Bir varlık fonu varmış, bir mali disiplin yokmuş – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______26 Temmuz 2017_______

Bir varlık fonu varmış, bir mali disiplin yokmuş

Milli Düşünce Merkezi
Paylaş:

Hazine Müsteşarlığı, TC Merkez Bankası, BDDK ve SPK gibi kurumların neyi yetersiz de UVF’na gerek duyuldu acaba? 2001 Krizinin üstesinden başarıyla gelebilen bu kurumlar şimdi neleri yapamıyorlar?

Üzerinde çok durulan konudur. Türkiye’de iç tasarruflar yetersiz olduğu için dışarıdan tasarruf (sıcak para) ithal edilir, cari açık verilir. Hükümet bu derde çare olacağı, büyük altyapı yatırımlarını finansmanında yardımcı olacağı düşüncesiyle Ulusal Varlık Fonu (UVF) kurdu.

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’ye göre Ulusal Varlık Fonu 200 Milyarın dolar kadar paranın birikmesi beklenmekte.

“Para nereden gelecek?” derseniz. Cevabı, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 30 Ağustos tarihli Haber Türk gazetesinde Rahim AK’la yaptığı söyleşide bulabiliriz. “ Varlık Fonu uluslararası iyi uygulamalar örnek alınarak düzenlenecek. Bu fon yurtiçi ve yurtdışı piyasalarda kaynak temin edecek. Böyle bir şirketin kaynak temin etmesinin birinci yolu özel sektör mantığı ile çalışacak, kurumsal yönetim ilklerine göre yönetilecek, mali tabloları uluslararası denetim şirketlerinin denetiminden geçecek ve şeffaf olacak.” demiş.

Önce yurtiçi piyasalardan borçlanmaya bakalım.

Bankalarda fazla kaynak var ve kredi verecek şirket ve/veya insan bulamıyorlarsa, UVF’na da versinler. İyi olur, gelirleri artar, çalışanları maaş alır, sermayedarları kazanır. Ama tersi durumda, UVF’na para veren bankalar şirketlere daha az kredi vermeye başlarlarsa (dışlama etkisi olursa) ekonomiye yararı değil zararı olur.

İLGİLİ HABER Varlık Fonu beni nasıl psikopat yaptı?

Konunun dış borçlanma tarafını, bu işin uzmanlarından Hazine Dış İlişkiler eski Genel Müdürü Bülent Payaslıoğlu’na bırakacağım.

“UVF, yurtdışından kredi sağlarken, uluslararası sermaye piyasalarının kuralları uyarınca… Kredi Değerlendirme Kuruluşlarınca (Rating Companies) derecelendirmeye tabi tutulması kaçınılmazdır. Yine aynı kurallara göre UVF’nun alabileceği not en fazla Türkiye Cumhuriyeti’nin cari notu kadar olacaktır. Bu durumda, UVF’nun Hazine Garantisinden yararlandırılmayacağı dikkate alındığında, dış borçlanması, vade, faiz, komisyon gibi masrafları itibariyle T.C. Hazinesinin de aynı havuzdan sağladığı kredilere göre daha ağır şartlarla yapılmasıyla mümkün olabilecektir. Zira Hazinenin sahip olduğu hükümranlık garantisi UVF için geçerli olmayacağı için, dış borçlanmalarda UVF enstrümanları Hazine ile rekabet edemeyecektir. Bu engelin aşılması ise, UVF borçlanmalarının faiz ve komisyon bakımından daha pahalı, vadesinin ise daha kısa olmasıyla ancak mümkün olabilecektir.

Böylece, UVF den finanse edilen projelerin maliyeti, Hazine borçlanmaları veya garantisiyle yapılan projelere göre daha yüksek olacaktır.”

Çok net değil mi? Bülent Payaslıoğlu teknik yanını harika bir şekilde vurgulamış. Ama bunun mali disiplini yok edeceğine açıkça değinmemiş. Birden fazla kamu borçlanma kurumu olması mali disipline vurulan önemli bir darbedir. Hatırlamakta yarar var. Mısır dahil birçok Ortadoğu ülkesinde örnekleri görülen, farklı kamu otoritelerinin iç ve dış piyasalardan borçlanma hakkının olması, sonunda oralarda ülke Hazinelerinin batış nedeni olmuştu. 2003 yılı ve sonrasında Arap Para Fonu’nun da yardımlarıyla, bazı ülkelerde kamu borçlanma yetkisi tek elden yürütülmeye başlandı.

Kısacası, UVF dış borçlanmada da Hazine’nin başına dert açacak. O zaman daha ucuz kamu borçlanma olanakları varken neden başka bir kamu kurumu hazineden garanti alınarak dış borçlanmaya yönlendirilir? Kanımca en kritik sorulardan birisi bu.

Eğer amaç bütçedeki hantallık ise Bülent Payaslıoğlu buna da dikkat çekiyor; “1980 Yılların ikinci yarısında Bütçe Harcamalarındaki hantallıktan kurtulmak için alelacele oluşturulan ve zaman içinde işlevlerini kaybedip tasfiye edilen fonların sanki daha devasa boyutunda görünen UVF, yine 1960’lı yıllarda uygulamaya konulan ve zaman içinde enflasyona yenik düşen ‘Tasarruf Bonosu’ uygulamasını hatırlatmaktadır.”

Yukarıdaki uyarılar, damdan düşenlerin uyarılarıdır.

Ama amaç borçlanma değil, piyasalarda oluşacak varlık ve döviz dalgalanmalarına müdahale ise o zaman çok daha büyük bir sorun var demektir. Hazine Müsteşarlığı, TC Merkez Bankası, BDDK ve SPK gibi kurumların neyi yetersiz de UVF’na gerek duyuldu acaba? 2001 Krizinin üstesinden başarıyla gelebilen bu kurumlar şimdi neleri yapamıyorlar?

Neyse yazıyı çok uzatmayayım. Bekleyip göreceğiz. Ama UVF’na ekonomik açıdan değil de mevzuata uygunluk açısından bakan muhalefete de buradan selamlarımı göndermeden yazımı bitirmeyeyim.

Hakan ÖZYILDIZ

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları