Arap Baharı ve Vahşi Kapitalizme Direniş: ABD’den Japonya’ya Kadar ‘Sessiz Çoğunluk’ Protestoları – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______25 Ekim 2011_______

Arap Baharı ve Vahşi Kapitalizme Direniş: ABD’den Japonya’ya Kadar ‘Sessiz Çoğunluk’ Protestoları

Milli Düşünce Merkezi
Paylaş:
Tunus-Mısır ve Libya’da rejimleri, diktatörleri değiştiren “Arap Baharı” Suriye-Yemen-Bahreyn’i de sallamaya devam ediyor. Bu baharın kapalı rejimlerle sınırlı olacağı beklenirken, birkaç günden beri “Wall Street” gibi liberalizmin ve kapitalizmin kalbinin attığı yerde de bir değişik “Bahar” yaşanmaktadır. ABD gibi diğer kapitalist ülkelerde de yaşanan bu olağan dışı protesto “Vicdanlı Kapitalizme Dönülmezse Çözüm Olmaz!”[1] diye değerlendirenler de var. Yani suçlu belli: “Arap Baharı”nda kapalı rejimlerde milli serveti keyfi olarak kullanan diktatörler iken, kapitalist ülkelerde de “Vahşi Kapitalizm”i uygulayanlar. Yani “Bu fırsat bu fırsattır!” deyip, kendisinden başkasını düşünmeyenlere karşı ön protesto niteliği taşımaktadır.
Baş suçlu olarak hala 2008’deki “mortgage krizi”, yani ödenemeyen ev kredileri gösterilmektedir. Gösterilerin en şiddetli gerçekleştiği yer ise, özel hayatındaki skandallarla magazin sayfalarını süsleyen Başbakan Silvio Berlusconi’nin İtalya’sıdır. 15 Ekim 2011’de polis Roma’daki göstericilere göz yaşartıcı bomba ve tazyikli su kullandı. Londra’da yaklaşık bin, Frankfurt’ta 5 bin, Berlin’de 6 bin, Köln’de 1.500 kişi aynı maksatla sokaklara döküldü.
Londra Borsası yaklaşık üç bin kişi tarafından işgal edildi. Zürih’te 200 gösterici Paradeplatz’da, Güney Afrika’da yaklaşık 80 kişi Johannesburg Borsası’nda toplandı. Tayvan’da bir kaç yüz kişi Taipei Dünya Finans Merkezi’nin dışında oturma eylemi yaptı. Yasağa rağmen Güney Kore’nin başkenti Seul’de 600 gösterici toplandı.
200 kişinin toplandığı Hong Kong’un iş merkezinde ise genç bir sosyal bilimler öğretmeni Hong Kong’un bir kapitalist cenneti olduğunu söyledikten sonra sözlerini “Zenginlik işçiler tarafından yaratılıyor. Bu nedenle işçilerle paylaşılmalı!” diyerek, Karl Marks’ın ilk günlerini hatırlattı. Tokyo’da yağmura rağmen 120 kişi gösteri yaparken, Saray Bosna’da ve Avustralya’da da gösteriler vardı.
Wall Street’teki Gösterilerin Sebebi
Gençlerin başlattığı Wall Street göstericilerinden bugüne kadar 700 kişi tutuklanmış. Wall Street Eylemcileri, krizi finans çevresinin yarattığını, bunun sonucu suçsuz insanların evlerini, işlerini, emekli paralarını, velhasıl tüm birikimlerini kaybettiğini ileri sürmektedirler.
Öte yandan, krize sebebiyet veren finans çevresine oluk gibi para akıtılarak devlet desteği verildiği, oysa bu paraların aslında krizden zarar gören insanların cebinden çıktığı, yani asıl suçlu kesimin zarar görmez iken, masum vatandaşın zarar gördüğü ileri sürülmektedir. Bir bakıma eskisinden daha iyi konuma ulaşan finans kesimi, karına yenilerini eklemektedir.
Göstericilerin tahammül edemediği ise, krize yol açan finans çevresi yöneticilerinin yüksek ücret/primlerle yaşamaya devam etmesidir. Bunu kabul etmedikleri için ve nüfusun %99’unu oluşturduklarından, “Biz 99’uz” şeklinde bir de söylem geliştirdiler.
Yani nüfusun sadece %1’ini oluşturan zenginler ekonominin kaymağını yerken, nüfusun %99’u sıkıntı çekmeye mahkûm olmaktadırlar. Vermek istedikleri mesaj oldukça açıktır: “Bu sistem değişmelidir. Sosyal adalet diye bir şey kalmadı!”
Kuşkusuz ki bu gelişmiş ülkelerdeki “Baharlar”, Tunus-Mısır-Libya-Suriye-Yemen-Bahreyn gibi “Arap Baharı”nın vurduğu ülkelerin kapalı rejimleriyle kıyaslanamaz. Bu ülkelerde ekonomik sıkıntıları çözemeyen hükümet “seçimle geldiği” gibi gene “seçimle gitme” sonucuna katlanır. Yani Güney Kore gibi bazı ülkeler dışında, gösterilerin yasaklanması, göstericilere zor kullanılması, katledilmeleri vs bu ülkelerde pek rastlanan şeyler değildir.
“Tevekkül Sahibi” Müslüman Ülkelerde Durum
Demokratik ülkelerde hükümetlerin becerileri ön plandadır. Türkiye’nin de dâhil olduğu İslam dünyası ülkelerinde hala dini unsurlar ön plana itilerek, vatandaşların küresel-ekonomik krizleri “tevekkül” ile karşılaması için beyin yıkama operasyonları yapılmaktadır. Afrika ülkelerine para dağıtan Türkiye, “tevekkül sahibi” yurttaşlarına bir dizi dolaylı vergiyi Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) altında bir çırpıda getirebilmektedir. Sebebi sorulacak olursa verilen cevaplardan biri “Bu zam makul karşılanmalıdır!” şeklindedir. Herkesin onları adeta ruhani bir lider gibi kabul edecekleri ve ağızlarından her çıkan sözü de “Fetva” gibi kabullenecekleri anlayışı hakim ne yazık ki!
Ya da içlerinden etkili ve yetkili biri çıkıp “Sigara içmeyiversinler, içkiyi de az içsinler!” demekte bir beis görmemektedir. Aslında zam yapılan bu nesnelerin “akıl verildiği” gibi az tüketilmemesi için Maliye Bakanı ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı içinden muhtemelen “sakın haaaa!” bile demişlerdir. Çünkü az içilen bu bol zamlı tüketim ürünleri ile ekonominin “Cari Açık”ı yamanacaktır.
Gene Türkiye gibi “tevekküle muhtaç” bir ülkede arabalarla ilgili zammın savunması da “Porsche” ve “Fiat” kıyaslamasıyla geçiştirilmektedir. Oysa yeni ÖTV’ler çoğunlukla dolaylı vergiler olup, “Porsche” alabilenlerden çok, “Fiat” bile alamayanları hırpalamaktadır.
Kapalı rejimlerle yönetilen Müslüman ülkelerde, 2007 Küresel Krizi, “tevekkül”le karşılandı. Aynı krizde Avrupa ülkelerinde seçimle gelen iktidarların neredeyse hepsi gene seçimle iktidarı kaybettiler. Müslüman ülkeler ise Kasım 2010 sonlarına doğru yayınlanan Wikileaks belgeleriyle rejimlerinin içyüzünü anlayabildiler. Zira Küresel Kriz sebebiyle halka “tevekkül” aşılayan diktatör-yarı diktatörler, meğerse aynı tevekkülü kendileri göstermiyorlarmış. Örneğin; “Sosyalist” Muammer Kaddafi’nin oğulları, kriz döneminde bile doğum günleri için “Kapitalist” ABD’den 1-2 saatliğine ünlü bayan şarkıcıları 1-2 milyon dolara getirtmişler! Bunlar Wikileaks belgeleriyle belgelenince de dananın kuyruğu koptu. Zeynel Abidin bin Ali Tunus’tan güç bela kaçarken, Hüsnü Mübarek Mısır’da kendisini parmaklıklar ardında buldu. Kaddafi de kaçacak delik aramaya devam ediyor…
Sonuç
3-4 yıl içerisinde üst üste gelen küresel ekonomik krizler sonucunda insanların büyük bir çoğunluğu alıştığı hayat standardının altına düştüler. Bu gelişme demokratik ülkelerde hükümetlerin beceriksizliğine verilerek, seçimlerle iktidar değişikliklerine sebebiyet verdi. Müslüman ülkelerde, şayet liderler “inandırıcı” ise, tevekkül ile karşılandı. Ancak, bu ülkelerden kapalı rejim sahibi ülkelerin tevekkül aşılayan liderlerinin foyası Wikileaks ile ortaya çıkınca, dünya yeni bir sosyolojik gelişme sloganıyla karşılaştı: Arap Baharı!
Arap Baharı üç ülkedeki rejimleri götürürken, bir o kadarını da (Suriye, Yemen, Bahreyn) götürmek için uğraşmaktadır. Demokratik ülkelerde de seçimle değişen yeni iktidarlar pek rahat değillerdir. Zira Küresel Kriz ikinci “Dip” yapmaya doğru giderken, krizi çıkarma konusunda belki d hiçbir suçu bulunmayan sade vatandaşlara dokunacak şekilde peş peşe getirilen ekonomik önlemler, Batı’nın belli hayat standardına alışmış insanlarının keyfini oldukça kaçırmıştır. Buna karşılık krize sebebiyet veren finans çevreleri ve bunların yöneticileri “hiçbir şey olmamış gibi” lüks yaşamına devam edince, Yunanistan’dan Japonya’ya, Amerika’dan Yeni Zelanda’ya, Almanya’dan Güney Afrika’ya kadar “sessiz çoğunluğu”, ya da kendilerini New York’ta “Biz %99’uz!” diyen grubu çileden çıkartmıştır.
Acaba bu sessiz çoğunluğun isyanı vahşi kapitalizmin biraz daha “vicdanlı” olabilmesi için yeterli olabilir mi? Ne yazık ki buna olumlu cevap verebilmek mümkün değildir. Zira Türkiye’de de alabildiğine hız kazanan “Küreselleşme” olgusunun “Bu ülke fırsatlar ülkesi, ne kaparsan kardır!” zihniyetine dönüştüğü görülürse, iyimserlik oldukça uzak bir ihtimaldir. Neyse ki Türkiye’de “Vahşi kapitalizmin epeyce temsilcisi” varsa da, hala tevekkül sahibi insanlar da var. Üstelik liderlerinin tevekkül tavsiyelerine de inanıyor ve uyuyorlar. Ama nereye kadar?


[1] “Vicdanlı Kapitalizme Dönülmezse Çözülmez”, Milliyet, 17.10.2011.

http://www.turksam.org/tr/a2499.html

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları