Bölücü Terör Neden Bitmiyor? Sadi Somuncuoğlu – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

-
_______20 Temmuz 2018_______

Bölücü Terör Neden Bitmiyor? Sadi Somuncuoğlu

Sadi Somuncuoğlu
Paylaş:

21 Temmuz 2018

HDP malum; seçimlerde aldığı sonuçlar bölücü terör hakkında fikir vermeye yetecektir. O halde son iki seçime bakalım: HDP, 1 Kasım 2015 seçimlerinde yüzde10.8 oy almış. 24 Haziran 2018 seçimlerinde ise yüzde 11.7 oy almış; zor şartlara rağmen parti büyümüş.

İki seçim arasında bölücü terör örgütüyle çukur ve hendek mücadelesi yapılması, HDP’li belediyelere kayyum atanması ve milletvekillerinin tutuklanması, 2015 sonundan itibaren örgütün terör ayağı ile gerçek mücadelenin başlaması gibi bir dönem yaşanmakta. Erdoğan; “Çözüm Süreci’ni bunlar adeta Güneydoğu’da, kısmen Doğu’da kendileri için silah stoklama süreci olarak değerlendirdiler. Çok ciddi bir silah stoklaması yaptılar” dedi. (6.9.2015)

Buna rağmen nasıl oluyor da bölücü örgüt yok edilemiyor, siyasi temsilcisi oyunu artırıyor. Bu sorunun iki cevabı olduğunu düşünüyoruz.

Birincisi: 2002 sonundan 28 Şubat 2015 Dolmabahçe mutabakatına kadar, 13 yıl boyunca, birey hakkına ait olan “demokrasi” kavramı, anlamından saptırıldı ve grup hakkına dönüştürülerek bölücü terör örgütü muhatap alınıp uzlaşmaya çalışıldı. Nitekim bu dönemde; Türk Milletinden ve devletinden gizli olarak yürütülen müzakerelerde bölücü örgütün isteklerine dair (anayasadan Türk adını çıkarmak, örgüte özerk yönetim hakkı tanımak, bu amaçla teröristlerin bölgeye ağır silah ve bomba yığınağı yapmasına göz yummak, AA ile TRT’de ana dilde yayımı başlatmak gibi) uygulamalar alenen başlatıldı.

Egemen olan hiçbir devlet bölücü terör örgütünü tanımaz, onu meşrulaştırıp güçlendirmez, ülkeyi böleceği belli olan tavizleri çözüm olarak düşünmez. Çünkü taviz, çözüm değildir.

İkincisi: Bölücü terör örgütü dört unsurdan oluşmaktadır. Bunlar sırasıyla ideoloji, amaç, araç yapılan terör ve dış unsurdur. Eğer yapılacak mücadele de, bu dört unsur aynı zamanda ve bir proje çerçevesinde ele alınmazsa başarılı olunamaz. Bölücü terör örgütünün sadece terör ayağı ile mücadele ile sonuç almak mümkün değildir. Ayrıca böyle bir yanlış, insanlığa karşı işlenen suçlarda soykırımdan sonra ikinci sırada yer alan bölücü terörü en azından destekçilerinin nazarında meşrulaşmaya, meşru olan devlet de meşruiyetini kaybetmeye başlar.

Yüzde yüz haklıyken haksız duruma düşülebilir.

Bu ilkeler açısından 34 yıl boyunca yapılan mücadeleye bakalım:

PKK, 15 Ağustos 1984 Eruh ve Şemdinli saldırılarıyla, bölücü terörü başlattı. Aradan geçen 34 yıl içinde çok şehit verdik, çok bedeller ödedik, buna rağmen bölücü terör devam ediyor.

Bu dönemi zihniyetler açısından şöyle üçe ayırabiliriz.

1)1984-1993; 1991’e kadar tek partili, sonrasında iki partili koalisyon döneminin Özallı yılları. Bölücü terör bu dokuz yılda sıfırdan başladı, zirve yaptı. Özal PKK ile pazarlığa tutuştu, çözüm için bazı 2’inci cumhuriyetçi ve solcuları aracı yaptı, “federasyonu tartışalım” dedi, Barzani tayfasına kırmızı pasaport verdi, Cumhurbaşkanlığında kabul etti.

2) 1993 – 2002; koalisyonlu yıllar. Dokuz senede 10 hükümet işbaşına geldi. Bölücü terörün yok edilmesi için ilk önce güvenlik güçlerine tam yetki verildi. EMASYA protokolü imzalanarak güvenlik güçlerinin, birbirleriyle rekabetten kurtulup işbirliği yapmasının esasları belirlendi. Kurumların ayrı ayrı topladığı istihbarat doğrudan Cumhurbaşkanına değil, bir havuza konuldu ve uzmanlarca değerlendirildi. Hazırlıklar tamamlanınca bölücü terör örgütünün üzerine yüründü. Kara Kuvvetleri Komutanı’nın baskısı üzerine 19 yıldır Suriye’de kalan teröristbaşı 3 Eylül 1998’de sınır dışı edildi. Aynı yıl, 1998’de Suriye ile Adana Mutabakatı imzalanarak yol haritası belirlendi. İşler yoluna girdi. 1 Mart 1999’da teröristbaşı yakalandı, Türkiye’ye getirilip yargılanıp idam cezasına çarptırıldı. Bu tarih itibarıyla da bölücü terör örgütü dağıldı, eylem yapamaz hale geldi.

2002’ye gelindiğinde bölücü terör gündemden düştü, ülkenin kronik meselelerinin tartışılması gündem oldu.

3) 2002-2018; tek partili AKP yılları. Yukarıda anlatıldığı gibi terör sıfırdan zirveye ulaştı. Aynen Özallı yıllarda olduğu gibi. 2011’den itibaren PKK terörü, PYD terörü, IŞİD terörü gibi örgütler ülkemizi içeriden ve dışarıdan kuşatmakla meşgul. Durum çok ciddi.

“Tek Adam” dönemi

34 yıldır yaşananlardan ders alındı mı? Bakalım, görelim:

AKP’nin hazırladığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine EVET kitapçığından:

 “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi terörle mücadelemize güç katacak. Kurumsal yenilenme sayesinde güvenlik politikalarımız daha etkin şekilde işletilecek… Güvenlik politikalarında hızlı ve etkin karar alınacak. İnsanımız özgürlüklerini güvenli bir ortamda yaşayacak.” (25.1.2017)

Erdoğan, AKP Bayburt İl Kongresinde; “… terörle mücadelesinde dışa bağımlı bir Türkiye yok. Artık belli uluslararası örgütlere sadece ‘ileri garnizonluk’ yapan bir Türkiye de yok” vurgusunu yaparak.” (19.11.2017)

Yukarıdaki satırları okunca, referandumun üzerinden bir yıl geçti, değişen bir şey yok. Üzülerek söyleyelim ki, 34 yılda yaşanan acılardan hiç ders alınmamış. Zira, bölücü terörün ne ideolojisiyle, ne amacıyla, ne de dış unsuruyla da mücadele yok. Üstüne üstlük, büyük şehirleri,  “Bütünşehir”  yapıp, bunları eyaletler şeklinde birleştirerek, şu kadar “eyalet devleti” mi ortaya çıkacak? Yoksa esas hedef bu mu?

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları