Bir haftada iki yolcu!

 

Ömrünü Türk Milletinin ve devletinin hizmetinde geçirmiş değerli iki kültür ve fikir adamını, ebedi âleme yolcu ettik. Yücel Hacaloğlu 8 Ocak Pazartesi günü Ankara (Gölbaşı)’da, Kemal Ürkmez 11 Ocak Perşembe günü Sivas’ta, sevenlerinin dualarıyla toprağa verildi. Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Ailelerine, sevenlerine, Türk Milliyetçilerine ve Büyük Türk Milletine başsağlığı ve sabırlar dileriz.

Rahmetli Hacaloğlu, 19 yaşında (1955) İstanbul’a gittiğinde, ilkönce Türk Ocağına üye olmuş, sonra da Atsız beyi ziyaret ederek tanışmıştır. Kendisi Atsız’la münasebetini şöyle anlatıyor: “İstanbul’da on beş senemin haftada iki ya da üç günü Nihal Atsız’la beraber geçerdi. Evine de, Süleymaniye Kütüphanesi’ne de giderdim.”  Demek ki; o dönemde, daha lise çağlarındayken Türk ülküsünü benimsemiş bir gençtir. İstanbul’da, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Abdûlhak Şinasi Hisar, Prof. Dr. Mümtaz Turhan, Prof. Dr. Mehmet Kaplan gibi devrin ilim ve fikir adamlarını yakından tanımak fırsatını bulmuştur.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinden 1957’de mezun olduktan sonra çeşitli gazete ve dergilerde çalışan Hacaloğlu; daha sonra Rize Postası gazetesi yöneticisi ve 1967’de Babıali’de Sabah Gazetesi Ankara temsilcisi oldu. 1963’de sürgünden dönen Alparslan Türkeş’i Dedeağaçta karşılayanlar arasında yer aldı. 1974’de Kıbrıs Harekatını takip ederken esir düştü; 1975’de, I. MC adı verilen koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı Alparslan Türkeş’e basın müşaviri; 1978’de Kültür Bakanlığı ile Sağ. ve Sos. Güv. Bakanlığında danışmanlık yaptıktan sonra, RTÜK’de uzman olarak çalıştı, 2001’de emekli oldu.

1988-95 yıllarında Merkez Yönetim Kurulu üyeliği ve Genel Başkanlık yaptığım Türk Ocakları Genel Merkezi Gençlik Kolları tarafından 92’den itibaren düzenlenen Türk Dünyası Gençlik Kurultaylarının raporlarını yazdı ve kitaplaştırdı. Türk Ocakları’nda, uzun süre Genel Sekreterlik ve Genel Başkan Yardımcılığı yaptı, pek çok yayına imza attı; bu görevlerinden 2010 yılında ayrıldı. Özellikle bu tarihten sonra Milli Düşünce Merkezine sık sık gelen Hacaloğlu ile derin sohbetler yaptık. Komşu durumda olan Ankara Türk Ocağı Başkanı Türkân hanımla ortak faaliyetlerimizde de, daima yer aldı.

Ağustos 1971’de Türkân (Çavuşoğlu) Hacaloğlu ile evlendi; böylece birbirlerine yakışan, mutlu ve uyumlu sağlam bir aile ocağı kuruldu. Aynı düşünce dünyasında yetişmiş ve hizmete koyulmuş, iftihar edilecek üç kız evlatları vardır.

Lise öğretmeni olan Türkân Hanım nişanlılık döneminde Ankara’ya her geldiğinde Kübitem (Kültür, Teknik ve Bilim Merkezi) rahmetliyle buluşma yerleriydi. Bu başlangıç; daha önceleri İstanbul ve Ankara’da, zaman zaman görüşmelerimiz olsa da, daha sık, daha samimi, daha yakın bir dostluk ve ülküdaşlık bağının kurulmasına vesile oldu. Ankara’daki ileri gelen bazı ülküdaş ailelerle bir sofra etrafında toplanarak yaptığımız hararetli “vatan kurtarma” sohbetlerine, Hacaloğlu ailesi de dâhil olmuştu.

Yücel Hacaloğlu, yakınlarının bildiği gibi özü ve sözü bir; dobra dobra konuşan biriydi. Çok okuyan, hafızası çok güçlü bir kültür adamıydı. Türk kültürü, edebiyatı, şiiri, sanatı ve musikisine dair derin bilgilere sahipti. Kendisini tanıyanların itimadını kazanmıştı. Yayımlanmış eserleri: Atsız’ın mektupları, Sevenlerin Kalemiyle Peyami Safa, Neden Köy Enstitüsü Değil, Masonlar ve İsimler, Günümüzde Çin, Namdar Rahmi Karatay, 21. asra girerken Doğu Türkistan, Doğu Türkistan ve Türk kültürü ve Şiirleri başta olmak üzere pek çok kitabı vardır.

Kemal Ürkmez

Rahmetli Ürkmez’i uzun yıllardan beri tanırım. Ahlâk ve fazilet sahibiydi. Az konuşan, çok dinleyen, sabırlı ve vefalı bir kişiliğe sahipti; kendine has fikirleri ve hassasiyetleri vardı. Anayurt gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Kültür ve düşünce adamı olarak yaptığı araştırmaları “Zihin Direnci” adlı kitabında topladı. Gençliğinden itibaren Türk Milliyetçisiydi. Ümidini MHP’ye bağlayanlardandı, ama emeklerine ve ümitlerine yananlardan oldu. Fikri çizgisini, hiç değiştirmeden zenginleştirdi. Mili Düşünce Merkezi’nin kurulduğu 2007 yılından itibaren her faaliyete katıldı; yönetim organlarında görev aldı. Çeşitli devlet hizmetlerinde bulunduktan sonra Sağlık Bakanlığında Müşavir iken emekli oldu. Kazakistan Hoca Ahmet Yesevi üniversitesinde iki yıl görev yaptı.

Çok bağlı olduğu eşini kaybetmesi, hiç belli etmese de O’na ağır geldi; sanki yalnız yaşamak yük oldu. Kendisi Malatyalı olduğu halde cenazesi, Sivas’ta eşinin yanında toprağa verildi.

Bu değerli ülküdaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz.

EGE ADALARINI UNUTMAYACAĞIZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan Yunan TV’sinde; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tapusu olan  “Lozan’ı güncelleyelim” dedi de ortalık karıştı. Güncelleme: Ege’de işgal edilen 18 ada 1 kayalık, antlaşmalara aykırı olarak silahlandırılan adalar, ihlal edilen hava, kara ve deniz egemenliğimiz ile Kıbrıs’ın Yunan adası yapılması için Garanti ve İttifak anlaşmalarının iptalinin istenmesini bir taraf bırakıp da, Batı Trakya’da müftü seçimine bağlanmıştı. Buna karşılık Yunan arsızlığı yine kendini gösterdi, Müftünün İslâm kurallarına göre tanınmış yetkileri kısıtlandı.

Eyy… sorumlular, neler oluyor? Dünyaya meydan okuyoruz da, karşımıza Yunan çıkınca, neden suspus oluyoruz? Açıklayın; Dünyanın dingili kırıldı da haberimiz mi yok?

1 Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*