BAŞKANLIK SİSTEMİ – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

-
_______19 Nisan 2015_______

BAŞKANLIK SİSTEMİ

Talat Şalk
Paylaş:

 

19 Nisan 2015

 

Osmanlı döneminde 1876 Anayasası ile parlamenter sistem kabul edilmiştir.

Cumhuriyet ilan edildiğinde de Atatürk başkanlık sistemini düşünmemiş, parlamenter sistemi kabul etmiş, Türkiye bugüne kadar parlamenter sistemle idare edilegelmiştir.

Anayasa’nın 6. maddesi uyarınca, egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti egemenliğini Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır.

Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır.

Yine Anayasa’nın 105. Maddesi uyarınca, Cumhurbaşkanı, kendisinin de imzaladığı Başbakan ve ilgili bakanların imzaladığı hiçbir karardan sorumlu değildir. Bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur.

Parlamenter sistemin özelliği budur. Cumhurbaşkanı sorumsuzdur. Sorumsuz olduğu için de yetkisizdir. Yetki, Başbakan ve ilgili bakanındır.

Şimdi başkanlık sisteminin Türkiye için daha yararlı olacağını, parlamenter sistemin, Türkiye’nin önünü tıkadığını söylüyorlar.

Başkanlık sisteminde daha çabuk karar alınacağını, Türkiye’nin önünün açılacağını söylüyorlar.

Demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine saygı gösterilecekse, Anayasa’ya bağlı kalınacaksa, başkanlık sisteminin parlamenter sistemden hiçbir üstünlüğü yoktur. Ayrıca ABD dışında, başkanlık sistemi, uygulandığı her ülkede iyi sonuç vermemiş, başkan seçilenler bir müddet sonra diktatörlüğe kaymışlardır.

Başkanlık sisteminde de parlamenter sistemde olduğu gibi kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır.

Yürütme organı yasama organına, yasama yürütmenin işlerine, müdahale edemez.

Hukukun üstünlüğü ilkesi benimsenmiştir. Yargı tam bağımsızdır.

ABD’de, Yüksek Mahkeme Başkanı ve üyelerini, ABD Başkanı seçer ve atar, ancak, Başkanın atamasıyla, Yüksek Mahkeme Başkanı hemen göreve başlayamaz. Atamanın, Senatoda onaylanması gerekir. Senato, Başkanın her atamasını onamaz. Atanan hâkimlerle ilgili ciddi araştırma yapar. Gerekli görüyorsa, atananı, Senatoya davet eder, konuşur. Araştırmaları sonucunda Başkanın atamasının isabetli olduğuna kanaat getirirse, atamayı onar.

Büyükelçileri, ABD Başkanı atar. Büyükelçilerin atamaları da, hâkimlerde olduğu gibi, Senatonun onamasıyla gerçekleşir.

Atamalar, Senatonun onamasıyla kesinleşeceği için, Başkan atayacağı kişileri titizlikle araştırır, en iyilerini bulmaya çalışır.

ABD Yüksek Mahkeme başkanları, kaydı hayat şartıyla seçilirler. Kendilerini seçenin etkisinde kalmamaları için her tedbir düşünülmüştür.

1997 yılında görevli olarak ABD’ye gitmiştim. O yıllarda ABD’de olan bir arkadaşım bize tercümanlık yapıyordu. Bir konuşmamızda bana; “Burada Yüksek Mahkeme Başkanı, ABD Başkanından daha saygındır” dedi.  

Sistemle, gerçekten ABD Yüksek Mahkemesi’nin verdiği isabetli kar arlarla, ABD Toplumunun şekillenmesinde ve Amerikan hukukunun gelişmesinde çok önemli rol oynadığı kabul edilir.

ABD yasama meclisinden, başkanların çıkarmak istedikleri yasaları, kabul ettirmeleri ve çıkarmaları kolay değildir.

Clinton, sağlık reformuyla ilgili bir yasayı, ancak yıllar süren bir çalışmanın sonunda çıkarabilmişti.

Türkiye, yüz küsur yıldır parlamenter sistemle idare ediliyor. Demokratik kurallara, hukukun üstünlüğü ilkesine uyulduğu takdirde başkanlık sisteminin, işlerin hızlı yürütülmesi yönünden parlamenter sistemden üstünlüğü yoktur. “Parlamenter sistem, Türkiye’nin önünü tıkadı” sözü doğru değildir.

Türkiye’nin önünü parlamenter sistem tıkamamıştır.

Türkiye’nin önü, daha doğrusu, iktidarın önü, iç ve dış politikada yapılan yanlış tercihler ve uygulamalar sebebiyle tıkanmıştır. Türkiye de iktidarın yanlış tercihleri, uygulamaları sebebiyle sıkıntıya düşmüştür. Türkiye, bu sıkıntıları aşacaktır.

Türkiye, üniter ve milli bir devlettir. Biz, bu vatanda yaşayan herkes Türk Milletiyiz.

Ancak üniter ve milli devletten vazgeçilmesi istenmekte, Türkiye, etnik guruplara ayrıştırılmak istenmektedir.

PKK muhatap alınmış, PKK ile müzakerelere başlanmıştır.

Uyuşturucu ticareti de yapan kanlı terör örgütünün başı Abdullah Öcalan, topluma, zamanın ruhunu okuyan barışsever bir lider gibi tanıtılmak istenmektedir.

PKK açılımına zarar vermesin diye PKK teröristlerinin, doğu ve güneydoğu illerimizde hâkimiyet kurmalarına göz yumulmuş, güvenlik güçlerimiz karakollarına, kışlalarına hapsedilmiş, görevlerini yapmaları engellenmiştir.

PKK açılımı, iç politikada yanlış tercihtir. PKK şımartılmış, İzmir’de, Ankara’da eylem yapar hale getirilmiş, halk tedirgin olmuş, Sevr konuşulmaya başlanmıştır.

Dış politikada da yanlış tercihler yapılmıştır.

Suriye’ye düşmanlık, Esad muhaliflerini destelemek yanlıştır. Mursi’nin ordu tarafından iktidardan düşürülmesinden sonra Mısır yönetimine düşmanca tavır almak, Mısır’la ilişkileri koparmak yanlıştır.

Kaddafi bizim dostumuzdu, dar zamanımızda bize yardım etti. Biz batılılarla birlik olduk. Kaddafi’nin devrilmesine yardım ettik. Kaddafi’nin muhaliflerine bavulla para taşıdık. Övünürcesine, parayı herkese göstere göstere taşıdık. Şimdi ne oldu? Kaddafi’nin muhalifleri, Türk işadamlarını Libya’da istemiyor, Türkiye’ye güvenmiyorlar. Türkiye orta doğuda yalnız kaldı. Suriye, Mısır, Libya ile olan ticaretini kaybetti.

Ege’de 16 ada var. Bu adalar meskûn değildi. Lozan Anlaşması’nda bu adalar, bizim adalarımız olarak gösterilmiş. Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım televizyonlarda tekrar tekrar adaların hukuki durumunu açıkladı. Belgeler gösterdi. Belgelerinde gösterdiği gibi; “Adalar Türkiye’ye aittir” dedi. 16 ada Türkiye’ye aittir, Yunanistan bu 16 adayı teker teker işgal etti, adalardan bazılarına sadece bayrak dikti, bazı adalara karakol bazı adalara kilise inşa etti. Adaları Yunanistan’a ilhak etti, Türkiye bu Yunan işgaline sessiz kaldı, işgali kabullendi.

Bazılarımız; “Adalar taşlık, insan oturmasına elverişli değil, ne olacak?” diyebilir. Ancak şu da bilinmeli; Yunanistan Ege’de bizi kuşattı. Balıkçılarımız üç milden fazla açılamıyor. Fazla açıldıklarında Yunan sahil gemileri balıkçılarımızı hemen yakalıyor. 

Evet, Türkiye’nin önünü tıkayan ve karartan parlamenter sistem değildir. İç politikada ve dış politikada, yukarda anlattığım yanlış tercihler ve uygulamalardır.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları