Abdulkadir Selvi ne diyor?

Abdulkadir Selvi, 20 Kasım 2017 tarihli “Zarrab operasyonunun bilinmeyenleri” başlıklı yazısında şunları söylüyor:

ABD’nin Zarrab‘ı, 2007 tarihinden bu yana izlemeye aldığı anlaşılıyor. 2010-2015 tarihleri arasında ise resmi süreç için düğmeye basılmış. Zarrab‘ın, Türkiye-İran-Azerbaycan ve Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden para trafiği ve altın ticareti takip edilmiş. Bu takip nasıl yapılmış? Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu NSA’nın telefon ve televizyonlar üzerinden yaptığı dinleme ile birlikte mail’leri, yaptığı tüm bankacılık işlemleri ele geçirilmiş. CIA’in İstanbul ve Ankara’daki ofisleri dinleme üssü olarak kullanılmış. İlginç olanı Zarrab‘ın başka şahıslar üzerine açılan hesaplardan yaptığı para transferleri de tespit edilmiş. ABD, 2007 yılından bu yana Zarrab adını koyup, Türkiye’den birçok siyasi ve bürokratın nefes alışını dahi takip etmiş. Söz konusu Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın olduğu durumlarda ise Alman istihbaratının da devrede olduğu anlaşılıyor. FETÖ-ABD-Almanya üçgeni.

Şimdi bu sözlerden ne anlamalı?.. ABD, Zarrab’ı 2007 yılından beri izlemeye almış. Adamın bütün işlerini, uluslararası para trafiğini ve altın ticaretini, siyasilerle ve bürokratlarla konuşmalarını “telefon ve televizyonlar üzerinden yaptığı dinleme ile birlikte mail’leri, yaptığı tüm bankacılık işlemleri”ni ele geçirmiş.

Yıl 2007. 17/25 Aralık 2013’ten, yani AKP iktidarı ile Gülencilerin bozuştuğu tarihten yıllar önce ABD, Zarrab’ı izlemeye almış. AKP ve Külliye’ye hayli yakın olan Selvi ne diyor Allah aşkına? ABD savcıları tarafından hazırlanan Zarrab iddianamesindeki her şey doğru mu demek istiyor? Öyle ya, adamın telefon konuşmaları, mailleri, Türkiye’deki siyasiler ve bürokratlarla ilişkileri ta 2007’den itibaren tespit edilmiş. Aziz okuyucular, Selvi’nin yazdıklarından, siz de benim edindiğim izlenimi edinmiyor musunuz? Gerçi Selvi, Zarrab’ın daha baştan itibaren itirafçı olma pazarlığı yaptığını da söylüyor ama neticede Zarrab neyin itirafını yapacak? Selvi’nin de belirttiği, 2007’den itibaren ABD tarafından tespit edilen telefon konuşmalarının, maillerin, siyasilerle ilişkilerin itirafını yapacak.

Abdulkadir Selvi’nin yazısının sonu da çok ilgi çekici. “Türkiye ne yapacak?” diye soruyor ve şunları söylüyor:

Türkiye’nin önünde iki yol görünüyor. İran’ın Zarrab ve Zencani‘yi yargılayıp, faturayı eski yönetime keserek elini yıkamasına benzer bir yolu tercih etmedik. Ancak Enerji Bakanı Berat Albayrak‘ın da savunduğu gibi, olayı ambargoyu delen bir iş adamı ve onun etrafında dönen bir para ve altın trafiği olarak görüp, seviyesini düşürebiliriz.

Ya da diplomaside “kol bükme” olarak isimlendirilen önemli bir kozu karşısına koyup, Zarrab dosyasının rafa kalkmasını sağlayabiliriz. Zarrab bu olayda nokta değil sadece bir virgül. Zarrab üzerinden Erdoğan‘a operasyon çekiliyor.

Allah Allah!.. Bu defa da Türkiye’nin birtakım olmadık yollara sapabileceğini söylüyor. Üstelik bunlardan birini de Enerji Bakanı’nın savunduğunu belirtiyor. Ne yani?.. ABD’nin tespit ettiği suçlar var ama Türkiye bunu küçük bir olay gibi gösterecek veya bunun karşılığında bir koz kullanacak öyle mi? Türkiye böyle bir şey yapabilir mi?

Aslında ben bu vesileyle başka bir konuyu gündeme getirmek istiyordum. Bir yandan Zarrab olayı ile sıkıştırılma. Bir yandan ABD’nin YPG’ye silah vermesi. Son olarak da NATO skandalı. Acaba diyorum, Zarrab’ın itiraflarıyla çok sıkışan birilerinin kendilerini kurtarmak için, NATO’dan ayrılıp Rusya ittifakına girmek niyeti var da bütün bunlar, bu hayati dönüşün gerekçeleri mi olacak?

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*