YENİDEN DÜŞÜNMEK, YENİDEN DEĞERLENDİRMEK (2) – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

-
_______6 Temmuz 2015_______

YENİDEN DÜŞÜNMEK, YENİDEN DEĞERLENDİRMEK (2)

Necdet Özkaya
Paylaş:

06 Temmuz 2015

MHP’nin ve özellikle Devlet Bahçeli’nin öteden beri ifade ettiği “Bin yıllık kardeşliğimizi bozdurmayız.” İlkesi benimsediğim, zannımca da herkes tarafından da çok kabullenilen bir ilkedir. Bu ilkeyi gerçekleştirmek için ne yapmak, nasıl yapmak, ne zaman yapmak hususunda açıkladığı bir yol ve yöntem var mıdır?

Var da benim mi haberim yok?

Bin yıldan beri kardeşliğimiz var da, kardeşlerimiz her dönemde, belli aralıklarla merkezi devlete, bizim kurduğumuz Türk devletlerine karşı niçin başkaldırıyorlar? Başkaldırının hepsinde suç Türk devletinin mi? Hırsızın hiç mi suçu yok. Bu başkaldırışlara sebep olarak hep dış güçleri göstermek tarihi gerçekler ile ne kadar ve ne ölçüde uyuşuyor?

Bu güne kadar bu konularda “ya ak, ya kara” değerlendirmesi ile karşı karşıyayız. Gerçeği, yalnız gerçeği öğrenmek için neler yaptık, neler yapmalıyız?

AKP on üç yıllık iktidarı süresince Kürt isyanlarında suçu Türkiye cumhuriyetinin takip ettiği politikalarda aradı. İsyana liderlik yapanların anıtlarının Diyarbakır ve Tunceli’de yapılmasına seyirci kalmanın ötesinde bu davranışları demokrasinin ve özgürlüğünün bir gereği olarak düşünüp kabullendi.

Dersim ve benzeri olayları siyasi gündeme taşıyarak Türkiye cumhuriyetini, Atatürk’ü yine İnönü’yü insafsızca suçlamaktan çekinmedi. 7 Haziran seçimlerine kadar, her seçimde düşündüklerini gerçekleştirerek seçimlerde büyük başarılar elde etti. Beslediği karga şimdi gözünü oydu. Acaba 7 Haziran sonuçları AKP’nin aklını başına getirir mi? Türk devletinin kuruluş felsefesini ve bu felsefeye vücut veren anayasa maddelerini değiştirmek isteğinden vazgeçer mi? Zamanla onu da göreceğiz.

AKP aklınca Türklük’ ten vazgeçerek, hatta onu ayaklar altına alarak PKK terör örgütünün eylemlerini durdurarak bölgede karşılaşılan sorunların biteceğini sanıyordu. Seçim sonuçları onların yanıldıklarının belgesidir. ‘Güroymak’ ismi yerine cumhurbaşkanı ünvanı ile “Norşin” adını yüksek sesle konuşan Abdullah Gül, hangi siyasi yapı için harcı koyduğunun ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu şimdi düşünüyor mu? Bu davranışın milli bir hata olduğunun farkında mı?

Ümmetçi politikalarla kendisince “çözüm”le birlikte barışı sağlayacaklarını düşünen AKP’liler, bana göre seslendirmeseler de yanıldıklarını anlamışlardır. Sanıyorlar ki “Türk Milleti” söylemi ümmetdaşlığa engeldir. Halbuki benim milletdaşlığım, ümmet kardeşliğine aykırı değildir. “Türk milletindenim, İslam ümmetindenim” sözü Ziya Gökalp’tan bu tarafa Türk milletince kabul edilmiştir. Cumhuriyet hükümetinin kuruluşundan beri politikasına esas olan ilkelerinden bir de bu olmuştur.

“Ne Mutlu Türküm” özdeyişini ilkellik olarak kabul eden, okullardan “andı” kaldıran AKP, bu ve benzeri uygulamalarla “HDP” diye bir gücün karşısına çıkmayacağını düşünüyordu. Yanıldığını anlamış mıdır acaba? Bakalım zaman ne gösterecek?

***

MHP, “HDP” li hiçbir oluşumda hiçbir suretle onlarla yan yana gelmeyiz sözünü seçim akşamından beri başta genel başkan ve bütün sözcüleri söyleyip gelmişlerdir. HDP’yi yok saymak reel politikayla ne kadar izah edilebilir. Ben ve benim gibi düşünen milliyetçiler MHP’yi çok iyi anlamış olmalarına rağmen, MHP bu davranışı ile yalnızlıktan kurtarmaya yetmeyebilecektir. Her görüşten insanlar televizyonlarda, gazetelerde MHP’nin bu katı tutumunu eleştirmektedirler. Sokaktaki sıradan yurttaşlar dâhil olmak üzere Devlet Bahçeli’yi MHP’liler dışında anlayan bir kimsenin olacağını düşünmek gerçekten çok zor.

Herkes her vesile ile MHP’yi tenkit ederken MHP’liler dışında hiçbir Allah’ın kulu HDP’ye dönüp siz neden bu kadar keskin ve katı tutumunuzu gözden geçirmiyorsunuz? Diye bir soru sormuyor.

Onlar “anayasayı değiştirin, Türk egemenliğine son verin hatta, devlete Kürtleri ve diğer azınlıkları ortak edinin. Doğu ve Güneydoğu bizim olsun, Ankara ’daki devlete de ortak olacağız” demek cesaretini AKP’nin gevşek politikalarından almaktadırlar. ”Türkiye partisiyiz diyen HDP 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ilkelerine bağlıyız” sözünü katiyen ifade etmemektedir. Selahattin Demirtaş’ı bir parti başkanı olarak kabul edenler yanılıyorlar. Demirtaş Öcalan’ın -öte yandan Kandil’in- tabiri yerinde ise bir memuru olduğunu görmek ve bilmek zorundadırlar.

HDP ile olmayız diye MHP, AKP ile ne ölçüde anlaşabilir? Bana göre anlaşması çok zor. MHP liderinin demeçlerini dinleyip anlayabilen herkes, HDP ile hangi gerekçelerle anlaşmazlığı varsa, aynı sebeplerle de AKP ile anlaşmazlığa düşeceği açıkça bellidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir AKP adayının seçilmesi halinde bu MHP nin örtülü olarak verdiği destek sayesinde olacaktır. Bu böyle değerlendirilmeye başlamıştır.

Bu şu anlama gelmiş olacaktı: MHP her kritik dönemde olduğu gibi bu sefer de AKP’nin değirmenine su taşıdı denilecektir.

***

MHP 1999 milletvekili seçiminde doğu ve güneydoğu illerinde milletvekili ve belediye başkanlıkları kazanmıştı. Sonraki seçimlerde ne olduysa oldu MHP bu illerin çoğunda ne milletvekili ne de belediye başkanı seçimini kazandı. MHP bu konuda ilmi bir araştırma yaptırıp sebeplerini öğrendi mi bilmiyorum. Kamuoyunun da bildiğini sanmıyorum. MHP bu gerçeği PKK nın silahlı baskısı dolayısıyla bölge halkının MHP ye oy vermediğini ifade etmekten başka bir sebep gösterememiştir.

AKP’nin güvenlik güçlerini pasifize etmesi sayesinde PKK bölgeye her konuda hâkim olmayı başardı. CHP ve MHP gibi Türkiye ’nin iki köklü partisinin doğu ve güneydoğu da çok az oy almış olması, Türk devleti, milleti, vatanı ve siyasi hayatı açısından çok hazin bir durumdur. Bu siyasi gidiş devam ederse aynı akıbetle AKP de karşı karşıya kalacaktır.

***

7 Haziran seçim sonuçlarının belli olmaya başladığı saatlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yaptığı konuşmada: “seçimlerde en karlı çıkan MHP olmuştur. Biz hiçbir partiyle hükümet olmayız. Ana muhalefet oluruz. Hükümet kurulmazsa en kısa zamanda erken seçime gidilir” demişti.

Bunları söylerken suratından düşen bin parça olurdu. Çok asabi ve öfkeliydi. Hem kazançlı ve başarılı çıkan partinin MHP olduğunu belirten Devlet Bahçeli’nin bu tavrı, sınıfını geçmiş karnesiyle birlikte teşekkür veya takdir belgesi alan bir öğrencinin evine öfkeli, kızgın girmesi gibiydi. O akşam Devlet Bahçeli’nin tavrını, öfkesini izah etmek mümkün değildi.

Devlet Bahçeli TBMM Başkanlığı seçiminde takındığı tavırla rakiplerinin eline korkunç bir propaganda yapma imkânı vermiş oldu. MHP’nin oldum olası en zayıf yanı kendisini anlatmaktaki tanıtım zaafıdır. AKP iktidarı süresince AKP karşısındaki medya tarafından iyi kötü MHP haberleri, parti sözcülerinin demeçleri yer alıyordu. Bugünden itibaren yandaş medya ile birlikte muhalif medya da MHP nin aleyhinde olacaktır.

HDP, “biz Türkiye partisiyiz” deyip bizim dışımızdaki çevrelerce alkış alırken, MHP’nin de Türkiye partisi olmasını dileriz temennisinde bulunuyorlar. HDP’nin Türkiye’nin partisi olduğuna dair iddiası çok doğru değildir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devletine kast eden bir partidir. Devletin kuruluş ilkelerine bağlı olmayan bir siyasi varlığın Türkiye partisi anayasamız açısından da hukuk açısından da meşru olamaz, olmamalıdır. Ama bunu nasıl ve hangi vasıtalarla anlatabileceğiz? Aciz kalacağımızdan, nefesimizin yetmeyeceğinden korkmaktayım. Bu korkuyu, endişeyi içinde hisseden biz ülkücüler buna çare aramak ve mutlaka çare bulmak zorundayız. Hastalık her geçen gün yaygınlaşmakta ve derinleşmektedir.

“Bin yıllık kardeşliğimizi bozdurmayız.” Sözünü açıklamak gerekir: Kardeşliğimiz, ana baba birliği olmadığına göre niçin kardeşiz?

  • Soy birliği mi?
  • Dil birliği mi?
  • Din birliği mi?
  • Vatan birliği mi?
  • Tarih birliği mi?
  • Kültür birliği mi?
  • Kader birliği mi?
  • Devletin birliği mi?
  • Bayrak birliği mi?

Bu ve benzeri soruların cevapları açık bir surette verilmelidir.

Bölge nüfusunun cümlesini Kürt olarak görüp kabul etmek çok yanlıştır. Çünkü Kürtlerin dışında o illerde Türkler ve başka kavimler de asırlardan beri oturmaktadırlar. İhmal eder veya yanlışlıklar yaparsak, tarihte olduğu gibi, bu dönemde de çaresiz kalan Türkler ve diğer nüfuslar Kürtleşirler. HDP bütün gayretiyle Kürtleştirmeyi gerçekleştirmek istiyor. Bunu önlemek şüphesiz ki Türk devletine ve hükümetine düşen asli bir vazifedir. Ne acıdır ki on üç yıldan beri Türk devletini yöneten kadrolar bizimle aynı hassasiyeti paylaşmamaktadırlar. Aksine HDP’ ye yakın bir politika gütmektedirler. Bu ahval karşısında görev tamamı ile milliyetçilere ve ülkücülerle düşmektedir.

Türkçülüğün en yakın mefkûresi Türkiyeliliktir. Yani Türkiye birliğidir. Bu esasen büyük ölçüde gerçekleşmiştir. O bölgede yapılan anketlerin sonuçlarına bakınca halkın büyük çoğunluğu kendisini Türk hissetmekte, Türkçe konuşmakta Türk devletinin yurttaşı olduğunu ifade etmektedir. Türk bayrağını bayrak olarak bilmektedir.

Sanıldığının aksine bölge insanı ile asgari değil, büyük paydaşlığımız vardır. O bölgeleri ve bölge insanlarını HDP’ye, PKK’ ya teslim etmek Türk milliyetçileri için özellikle MHP için affedilmez bir hata olacaktır. Oğuz birliği, Nihai ve uzak hedefi olan Turancılığı, Türkiye birliğini koruyamadığımız takdirde sonraki hedeflerin cümlesi gücünü ve ülküsünü kaybedecektir.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları