ATATÜRK’Ü ANKARA’DA KARŞILAMAK – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

-
_______28 Aralık 2014_______

ATATÜRK’Ü ANKARA’DA KARŞILAMAK

Osman Erenalp
Paylaş:

 


Atatürk’ün onbeş yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde tek bir yurtdışı gezisi yok. Buna karşılık birçok ilçe, köyle birlikte Anadolu’da gitmediği il yok. Her köşesini ziyaret etmiş ülkesinin. Okullarda öğrencilere sorarım; Sizce Atatürk’ün kaç yurt dışı gezisi olmuştur?

Olmadık sayılar çıkar ortaya… Rakamlar düşürülür, sekize ona kadar iner. “Olmamıştır” diyeni hiç çıkmaz. Gerçeği öğrenince de şaşırır kalırlar.

Satırların sahibi Öğretmen Okulunu Kırşehir’de okumuştur. 24 Aralık Atatürk’ün Kırşehir’e geliş günüdür. Bu, sıradan bir geliş değildir. Milli mücadelenin temellerinin atıldığı Amasya, Sivas, Erzurum Kongrelerinin ardından milli mücadelenin merkezi olacak Ankara’ya geçmekte olduğu yol güzergâhıdır. O yüzden her 24 Aralıkta, bu yıldönümünde, Atatürk’ü karşılar, Başkente uğurlardık. Okullar arası koşular yapılır, birinciler 27 Aralıkta Ankara’daki büyük Atatürk koşusuna katılma hakkı elde ederlerdi. Önemli koşuydu. Mehmet Yurdadön adını ilk orada duymuştuk. Derece alamasam da benim de katılmışlığım vardır o koşulara. Beden eğitimi öğretmenim Necati Beyi bu vesileyle rahmetle anarım.

 Milli mücadeleye giden yolda takvim şöyleydi; 

Eski Meclis Önü

1919 Temmuz 23: Mustafa Kemal’in başkanlığında Erzurum Kongresi toplanması.

1919 Eylül 4-11: Mustafa Kemal’in başkanlığında Sivas Kongresinin toplanması.

1919 Eylül 11:Mustafa Kemal’in Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti Heyet Temsiliyesi Başkanlığı’na seçilmesi.

1919 Ekim 22: Amasya Protokolü’nün imzalanması.

1919 Kasım 7: Mustafa Kemal’in Erzurum’dan milletvekili seçilmesi.

1919 Aralık 24; Atatürk’ün Kırşehir’e gelişi.

1919 Aralık 27: Mustafa Kemal’in Heyeti Temsiliye’yle Dikmen sırtlarından Ankara’ya girmesi.

Orada Seğmenler tarafından karşılanması.

O karşılama kaynaklarda şu şekilde yer almaktadır.

Seymenler 27 Aralık 1919 Cumartesi günü öğle üzeri Ulucanlar’daki Sarı Ahmet’in kahvesi önünden kalktılar. Hacı Bayram Camisine geldiler. Kayyün Dede duayı yaptı ve kurbanlar kesildi.

Ankara Seymenlerinden Güveçli İbrahim Seymen bayrağını aldı. Üç grup Seymen teşkil edilmişti. Birinci bayrak Güveçli İbrahim’de, ikinci bayrak Türkmen Hacı Hüseyin’de. Üçüncü bayrak Kayseri’li Hacı’da idi. 700 yaya ve 3000 atlı zeybek kıyafetinde yola dizilmişlerdi. Davul zurna çalmaya başladı. Bayrağın önünde baltacılar ilerliyordu. Atlı erkekler arasında Ertuğrul Gazinin alaylarında bulunan “Bacı Erenler” bölükleri gibi kadınlar da vardı. Bilhassa Karaşar Türkmenlerinin elbiseleri dikkat çekiyordu. Bölük bölük ilerleyen bu atlıların muhtelif bayrakları da vardı. Seymen alayının arkasını Ankara’da bulunan muhtelif tarikatlara mensup dervişler takip ediyordu. Seymen alayının bir kısmı İncesu Dikmen bağlarına, bir kısmı da Çankaya Bağları batısındaki Kızıl Yokuşun eteklerine dizilip Mustafa Kemal’i beklemeye başladılar. 

Ankara şehri namına karşılayanlar arasında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti azalarından Müftü Hoca Rıfat Efendi, Binbaşı Ali Fuat, Kınacızade Şakir, Aktarbaşızade Rasim, Toygarzade Ahmet, Kütükçüzade Ali, Bulgurzade Tevfik beyler de vardı. Yirminci kolordu kumandanı ve Yahya Galip Beyler de Dikmen sırtlarının üstüne, Gölbaşına kadar gitmişlerdi. Dikmen Parkı 2

Öğle olmuş gelen yoktu. Halk heyecandan karnının açlığını da unutmuştu. Bütün gözler Kızıl yokuşta idi. Nihayet Mustafa Kemal’in arabası göründü. Otomobil Gölbaşına geldiğinde onu karşılayan Yahya Galip Bey ve Ali Fuat Paşayı otomobiline aldı. Dikmen sırtlarına gelindiğinde tasavvur edilemeyecek şekildeki kalabalığı gören Mustafa Kemal şaşkınlığını gizleyemedi. Kızıl yokuşun altında iki büyük sancak dikilmişti. Buraya Haymana Seymenleri dizilmişti. Burada alaca bir dana kurban edildi.

Karşılama Tablosu Mustafa Kemal burada istikbal heyeti ve devlet memurlarını bir arada görünce otomobilinden indi, herkesin ayrı ayrı elini sıktı. Biraz daha ileride zeybek kıyafetinde 700 delikanlıyı ellerinde teke palaları dimdik ve canlı olarak görünce büsbütün hayrette kaldı. Bu muazzam ve tarihte misli az görülmüş tezahürata şaşa kaldı. Bu yiğitlerle arasında kısa, öz şu tarihi konuşma geçti;

 

– Merhaba efeler!

-Sağ ol Paşa Hazretleri.

-Arkadaşlar, buraya niçin geldiniz?

-Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik!

-Fikrinizde sabit misiniz?

-And olsun!

Dikmen Parkı

Mustafa Kemal duygulanarak: 

-Var olun yiğitler!

Ardından Mustafa Kemal ulema ile sohbete başladı. Bu merasimden sonra hükümet konağına geldi. Yaya Seymenler ve halk hükümet konağına doğru ilerliyordu. Seymenler ellerinde kılıçla bıçak oyunu oynuyordu. Meydana geldiler Kasap Yaşar ile iri vücutlu bir efe olan Yağcıoğlu Fehmi karşılıklı oynadılar. Ara sıra küçük Seymenlerden Yağcıoğlu Cemal ve Yağcıoğlu Ankara zeybeği ve Çarşamba zeybeği oynadılar. Artık hükümet meydanı insan ile dolmuştu. Yağcıoğlu Fehmi Efe zeybek oynarken Mustafa Kemal ona:

-Benim için çok yoruldunuz, zahmet ettiniz. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. Çok memnun oldum. Sizler çok bahtiyar, yüksek kalpli insanlarsınız! dedi.

Artık halk dağılmaya başladı.

Ali Fuat Paşa anılarında 27 Aralık 1919 gününü şöyle anlatmaktadır:

“Karşılamaya gelenlerin bir ucu o zamanki Kızıl yokuştan başlıyor dolaşa dolaşa istasyona iniyor ve oradan kıvrılarak hükümet konağına doğru uzanıyordu. Karşılamaya gelenlerin sayısını 30-40 bine çıkaranlar olmuştu. O zamanlar Ankara’nın nüfusunun 22 bini geçmediği hatırlanırsa bu muazzam kalabalığın bir kısmının etraftaki şehirlerden geldiği anlaşılmaktadır. İlk defa Ankara’ya gelen Mustafa Kemal Paşa bu manzara karşısında fevkalade mütehassıs olmuş, gözleri dolmuştu;

Kendisine:

“Ankara’yı nasıl buldunuz paşam?” diye sorulunca heyecanla ellerini sıkmış,

“Cidden fevkalade, tebrik ederim. Ankara hakikaten milli bir merkez haline gelmiş” cevabını vermişti. (*)

Naşit Hakkı Uluğ’da anılarında Atatürk’ün Ankara’ya gelişini şöyle anlatmaktadır:

“Ankara ve civar halkı haftalardan beri silahlanmış, Türk töresine göre milli felaket günlerinde ulusun gencinin ve ihtiyarının katılması ile meydana gelen büyük Seymen alayı kurulmuş, alayın sancağı kale civarında bir meydana dikilmişti Bugün çoğu aramızdan ayrılmış Ankara’nın fidan boylu efeleri palalarını sallayarak, Mustafa Kemal Paşayı karşılıyordu.” 

Seymenler

Tanınmış bir Ankaralı olan Hıfzı Oğuz Bekata da bir yazısında:

“Hiç unutmam, o gün bize kâğıttan bayraklar dağıtıldı. Dikmenden gelen yola dizildik. Otomobilinin içinde boz kalpaklı, rengi uçuk, durgun, başı dik, lakin düşünceli Mustafa Kemal önümüzden geçiyordu. Biz ona “yaşa paşa” diye bağırdık. O da bizi selamladı. Efeler oynadı ve halk coşku ile onu kucakladı.”

***

Bundan 95 yıl önce bugünün Ankara’sında bunlar yaşanmıştı. O yıldan bu yana da bu önemli tarih Atatürk’ün Ankara’ya gelişi olarak anılmakta kutlanmaktaydı. Günün anısına koşular yapılmakta, garnizon koşusuyla bu etkinlik daha da anlam kazanmaktaydı. Beş yıl önce bu koşu birilerinin gözüne battı ve “Garnizon koşusuna” müsaade edilmedi.

Genelkurmayımız “Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 91. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, her yıl geleneksel olarak icra edilen ’Garnizon Koşusu’, kullanılacak güzergâhın tahsis edilmemesi nedeniyle yapılamamıştır” açıklamasında bulundu.

Ankara büyükşehir Belediyesi topu Valiliğe attı. Valilik de;“Ankara halkının huzur ve sükûnu için” şeklinde açıklama yapmak zorunda kaldı.

Garnizon Koşusu

 Hiç şüphesiz Ankaralı bundan asla rahatsız değildi. Dahası gurur duyuyor, göğsü kabarıyordu. O koşuyu görmek için yollara diziliyordu. Sloganlar eşliğinde Mehmetçiğin şiir gibi yürüyüşünü izledikçe bayrağıyla vatanıyla ordusuyla gurur duyuyordu.

Garnizon Koşusu 2

Huzuru, sükûnu çok daha askıya alan Atatürk koşusuna izin verildi, ama asker koşusunu izin çıkmadı. O yıl şöyle bir manşet atılmıştı bu karar için; “Askere yasak, atlete serbest”

Geleneksel Garnizon Koşusu ve seğmenlerin yürüyüşü, Ankara Valiliği’nin ‘genel hayatı olumsuz etkileme’ gerekçeli genelgesi nedeniyle yapılamazken 75. Atatürk Koşusu yapıldı; Trafik Ankaralıyı çileden çıkardı.

O sırada Diyarbakır sözde çalıştayını kare kare masaya yatıran kanallar, orduya yapılan bu muameleyi görmezden geldiler. Gündemlerine de almadılar.

Nedeni neydi;

Halk, kaldırımlara diziliyor coşkuyla kahramanlarını alkışlıyordu. Gönlü onlarla zafere koşuyordu.

Mehmetçiği, bayrağımızı, Atatürk’ü, cumhuriyeti, başkent Ankara’yı alkışlıyordu. Gurur tazeliyordu, her 27 Aralıklarda.

Sloganları vardı Mehmetçiğin coşkuyu artıran.

***

-Vatan… Sana… canım.. feda!..

-Vatan… Sana… canım… feda!..

-Şehitler… Ölmez… Vatan bölünmez!

-Ne… Mutlu… Türküm… Diyene!

-Her… şey… Vatan… için!..

Asıl onlardı Türk milletini her 27 Aralıklarda çift taraflı kaldırımlara çeken….

***

Neden izin çıkmadı?

Her şey vatan için!.. İşte onun için.

Durumdan vazife çıkartan Büyükşehir Belediye başkanına göre “Eskişehir yoluna taşınmalıymış”.

Gözlerden uzak, alkıştan uzak, kimsenin göremeyeceği yere yani… Sevsinler…

“Ankara’nın taşına bak. Şu feleğin işine bak”

Baba oğula bağ bağışlamış, oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş…

Böyle böyle bu “fikr-i sabitler” Atatürk’ü de Ankara’ya sokmayacaklar.

Atatürk’ü, orduyu… Cumhuriyeti…

Kim nereden koşmakta onu bu millet görüyor.

Mehmetçiğin nereden koştuğu belli… Atatürk’ün yolundan. Millet, devlet için doğru olan yoldan…

Ya onu o güzergâhtan geçirtmeyenler.

Ya sizin?:

Atanın Ankara’ya gelişinin yıldönümü olan bu 27 Aralık gününde Milli mücadele şehitlerini, Atatürk’ü, tevafuktur yine ölüm yıldönümünde İstiklal Şairimiz Mehmet Akif’i rahmetle, minnetle anıyoruz.

Ankara 27 Aralık 2014

 

Eski Ankara (*)Daha sonra Ankara hakkında şunları diyecektir. “Sevgili milletimizin bütün bir düşmanlık dünyasına karşı, sonu zaferle başardığı Bağımsızlık Mücadelesi tarihinde Ankara ismi, en saygın bir yeri koruyacaktır.” (1922 (Atatürk’ün T.T.B. IV, s.466)

 

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları