Aşık Veysel’de Milliyet Şuuru 2 – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

-
_______3 Mayıs 2013_______

Aşık Veysel’de Milliyet Şuuru 2

Nurullah Çetin
Paylaş:

Önceki köşe yazımda Âşık Veysel’in millî birlik ve bütünlük meselesini “GEL BİRLİK KAVLİNE GİRELİM, KARDAŞ” şiiriyle net olarak ortaya koyduğunu belirtip bu şiiri vermiştim. Bu yazımda o şiirden hareketle Veysel’de milliyet şuurunu açmaya çalışacağım.

Veysel, fıtratından gelen temiz Türk sezişiyle, batı emperyalizminin ta Tanzimat’tan bu yana, etnik yapı, mezhep, coğrafya, toplumsal ve ekonomik konum ve hayat tarzı farklılığına dayalı olarak Türk millet birliğini paramparça etme projesinin farkına varmış, sezmiş ve bu projeye karşı tepkisini ortaya koymuştur.

Zira Tanzimat’tan itibaren Haçlı–Siyon emperyalizmi, nasyonalist politikalarla kavmiyetçiliği tahrik ederek Türk millet düşmanlığına dayalı ırkçı temelde ayrışmayı körüklemiş. Bir dönem gelmiş, alafranga–alaturka, garplı–şarklı tasnifine dayalı bir ayrışmayı tahrik etmiş. Bir dönem gelmiş, Marksist ideolojiyi sokarak Türk millet birliğini ekonomik durum farklılığı temeline dayalı sınıfsal bir ayrışmayı ve çatışmayı hızlandırmış. Bir dönem gelmiş alev–sünnî adıyla mezhep temelli bir ayrışma ve çatıştırmayı denemiş. Hâlâ da günümüzde hem etnik, hem mezhep, hem sosyal ve ekonomik tasnif temelli ayrıştırma ve çatıştırma projesi bütün yönleri ve çeşitleriyle devam ediyor. İşte Veysel’in yukarıya aldığımız şiiri ve daha birçok şiiri bu bağlamda güncelliğini korumaya devam eden millî metinlerimizdendir.

Veysel’in son verelim dediği iftira ve bühtan, işte Haçlı–Siyon emperyalizminin propaganda ettiği şeylerdir. Yani millî Türk devletinin vatandaşlarımızı etnik kökene, mezhep türüne, ekonomik ve toplumsal konum farkına göre ayırdığı, haksızlık, adaletsizlik ve zulüm yaptığı, ezdiği, şovenist, militarist baskılar uyguladığı gibi batı kaynaklı aslı astarı olmayan, garazkâr ideolojik söylemlerdir. Veysel, bütün bu söylemlerin millî Türk devletine ve Türk millet birliğine atılmış iftira ve bühtan olduğunun bilincindedir ve buna karşı “can cana kardeşâne sevişelim” diyerek millî tepkisini ortaya koyuyor.

Bizim ekonomik farklılık temelli çatışan sınıflardan ve etnik temelli adacıklardan meydana gelen kozmopolit bir topluluk değil; kaynaşmış, yekpâre bir şuurlu millet oluşumuzu öne çıkarıyor. Elbirliğiyle vatana çalışmak, ona göre okul ve fabrika kurmaktır. Zira okul ve fabrika kurulursa Türk millet birliğini dağıtmaya dönük dışarıdan gelen her türlü ideolojik saldırılar akamete uğrayacaktır.

Okul ve fabrika kelimeleri, rastgele söylenmiş değildir. Bu ikisi, bizim millet anlayışımızın iki temel unsurunun kurumsal karşılığıdır. Okul, Türk milletine millî ve manevî değerlerini, tarihini, ecdadını, kültürünü, dilini, dinini öğretecek; yani milletimizin manevi, soyut, millî değerlerini inşa edecek, ruhunu ve kalbini doyuracak bir kurumdur.
Fabrika da cesedimizi, maddi, biyolojik varlığımızı doyuracak, besleyecek, maddi olarak varlığımızı idame ettirecek bir kurumdur. Dolayısıyla manevî ihtiyaçlarımız için okul, maddî ihtiyaçlarımız için fabrika birer simge kavram olarak kullanılmıştır. Bu iki kurum sadece bize ait olursa yani bunlar üzerinde bizim bağımsız millî irademiz belirleyici ve yönlendirici olursa o zaman yekpâre millet yapımız korunacaktır.

Veysel, şiirinin bu ikinci dörtlüğünde Türk milleti olarak bizim kendi bağımsız irademizle, elbirliğiyle vatana çalışmamız, kendi okulumuzu ve fabrikamızı kendimiz yamamız gereği üzerinde duruyor. Aslında burada ince bir gönderme var. Okul ve fabrikayı biz yapacağız ve tamamen bize ait olacak. Okulumuz yani eğitimimiz, Batı dayatmalarına ve emperyalist Batının eğitim programlarına tabi olmayacak.

Yani Avrupa Birliği ve Amerika talimat ve dayatmalarıyla evrensel dünya vatandaşı yetiştirmeye dönük ruhsuz, milliyetsiz, şuursuz, bencil, menfaatperest bir birey yetiştirmeyi amaçlayan bir eğitim sistemimiz olmayacak. Bunun yerine milliyetçi Türk, yani önce kendi milletini düşünen, önce milleti için kaygı duyan ve önce kendi milletini kalkındırmaya çalışan bir milliyetçi Türk yetiştirmeyi hedef edinen millî eğitim sistemimiz olması lazım demek istiyor.

İkinci olarak fabrika da bizim olacak. Yani kendi yeraltı ve yerüstü bütün doğal kaynaklarımızı, hammaddemizi kendi fabrikamızda kendimizin işlemesi ve ancak ürünlerini yabancılara satmamız gerektiği kastediliyor. Fabrikayı biz kurmaz ve bizim olmazsa o zaman yabancı şirketler gelir fabrikalarımızı satın alır ya da kendisi yeni fabrika kurar, hammadde kaynaklarımızı çok ucuza alır, karın tokluğuna bizi işçi, bekçi, memur olarak çalıştırır, sonra ürününü de bize kazık fiyata satar. İşte uzun uzun anlattığımız bu meseleleri Veysel, kısacık bir dörtlük halinde açık, anlaşılır ve yalın bir dil ve üslupla anlatıvermiş. Buradaki millî hassasiyeti bizim sezmemiz ve farkına varmamız lazım.

Şiirin üçüncü dörtlüğü, tamamen Türk millî varlık ve bütünlüğünü ifade ediyor. Türk milleti olarak bizim ırkımız, neslimiz, kanımız aynıdır, birdir. O zaman komünistlerin tahrikiyle sosyal sınıflara, gâvurun kışkırtmasıyla mezheplere ayrılıp senlik benlik davası gütmenin manası yok. Bu millet olarak hepimizi candan usandıran bir şeydir. Ancak millî Türk birliği şuuruyla bu ayrılık yaralarını sarabiliriz.

Dördüncü ve beşinci dörtlüklerde Veysel, millî Türk birliğinin sembol figürü olan Atatürk’e gönderme yapıyor. “Bozguncular sözüne boş verelim, Atatürk’ün izinden gidelim” derken zımnen kastettiği ve vermek istediği mesaj şudur; Bizi Marksizme göre sınıflara ayıran komünistler, mezheplere, etnik gruplara, kavimlere ayırıp çatıştıran gâvurlar ve bunarın içerdeki temsilcileri, sözcüleri bozgunculardır. Onların sözüne bakmayacağız, Atatürk’ün izinden gideceğiz.

Çünkü Atatürk, Türk düşmanı etnikçilere, mezhep ayrımcılarına ve sınıflaşmaya sebep olan kapitalizme karşı mücadele vererek sınıfsız, imtiyazsız bir Türk millet birliğini tesis etmiştir. Veysel’in söylediği o zamanki bozguncular, bugün Türkiye’de etnik ve mezhep farklılığını her gün kaşıyan, bunun siyasetini yapan, haricî bedhah olarak Amerika, Avrupa, İsrail ve diğerleri, dahilî bedhah olarak da içerden liberal, Kürtçü, Ermenici, Sorosçu, Amerikancı, Avrupa Birlikçi, bilmem neci karanlık aydın ve siyaset esnafıdır. İşte bugün de biz bütün bu fesat güruhuna karşı Atatürk’ün Türk millet birliği idealine bağlı kalmalıyız.

Şiirin son iki mısraı olan şu kısım:
“Bana düşman etmiş vatandaşımı
Sebebi ne ise soralım, kardaş”
aynı zamanda en vurucu, en can alıcı, en kışkırtıcı ve eyleme davet edici mısralardır. Vatandaşımı bana düşman edene hesap sormak. İşte alınacak tavır budur. Türk millet birliğini oluşturan ve fert planında eşit olan vatandaşlarıma etnik, mezhepsel ve sınıfsal anlamda grup kimliği verip millî Türk devletine ve Türk milletine düşman eden Haçlı–Siyon emperyalizminden ve onların içerdeki sözcü ve temsilcilerinden hesap sormak zorundayız. Türk milleti olarak biz bu hesabı sormazsak, onlar bizim hesabımızı görüyor. Veysel, en yumuşak perdeden ve usulca bir büyük kıyama davet ediyor aslında. Bu millî Türk kıyamıdır. Onun sesine ses vermezsek sesimizi kısacaklardır. Bu böyle biline.

Şiirin bana göre anahtar kavramı “kardaş”tır. Bu kelime, Anadolu Türk halkının içten, kalpten, gönülden gelen son derece sıcak ve samimi bir şekilde yakınlık, birlik, bütünlük ruhunun karşılığı olan bir kelimedir. Türk millî birlik ve bütünlük şuurunu tam olarak ifade eden bir kavramdır. Marksist ideolojiye uygun sınıfçı birliğin ifadesi olan “yoldaş” ne kadar soğuk, korkutucu ve itici ise milletçi bütünlüğün ifadesi olan “kardaş” o kadar sıcak ve munistir.

Velhasılı kelam, Kardaşlığımızı bozmayalım, kardaşlarımızı feda etmeyelim, kardaşlarımızı ona buna yem etmeyelim. Kardaşlığımızı karındaşlık ruhuna uygun şekilde koruyalım ve geliştirelim.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları