zengin, başarılı, güzel olamayacağına göre ortaya büyük bir stres, büyük bir depresyon, büyük bir mutsuzluk hali çıkıyor. Bu da trajediyi doğuruyor. Trajedi, kişinin arzuları ile içinde bulunduğu gerçekler arasındaki çatışmadan, kişinin kendisini tatmin edecek bir teselli üretememesi sonucu ortaya çıkan, onarılamaz kırılganlık halidir. İntihar, delirme gibi. İslam anlayışında ise trajedi yoktur. Çünkü insanın bütün arzuları, istekleri bu dünyada olmasa bile ahirette; cennette muhakkak surette tatmin edilecektir. Dolayısıyla gerçek bir Müslüman, trajik bir kırılma yaşamaz.

Modernizm, insanı kendi varlığına, var oluşuna, kimlik ve kişiliğine, özüne ve ruhuna, yaratılışına, fıtratına yabancılaştırmıştır. Bedenini, bedensel hazlarını, maddi nesneleri, dünyasal değerleri tek önemli değer ve tek gerçek kabul ettirerek ruhuna, içsel zenginliğine yabancılaştırmıştır. Modernizm, insan ruhunu, duygu ve düşüncelerini güzelleştirmek, zenginleştirmek ve inceltmek yerine bedenini iyi imkânlar içinde yaşatmayı, bedenini güzelleştirmeyi önemser hale gelmiştir.

Modernizm, çağdaş insanı bedeni adına ruhuna yabancılaşan bir kalıp beşer haline getirmiştir. İslam’da insan, çamurdan yaratılan beden kalıbı ile Allah’ın ruhundan üflenen ruh değerinin bir sentezidir. Biri diğerine tercih edilmez. Biri diğeri adına yok sayılamaz. Her ikisine de önem ve değer verilmelidir. Ama modernizm, insanın kutsal varlığı olan Allah’ın ruhundan bir esinti taşıyan ruhunu ihmal etmiş, sadece çamurdan yaratılan bedenini sıvamaya gayret etmektedir.

Bu yolla insanın salt bedenini, bedensel değerlerini yüceltmiş, tanrılaştırmış ve şımartmıştır.

Modernizm, beden merkezli kurumsal yapı ve değerlerle örülüdür. İnsan bedenini tatmin etmeye, doyurmaya, şımartmaya, tahrik etmeye, değiştirmeye dönük işler yapar. İnsan bedeni üzerinden insana değer, önem ve anlam yüklemeye çalışır. Ruhuyla, kalbiyle, duygularıyla, düşünceleriyle, bilgisiyle, kültürüyle değil de bedeniyle öne çıkan insan tipini yüceltir.

Kozmetik endüstrisi üretim, tüketim, israf alanında dev bir sektör olmuştur. Güzelleştirilen, değiştirilen, bozulan, yeniden yapılandırılan, şekil verilen bedenle diğer insanlar nazarında sanal bir beğeni duygusu üretilmeye çalışılıyor. Bedeniyle kimlik ve kişilik kazanma ve bunu pompalama, yayma ve insanlar üzerinde böylelikle etki bırakma arzusu güçlendiriliyor. Beden merkezli modern hayat, duygu ve düşünce yanılsamasına yol açan çarpık bir durum ortaya çıkarıyor.

Modernizm ve tabii kapitalizm, çağdaş insanı önce yüce, kutsal, soyut, manevî, ruhanî ideallerinden kopardı. Yüce İslam imanı, Müslümanca yaşayarak hayatını anlamlandırmak, bu dünyadan sonraki cennet hayatını kazanmaya dönük bir hayat kurgulamak, başka insanlara yardım ederek, şefkat duyarak, paylaşarak, fedakârlık yaparak, nefsi terbiye ederek, arzulara ket vurarak ruhu terbiye etmek gibi yüce insanî değer, inanış ve hayat tarzlarının içini boşaltıp anlamsızlaştırarak insanı salt maddeye indirgedi.

Kapitalizm ve modernizm, insanlar için AVM (Alış Veriş Merkezleri) adında yeni mabetler inşa etmiştir. Amerika ve Avrupa merkezli emperyalist, kapitalist uluslararası şirketler, insanların bedenlerine yönelik olarak çeşit, tür ve sayı bakımından bol miktarda eşya, nesne, ürün üretti. Bunları Alış Veriş Merkezleri adlı mabedlerinde sergiledi. Her gün, sabah akşam bütün gazete ve televizyonlarda bu ürünlerin reklamları yapılarak insanların beyni yıkanıyor. İnsanlar, ancak bu ürünlere sahip olabilirlerse mutlu olabileceklerine inandırılıyor. Reklam, tanıtım, sergileme, gösterme yollarıyla insanlara bunların çağdaş anlamda kutsal ikonalar olduğu belletildi. İnsanlar da bu büyülü, ışıltılı, cazibeli, cıvıl cıvıl, rengârenk modernizm mabedi olan alış veriş merkezlerinde huşu ile, dinî bir vecd hali içinde âdeta kendilerinden geçmiş, bütün dünyadan soyutlanmış biçimde saatlerce dolaşıyorlar. Hemen hemen bütün ürünlere bakıyorlar, dokunuyorlar, alıyorlar.

İnsanın kurtuluşu, haddini bilmesinde; yani tanrı değil, insan olduğunun idrakindedir.

 

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları