AB: “HEM SUÇLU, HEM GÜÇLÜ” – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

-
_______3 Aralık 2016_______

AB: “HEM SUÇLU, HEM GÜÇLÜ”

Sadi Somuncuoğlu
Paylaş:

Türkiye, katılım için 1959’da Yunanistan’dan on beş gün sonra AET’ye müracaat etti ve 1963’de “Ankara Anlaşması”nı imzaladı. Ekonomisi Türkiye’den çok geri olan Yunanistan 1981’de tam üye oldu, legal ve illegal yolardan akıl almaz mali ve siyasi destekler aldı. AT, (1993’de AB olmuştur) 1990’da Sovyetler Birliği dağılana kadar Türkiye’yi idare etti; bu tarihten sonra kendi hukukunu da çiğneyen ve yetkili olmadığı alanlarda (dış politika gibi) baskıcı bir yolu benimsedi. Helsinki’de 1999’da adaylık statüsü verilirken hedefi; Türkiye’yi AB’den ümitsizliğe düşürmemek, Kıbrıs’ı Rumlara, Ege Denizini Yunanistan’a vermek ve teröristbaşı APO’yu idamdan kurtarıp ülkemizde yeni bir azınlık yaratmak idi. 2002’de teröristbaşı kurtarılmış, diğer hedeflerde gelinen nokta da ortadadır. Bütün bunlar 10 Aralık 1999’da Bakanlar Kurulunda adaylık statüsü konuşulurken dile getirilmiş ve 2002’de yayımlanan “Avrupa Birliği Bitmeyen Yol” kitabımızda kayda geçirilmiştir. Bitmeyen yolun gelinen bugünkü noktasında ise AP, Türkiye ile ilişkileri dondurma kararı almıştır. Bu blöfe pabuç çıkaracak ahmak kaldıysa.

Görülüyor ki, AB, Türkiye’ye muhtemel ortak gibi değil, dağıtılacak ve sömürülecek hedef ülke gibi bakıyor. Bu tespit önemli olduğu için 2004’de önümüze konan zirve kararlarından bazı örnekler vermek isteriz:

“Lozan’ın yeniden yorumlanması, Kopenhag Kriterleri temelinde yeni anayasa, MGK kanununun ulusal güvenliği tarif eden 2a ile TSK İç Hizmet kanununun Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi ile ilgili 35. Maddelerinin değişmesi, Genelkurmay Başkanının Milli Savunma Bakanına bağlanması Kamu Reformu, Özel İdare Kanunu, Belediyeler ile Büyükşehir Belediyeleri Kanunlarının çıkarılıp, ketum idari sistemin ademi merkeziyetçi yapıya dönüştürülmesi, Anadillerde yayınlarda süre sınırı ile devletin bölünmez bütünlüğüne saygı gibi kesin prensiplere bağlı olunmaması, dini topluluklara tüzelkişilik verilmesi, Katolik ve Protestan topluluklara vakıf kurma hakkının tanınması, cami dışındaki ibadet yerlerinin açılması ve tamirinde koşullar öne sürülmemesi, Ekümenlik sıfatının aleni kullanılması, kilise seçimlerindeki kuralların kaldırılması, Gökçeada’daki Rum okullarının açılması, vatandaşların mülklerinin iadesi, Öcalan’ın yeniden yargılanması, Anadillerde kurs masraflarının devlet tarafından üstlenilmesi, Siyasi partilerin Türkçe dışında dil kullanabilmeleri, Vakıf ve derneklerin yurtdışındaki kuruluşlarla ilişki kurup, para yardımı alabilmesi ve siyasi partilere para yardımı yapması, Kürt azınlıkların diğer azınlıkların hak ve özgürlüklerinden tam olarak yararlanmasına imkan verecek tedbirlerin alınması, Rum kesiminin tanınması, Türkiye’nin [Kıbrıs] “işgal kuvvetlerini” belirli bir takvim çerçevesinde bir an önce geri çekmesi, Yunanistan’la Ege konusunda anlaşmaya varılması, soykırımın tanınması, AB’nin Türkiye’nin komşularıyla ikili ilişkilerinde müdahil olması, Türk Cumhuriyetleriyle ilişkilerini sınırlandırması, AB’nin Türkiye ve bölge ülkeleriyle ilişiklerinde, Türkiye’de ve diğer bölge ülkelerinde bulunan kayda değer Kürt azınlıklar ile AB’deki mevcut Kürt diasporasını, dikkate alması, AB’nin dış politikasıyla birkaç yıl içinde ikna edici bir uyum göstermesi gibi.

AB, ortak politika alanına girmediği ve varlığımızı hedef aldığı için bu konularda talepte bulunamaz. Ayrıca AB hukukuna aykırı olduğu için de bu dayatmaları yapamaz. Buna rağmen üzülerek ifade edelim ki, bunların tamamına yakınının gereği yapılmıştır.

Ekonomik yalan kampanyaları

Tartışmalarda “ihracatımızın %50’si veya 60’ını AB’ye yapıyoruz” gibi asılsız beyanları; ihracatımızdan bahsedip de, ithalatımızdan hiç söz edilmeyişini, ülkemizin AB’nin himmetine sığınmış gibi gösterilmesini kınıyoruz.  Bu yalanlara karşı hem AB, hem de dış ticaretimize ait istatistikleri yorumsuz olarak aşağıya alıyoruz.

AB İLE TİCARETİMİZ (Bin Dolar)

  İHRACAT İTHALAT
2005 41.359.240.861 52.695.763.641
2006 47.922.679.900 59.400.807.958
2007 60.390.661.097 68.611.437.605
2008 63.379.554.492 74.802.187.293
2009 46.975.825.164 56.587.625.778
2010 52.684.676.776 72.243.221.948
2011 62.346.137.927 91.227.354.143
2012 59.193.420.925 87.822.106.208
2013 62.829.035.462 92.585.620.524
2014 68.226.721.474 89.011.829.072
2015 63.746.535.422 78.840.048.517

 

TÜRKİYE’NİN DIŞ TİCARETİ

İHRACAT – İTHALAT (Bin Dolar)

2015      143 838 871 – 207 234 359

2014      157 610 158 – 242 177 117

2013      151 802 637 – 251 661 250

2012      152 461 737 – 236 545 141

2011      134 906 869 – 240 841 676

Bu istatistikler gösteriyor ki, toplam ihracatımızın, ancak ¼’ üne yakınını AB ile yapıyoruz. İhracat – ithalat istatistikleri hep AB’nin lehine sonuç veriyor.

İçimizdeki AB’cilere bir müjde (!) verelim: AB’yi kapıdan kovsak, pencereden girecektir. Zira yolun yarısını geçtiğini düşünmektedir, asla bırakmak istemez. “Biz Avrupa’da Misafir Değil, Ev Sahibiyiz” sözü delil yapılabilir. Ama el mi yaman, bey mi yaman günü gelince görülür.

Çaremiz, AB’den çıkıp, AB’nin birçok ülke ile yaptığı serbest ticaret anlaşmasına geçmektir. Böylece AB, hem içişlerimize, hem de dünya ile ticaretimize karışamaz. İki taraf arasında, sürdürülebilir ticari ve siyasi ilişikler düzeni kurulmuş olur.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları