Anadolu Coğrafyası Ve Burada Yaşamanın Zorluğu – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______27 Haziran 2012_______

Anadolu Coğrafyası Ve Burada Yaşamanın Zorluğu

Fuat Yılmazer
Paylaş:

Saldırının kimler tarafından yapıldığı belli değil. Tek kutup olarak kaldığı dünyaya yeni bir nizam vermek isteyen ABD mi yaptı veya bir avuç maceraperestin davranışımıdır hala resmi olarak netlik kazanmadı. Onlar tarafından belirlenmiş birkaç kişi ve bir camia suçlandı.

ABD’ de olan 11 Eylül saldırısından sonra dünya coğrafyasının aynı kalmayacağı belli idi. Dünya’ya yeni şekil vermek isteniyorsa Türkiye ve Ortadoğu bundan nasibini alır. Devletler başkasının koyduğu kurallarla oynamak zorunda ise olacaklardan etkilenmemesi de, karşı çıkması da mümkün değildir.

Bir millet kendi kültüründen öz değerlerimizden uzak, ekonomisi zayıf, kendine güveni olmayan bir durumda ise, aydınının, basınının, siyasetçisinin, bürokratının, akademisyeninin beyni, midesi, kalbi başkasına bağımlı ise bu durum olağandır. Çağa hazır olmayan, Türk gibi düşünmeyen yönetim kadrosuyla başka türlü olması da mümkün değildir.

Tarih akışı içinde Anadolu coğrafyası rahat ve huzurlu bir hayat sürmemiştir. Bu topraklara hâkim olan unsur, kendini koruyabilen, birilerini de kanatları altında tutacak bir güce ve kudrete sahipse tehlike ötelenmiş, yetersiz yöneticiler zamanında da horca örselenmiştir.

Ortadoğu coğrafyası da öyledir. Anadolu ve Ortadoğu coğrafyası stratejik ve jeopolitik yönden çok önemli iken, birde bunun üzerine yeraltı kaynaklarının önemi miktarı ve ederi ortaya çıkınca ilgi çekme oranı fazlalaşmış ve hızlanmıştır.

Dün olduğu gibi bugünde dünyanın gündeminde Türkiye ve Ortadoğu var.

Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya gibi önemli bölgelerin kilit noktasında bulunan Anadolu coğrafyası; yaşamanın güç olduğu bir yerdir.

Türkiye Orta Doğu’nun anahtar ülkesi, Asya ve Avrupa kıtasının geçiş noktasıdır. Sıcak denizler sebebiyle dünyaya hâkim olunacak coğrafya parçasıdır.

Türkiye üç tarafı denizle çevrilmiş kocaman bir yarımada. Bu toprak bizim toprağımız. Asırlardır Türk kanıyla sulanmış vatan yaptığımız hala kan verdiğimiz, can verdiğimiz kutsalımız.

İstanbul Boğazı jeopolitik ve stratejik yönden Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan önemli geçittir. Türk boğazları, dünyanın en önemli deniz yollarından biridir. Sadece iktisadi ve ticari menfaatler değil, Avrupa devletlerinin siyasi ve stratejik çıkarları da bu bölgede karşı karşıya gelir.

Ekonomik açıdan, boğazlar Karadeniz limanlarının, Doğu ve Orta Avrupa ticaretinin denizdeki ulaşım yoludur.Ege ve Akdeniz  ile Karadeniz’i birbirine bağlar, ekonomik,siyasi ve sosyal bakımdan milletimiz için iyi bir bağlantı ve beraberlik unsurudur..

Anadolu toprakları Ortadoğu’nun da önemli coğrafyasını teşkil eder. Bundan yıllar önce 1 Mayıs 1977 tarihli -Hergün- gazetesinde “Orta Doğu Bunalımı ve Türkiye” başlıklı yazımda “Önemli bir coğrafi özelliğe ve yeraltı zenginliklerine sahip olan Ortadoğu ve Türkiye’de bugün birçok siyasal, sosyal ve ekonomik çalkantılar mevcuttur. Arap İsrail anlaşmazlığı bir çözüme bağlanmamıştır, bağlanacak gibide gözükmemektedir.

Türkiye ve Yunanistan arasında Kıta sahanlığı, adalar meselesi, Batı Trakya Türklerinin durumu, Kıbrıs problemleri vardır… Lübnan da ki iç karışıklığın hala kesin çözüme kavuşmaması ve bunun üstünde Amerika, Rusya ve Çin’in Ortadoğu da ki melun iştahını göz önüne getirirsek mesele bütün vahşetiyle ortaya çıkmaktadır. Bu şartlar altında barıştan söz edilebilir mi ? Bizce hayır. Bu kolay olmayacaktır. Ortadoğu’da barışın olabilmesi için bu mevkide bulunan ülkelerin kendi iç meselelerini halletmesi gerekir”, “Bazı çıkarcı devletlerle beraber emperyalist ve süper devlet Rusya ve Amerika’nın Ortadoğu’yu devamlı bir buhran içinde tutmaya çalışmaktadır ve bunda da başarılı olmaktadır”(1) demiştim. 35 yıl olmuş bu problemden hangisi çözüldü?

Üç kıta üzerinde köprü görevi yapan Anadolu coğrafyasına hâkim olan kuvvetin Ortadoğu üzerinde otomatikman etkisi ve ağırlığı olur. Ortadoğu önemli merkezidir, Çünkü Ortadoğu’ya giden yollar Türkiye’den geçmektedir.

Ortadoğu’nun elde edilmesi Türkiye’nin elde edilmesidir. Türkiye’nin kontrol altına alınması ise Ortadoğu’nun etki altına alınmasını getirir. Bu sebepten Türkiye rahat yaşama şansına sahip değildir. Kontrolde tutulması için içi karıştırılır, ayrılıklar çıkarılır, bölücülük nifakları serpilir. Ekonomik güçsüzlük ve kültürel yozlaşma birinci hedeflerindendir.

Dünyanın kilit noktası Ortadoğu’dur. Ortadoğu’nun en önemli kalelerinden biride Kıbrıs’tır. Kıbrıs’a hâkim olan güç Türkiye’ye, Türkiye’ye hâkim olan güç ise Ortadoğu’ya hâkim olmakta zorlanmaz. Ortadoğu’nun ekonomik, politik ve askeri ilişkililerinin üzerinde ağırlığı vardır. İran, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Mısır, İsrail, Suudi Arabistan, Kıbrıs ve Afganistan’ın bulunduğu Ortadoğu bölgesi petrol zenginidir. Türkiye’de ve çevresinde ki Azerbaycan’da Bakü, İran’da Ahvaz, Irak’ta Musul, Kerkük ve Basra körfezi ve Suudi Arabistan’ın güneyindeki, Mısır’daki, Libya’daki petrol dünya devletlerin iştahını çekmektedir.

21 yy.da da söz konusu coğrafyayı bu bölgeden kazanım elde etmek isteyen emperyalist güçler sürekli karıştırmaktadır.

Anadolu coğrafyasından bahsederken Kıbrıs’ı atlamak mümkün değildir. Kıbrıs adası hem Türkiye hem de Ortadoğu için vazgeçilmezdir. Mersin, İskenderun ve Antalya körfezi Kıbrıs adasının jeopolitik ve stratejik yönden etkisindedir. Türkiye’nin güvenliği açısından da hayati önemi vardır.

Kıbrıs güneydeki son ve tek kale burcumuzdur. Arşivimi karıştırırken ferasetli, dirayetli lider, A. Türkeş’in “Kıbrıs adası Türkiye’nin ekonomisi yönünden, askeri savunması yönünden hayati önem taşımaktadır. Kıbrıs Türkiye için var olma, yok olma davasıdır”(2) demeci ile karşılaştım… Küçücük bir toprak için biri bunu söylüyor,bir başka fikri derinliği bulunan akademisyen Tarık Zafer Tunaya da, “Kıbrıs, Akdeniz bölgesinde, Asya, Afrika yollarının kavşağında demir atmış, dünyanın en büyük uçak gemisi” diye önemini vurguluyor..

Unutulmamalıdır ki Kıbrıs,Türkiye’nin coğrafya bakımında güvenlik anahtarlarından biridir..Rahmetli Fethi Tevetoğlu “Kıbrıs’ın düşman eline geçmesi,40 mil ötemizdeki bir hançerin bağrımıza saplanmaya hazır hale gelmesi demektir”(2) diyor.

Çünkü Kıbrıs’ta etkili olan kuvvet kesinlikle Anadolu’da ve Ortadoğu’da herkesten birkaç adım öndedir. Aynı zamanda dünya enerji dağılım merkezlerini kontrol ve güvenliğini sağlamak için sağlam bir üs tür. Bu önemi Hazar ve Ortadoğu’nun doğalgaz ve petrolü bitene kadar devam edecektir.

Atatürk bir tatbikatta subaylarına, Türkiye’nin yeniden işgal edildiğini ve Türk kuvvetlerinin sadece bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkânlarımız nelerdir? diye sorar. Subaylarını dinler ve sonra haritada Kıbrıs’ı göstererek “Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır.Kıbrıs’a dikkat ediniz.bu ada bizim için çok önemlidir”(3) der…

Rusya’nın ezelden gelen sıcak denizlere inme ihtiyacı dikkatleri buralara yoğunlaştırmaktadır. Yarımadalar ülkelerini eline geçirenler, adalar ülkelerini kontrol eder. Böylece sıcak denizlere, Hint Okyanusuna, Karadeniz, Akdeniz açılarak oralarda üsler kurabilir. Çarlık Rusya zamanından bu tarafa bu siyaset güdülmektedir. Çar Petro’ nun vasiyetnamesinde mealen “İstanbul ve Hindistan’a doğru mümkün olduğu kadar genişlemeli ve ilerlemeliyiz. Kim bu noktaları bir defa eline geçirirse Dünya’nın hakiki hâkimi olur.” (4) demektedir.

Bu gerçeği ABD’de gördü Ortadoğu’yu sıcak denizleri Rusya’ya kaptırmamak için Rusya’nın batısından doğusuna kadar çeşitli ittifaklar kurdurdu. Son Gürcistan yardımı ve Polonya’ya füze kalkanı projesi ve Afganistan’ın ele geçirilmesi uğraşlarının sebebi budur.

Gerçekleri görmesi gerenler Türk politikacıları ve devlet adamlarıdır.

Dünyadaki gelişmelere dikkat edilmeli bu sebeple ekonomik yönden güçlenmeye, milli birlik açısından yükselme periyoduna girilmelidir. Harp sanayine önem verilmeli. Milli ve manevi kültürle nesiller yetiştirilip ekonomimizi güçlü kılma adına gereken yapılmalıdır.

Türkiye coğrafyası Orta Doğunun üzerinde nüfuz yapabilecek en önemli toprak parçasıdır. Orta Doğu ise dünya üzerinde hakiki öneme sahip, dünya barışının temininde önemli güç kaynağı bir coğrafya. Dikkat ederseniz Orta Doğu da barış temin edilemiyor. BOP planına göre küçük devletçikler haline getirilmiş/getirilmeye çalışılan bu topraklar bir düzen tutmuyor şimdi daha küçültmek, İsrail’i daha büyük ve güçlü devlet yapmak için bu kargaşalar devam ediyor ettiriliyor. Türkiye’de bundan nasibini alıyor tabi.

Bölgenin suyunu kontrol altında tutabilecek özellikte yapılmış Atatürk Barajı Türkiye’de. Bu bilgilerin ışığı altında haydi şimdi karar verelim geçmişi gören geçmişle avunan mı, yoksa geçmiş diyeceklerimizi görüp idrak edip geleceği göreceğimiz koltuklarımı tercih edelim.

Bu durumda olan bölgeyi ABD kontrol altında tutmak ve sömürmek gibi bir misyonu kendince üstlenmiştir. Geçerli bahanelerle bu topraklara gelip buradaki devletleri kullanması kolay olsun diye küçük parçalara ayırmalıdır. İran yönetimleri ve yöneticileri sebebiyle kontrollerine alınamıyor. Türkiye ise yönetim olarak kontrollerinde olmasına rağmen zaman zaman halkın düşünen kesimin zorlamaları ile çizgi dışına çıkmakta bu da sıkıntıya sebep olmaktadır.

Bu gerçeklerin ışığı altında Türkiye’nin bugün ve yarın ki hayatında rahat ve huzurlu yaşayabilmesi için yöneticilerinin, bürokratlarının, askerlerinin misyon ve vizyonunun daha güçlü daha ülkücü olması gerekir.

Türkiye’nin yarınlar için iç ve dış güvenlik haritasını çıkartmalı ona göre tedbirler almalıdır. Ekonomik, teknolojik, sosyal, kültürel, stratejik yönden daha güçlü hale gelinmeli yarınlara o güvenle devam edilmelidir. Binlerce kilometre uzaklardan bir devlet kendine göre kendi düşüncesine göre bir yerde haksızlık görüyor ve müdahale ediyorsa (ki bu doğru değil aslı kendi ülkesinin çıkarlarıdır) ve orayı işgal ediyorsa o ülkenin ekonomik gücünü kendi çıkarı için kullanıyorsa güvenlik risk haritasının ülkemiz için şart olduğu düşüncedeyim. Sadece güvenlik risk haritasının çıkarılması da yetmeyecektir. Güvenlik ve risk haritasını iyi okumak ve gereğini ne pahasına olursa olsun yerine getirmek gerekecektir. Peki, bahse konu Güvenlik Risk Haritasını çıkarmak ve onun bütün fedakârlıklarla gereğini yapmak nasıl olacaktır.

Masamızın üzerine Türkiye’nin siyasi haritasını açalım karşılaşacağımız çizgiler şunlar olacaktır. Sınırlarımızı kâğıt üzerine çizerken sizden önemli bir ricam olacak. Şimdiki sınırlarımızı I.Dünya savaşından önceki sınırlarımızla mutlaka mukayese edin.

Şu anki Türkiye Cumhuriyeti sınırları bir göz atalım. Kuzeyimiz Karadeniz. K.Doğumuz Karadeniz’e kıyısı olan Gürcistan, Ötede Kafkasya bölgesi, yine K.Doğumuzda Ermenistan, Nahcivan ve buna bağlantılı Azerbaycan. Doğuda İran ve Güney doğumuzda Irak, Güneyimizde Suriye, Akdeniz ve Kıbrıs adası. Batıda Yunanistan ve Adalar. K.Batımız Bulgaristan ve onlarla sınır Romanya, Sırbistan, Bosna Hersek ve Makedonya. Buralar bir plan sonucu küçücük devletler haline getirilmiş eski Yugoslavya toprakları ve Arnavutluk. Bunlar topraklarımıza direk sınırdaş olduğumuz yerler. Birde direk topraklarımız nedeniyle sınırdaş olmadığımız ama coğrafyamız, yeraltı ve yer üstü kaynaklarımız sebebiyle yakın nizamda bulunmak zorunda olduğumuz ABD, Rusya, Çin, İsrail ve AB ülkeleri… Bunlardan ABD şu anda Irak’ın işgali nedeniyle zorunlu olarak komşu olduğumuz, pekte iyi komşuluk münasebetleri içinde bulunmadığımız biri.

Bu görünüm içindeki Türkiye topraklarının ne kadar güvenli olduğunun takdirini size bırakıyorum. Dünyada hiçbir devletin başına gelmeyecek bu kadar netameli durumdaki risklerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Nasıl olacak; ister Osmanlı dönemindeki sınırlar gibi deyin ister yeni güçlü Anadolu coğrafyasını sarıp sarmalayacak bir sınır teşekkülümü deyin mutlaka bir şeyler yapılmalıdır. Bunu maceracılık saymayın lütfen. Güçlü olmadığın müddetçe Rusya seni rahat bırakır mı? Batı Trakya coğrafyasını kontrol altına almadıkça Yunanistan’dan huzur bulabilir misin? Ermenistan topraklarını kontrol altında tutmadıkça diasporanın gücünü nasıl sıfırlarsın.K.Irak toprakları Barzani’nin  elinde olursa Güneyin kaynayan kazan durumu devam etmez mi.?

Kısaca çevremizde bizim topraklarımızdan, bizim milliyet ve dinimizden dolayı bizde gözü olanların iştahını kesmek gerekir. Onunda iki yolu vardır.

1)Büyük ve Güçlü bir Türkiye Devleti olacaksın,

2)Ülkenin Güvenlik Risk haritasını çıkartıp yarınlarında huzurlu yaşaman için ne gerekiyorsa, sınır değiştirmek dâhil olmak üzere onu yapacaksın.

Başka çaremiz yok. Palyatif tedbirlerle günü kurtarmak yarınlara çocuklarımıza çözemeyeceği problem bırakmaktır.

Buna hakkımız yoktur.

 

Bak. (1) Orta Doğu Gazetesi- 04 AĞUSTOS 1977 – A.TÜRKEŞ

(2) Kıbrıs ve Komünizm- Dr. Fethi TEVETOĞLU- Sh.37

(3) Tarihi Bakış- Atatürk’ün Kıbrıs direktifi.

(4) Rus Çarı 1.Petro’nun 1725 yılında yazdığı vasiyetnamesi.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları