ANA, YAR ve ZİYA (Öğretmenime mektup) – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______13 Ocak 2013_______

ANA, YAR ve ZİYA (Öğretmenime mektup)

Fuat Yılmazer
Paylaş:

Dergi, günlük bir gazete ve görsel medyada yazıyorum. Buna rağmen bu yazı için aldığım teklifte ayrı bir heyecanlandım. Sevgili kardeşim Celal DOĞRU’nun “Mualla Hanım için özel sayı dergi çıkaracağız yazı gönderir misin?” dediğinde tatlı bir telaşa kapıldım.

Ne demeliydim. Benim ve benim dönemimdeki arkadaşlarımın hayatında özel ve güzel bir yeri olan o yüreği güzel, o güçlü kadın için ne yazmalıydım.

Başlıklar yazılanın özeti olduğunu bildiğim için yazımın başlığını ne koymalıydım. Yazmada sıkıntı çekmeyen ben neden böyle oldum.

Telaşla hafızamda kurgular meydana getirirken beni iyi tanıyan, düşüncelerimi okuyan oğlum Serdar Tuna’nın sorması ile biraz rahatladım. Çünkü bilirim ki onunla konuştuğum her meselede bir çözüm yolu bulunmuştur. Buldum da.

Ben kıymetli hocamdan bahsettikçe can oğlum ‘Anlattığına göre bu sayın büyüğümüz bir anaymış, yarmış, Ziya imiş’ dedi. Düşündüm hatta ikincisine itiraz edecek oldum ama “Yar” kelimesi sadece iki karşı cinsin birbirine ilgisini yansıtmaz. Yar kelimesi manevi anlamda sevgiyi, bağlılığı yüceliği, güvenilirliği de anlatır.

Doğru… Ana kutsallığı, yar sevgiyi, ziya aydınlatma, ışık ve yol göstericiliği ifade ettiğine göre bu kelimeler benim değerli öğretmenime tıpa tıp uyuyordu.

Benim öğretmenime daha ne uyuyordu? Fütüvvet erdemini üzerine yakıştırmakta uyuyordu. Feta yiğit, fütüvvet yiğitlik demekti. Benim öğretmenim yiğitti, hem de layığı veçhile gerçek yiğitti. Fütüvvet soy temizliği manasına da gelir. Öğretmenimin soyu belli idi temizdi. Fütüvvet mertlik, yiğitlik, delikanlılık, cömertlik demekti.

Benim öğretmenimde bu sayılanların hangisi yoktu ki?

Benim öğretmenim Bacıyan-ı Rum’du.(Anadolu da erkekleri savaşa gidince silahlanıp çevresini koruyan kadınlara Bacıyan-ı Rum denirdi.)

Benim öğretmenim; O zorlu günlerde erkek diye anılanların pek çoğu başka işlerle meşgul iken, o ülkesini savunuyor, bizleri kolluyor, yarınlar için hazırlıyordu.

Dişi bir BOZKURT’tu o.

Bacıyan-ı Rum Anadolu’yu Türkleştiren dört taifeden biri idi. Benim Öğretmenim Mualla ULUSOY’ da atalarının emanet ettiği Anadolu’yu işgal etmek isteyen haddini bilmeyenlere haddini bildirten bir mücadele adamı idi.

Tarihte Türk devletlerinde ve Osmanlı İmparatorluğunun kurulmasında rol oynayan atası kadınlar gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşamasına katkı olacak mücadeleyi yaptı.

Benim Öğretmenimin özelliklerinden biriside bilge olması idi. Bilindiği gibi bilgi çok büyük bir güçtür. Bilgelikte bu çok büyük gücün yerinde ve zamanında kullanılması ve gelecek nesillere aktarılmasının sağlanmasıdır.

Benim öğretmenim merhametli idi ama devletinin bekasına kast edenlere karşı bir taştı, granitti, onlara dokundurtmazdı.

Benim öğretmenin gerçek bir Türk kadını idi. Vakurdu, namusluydu mütevazııydı. “Su gibi olmalıyız, her şeyden aşağıda ama kayadan bile kuvvetli”.Kızılderili sözünde ki manayı bünyesinde taşırdı.

Anaydı, Yardı, Ziya idi… Fedakârdı, vefakârdı, ferasetliydi, dirayetliydi…

Öğretmenim Ziya idi. Anlayana bir ışıktı. Yol göstericiydi. İyiliği, iyi bilgileri yavrularına aktaran bir çağlayandı. Bir meşaleydi.

Kitap okuma alışkanlığımın pekişmesini sağlayan Öğretmenim ULUSOY’ dur. Hiç unutmuyorum Yozgat Lisesi 5-Edebiyat A sınıfındayız, sınıfımız 2. katta merdivenlerden çıkışta sağdaki ilk oda. Dersimiz Tarih. Sonradan MHP Yozgat Milletvekili olan Ahmet Erol ERSOY’lar, Belediye Başkanlığı yapan Ali AÇIKGÖZ’ler daha ismini yazamadığım ülkücüler ile sol görüşlü Halil TAŞTEKİN ve arkadaşları da bu sınıfta. Sol gruba mensup bir arkadaşın tarihle ilgili biraz müstehzi sorusuna kıymetli öğretmenim sinirlendiği zaman yaptığı gibi dudaklarını ileri hareket ettirerek, hafif kızaran yüzü ile öyle bir cevap verdi ki unutmam mümkün değil. Bina yapılırken nasıl planı çizilir temelin onu dayandıracak şekilde hesaplamalarla tespiti yapılır, temel atılır ve üzerine duvarları inşa edilir daha sonra çatı nasıl ikmal edilirse, aynen o şekilde sistemli konuştu. O günkü şartlar içinde kendini kültürel olarak yetiştirmeye fırsat bulamamış ülkücülere, şahsen bana çok büyük şevk ve ders verdi. Bundan sonra ilk işim bilinçli değil ama ismi ve içeriği hoşuma giden ve halende kütüphanemi süsleyen 11 adet kitap almıştım. O günden sonra bu çizgiden ayrılmadan almaya okumaya, yazmaya devam ediyorum…

Öğretmenim ne güzel şiir okurdu. Hele meşhur “Taş” şiirini. Yüreğinin bütün coşkusuyla taşın uhrevi ve dünyevi manasını vererek okurdu. Musalla taşındaki işlevinden, mezar başına konan taşlara kadar izah ederek açıklardı.

Okulda yalnızdı. Milliyetçi öğretmen yoktu. Öğretmen odasında nasıl sıkıntı çektiğini ancak şimdi tahmin edebiliriz. (Sonradan o zaman sessiz ve kararlı bir Türk Milliyetçisi olan Mustafa ÖZTÜRK’te atandı). Buna rağmen yenilmez armada, geçilmez kale gibiydi.

İnanç timsali muhterem öğretmenimle uzun süredir görüşemedik, haberleşemedik ama iyi haberlerini alıyordum.

Öğretmenim, şimdi öğrencinin şikâyetlerini dinle yine bir yol göster;

Yerli ve yabancı toplum mühendisleri, yerli hain ve işbirlikçilerle ve edilgen yönetimimiz sayesinde ülkede ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal ve inanç yozlaştırması yaptılar, psikolojik terör uyguluyorlar.

Aşık olmamızda emeğin olan ülkemiz, toz duman içinde…

Hassasiyetimizi olmazsa olmazlarımızı gösteren kırmızı çizgilerimiz yolgeçen hanı oldu…

Milli politikaların odağı olması gerekenler görevini tam yapmıyor.

AB ve ABD nin istediği bizim bünyemize uymayan bütün yollar yasa olarak bize kabul ettirildi.

Türklüğe sövmek artık suç sayılmıyor.

Bu devletin kurucusu Büyük Öndere karşı saygısızlıklar diz boyu.

Ülkenin birliği tehlikede, bölünme ile karşı karşıya.

Psikolojik ve politik depresyondayız…

Dünya Bankasına ve ABD’ye göbekten bağlıyız.

Bölücüler teröristler, onların başı muhatap alındı müzakere yapılıyor. Bunu yürütmenin emriyle devletin özellikli bir kurumu yapıyor.

Toprağı yoğuran şehit kanları feryat ediyor,  DUYAN YOK…

Üniter yapıdan vazgeçilmek üzere, milli yapı çökecek yani ülkenin hali bu…

İşin tuhaf tarafı hiç kimseden ses çıkmıyor. Beklenenlerden ses çıkmadığı gibi 20 li yaşlarda evladını toprağa vermiş şehit anaları bile suskun.

Sanki herkes endişeli gözüküyor, zımnen destek verirmiş gibide susuyor.

Sahte yalancı postnişin’ler çoğaldı, memleketin gençliğini parmaklarında oynatıyorlar.

Bizim hassasiyetlerimize sahip olarak bildiklerimiz onlarda susuyor.

Bunlara ne diyorsunuz öğretmenim?

Biliyorum umutsuz olma diyorsun her zamanki gibi. Umutsuz değilim mücadelemize devam ediyoruz ama size ve sizin gibi öğretmenlere ihtiyacımız var, sıkıntımız burada.

Sizi yürekten saygımla; anaya, ablaya ataya duyulan yoğun sevgimle incitmeden ellerinizden öpüyorum kıymetli öğretmenim…

NOT: 1) Bu mektup Yozgat Lisesinde Tarih öğretmenim Mualla ULUSOY hanımefendiye yazılmıştır.

            2) Bu mektup bir süre önce bir dergide daha yayınlandı. Şartlar daha kötüye gittiği için yeni eklemelerle yeniden yayınlanması lüzumunu hissettim.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları