BOZKURTLARA “BEŞİKTAŞ’TA SIRTLAN PUSUSU” – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______1 Ekim 2013_______

BOZKURTLARA “BEŞİKTAŞ’TA SIRTLAN PUSUSU”

Hakan Paksoy
Paylaş:

 

Son zamanlarda beni etkileyen, her okuyanı da etkisi altına alacağına inandığım bir kitaptan bahsetmek istiyorum, Beşiktaş’ta Sırtlan Pususu… Türk milletinin ilgisini hak eden, okumaya başlayınca su gibi akan bir kitap.

Öyle bir kitap ki;

Daha orta son sınıfta iken okumak için elime alınca bırakamadığım, sadece zaruri ihtiyaçlarım için başından kalktığım, ben ve kuşağımın birçok insanı üzerinde, hayat yolumuzu çizerken izleri olan “Bozkurtlar” romanı tadında,

Yıllardır yazan profesyonel bir roman yazarı ustalığında bir kalemden çıkan,

Mahkeme(ler) sürecinin teknik ayrıntıları ile sıkmadan, bıktırmadan Dava(lar) hakkında kamuoyuna yetecek kadar bilgiyi vermekle yetinen ve tam da on ikiden vuran,

Okuyanı derhal içine alıp Beşiktaş’ta savcı karşısına çıkaran, Hasdal’da cezaevine giriş şaşkınlığını ve öfkesini beraber yaşatan,

Dağlara, denizlere ya da göklere sığmayanların daracık koğuşlarla küçücük havalandırmalarda hayatı paylaşmalarını kuşbakışı seyrettiren,

Onlarca kahramanın en sıkıntılı anlarda gösterdiği tepkilere bazen ağlatan, bazen acı acı gülümseten bazen de kahkahalar attıran,

Muhteşem geri dönüşlerle bir milletin yakın tarihinden bir kesit sunarak terör belasının gerçek yüzü ve maksadını bütün açıklığı ile ortaya koyan,

En önemlisi de terörle mücadelenin arka planında kalan eşler, çocuklar, anne ve babaların trajik yaşantısını çok az ama bütün çıplaklığıyla ortaya koyan,

Bu yüce Milletin en üstün özelliklerinden olan silah arkadaşlığı hukuku zemininde milli karakterimizdeki zayıflamayı yalın gerçeklik olarak sunan,

“Erkeğin böyle durumda ağladığı yerde” okuyanı da boşaltan,

Bir yanda, müthiş bir itibar katliamına maruz kalan kahramanlarımızla birlikte yalnızlığın dayanılmaz sıkıntısını yaşarken, diğer yanda şeref ve haysiyetine düşkün Türk insanının “Müjde hanım fuhuş değil Balyoz’muş” cümlesindeki buruk sevincine ortak eden,

Vatan toprağını kanıyla sulayan Neşe Alten öğretmenin ve Babasının şehadetinde öfke patlamaları yaşatan,

Hatıraların içerisinde ya da bir hastaneye gidişte pencereden gördükleriyle ülkenin en önemli meselelerini bir sosyolog ustalığında veren,

Kamuoyunun yanlış bilgilendirmelerle yönlendirildiği davaları küçük küçük ayrıntılarla vererek gerçekleri açığa çıkaran,

Hepsinden de önemlisi: Türk milletinin karşı karşıya bulunduğu emperyalist haçlı saldırısını apaçık ortaya seren,

Hâsılı okuyucuyu alıp götüren bir kitap…

Kanaatim o ki;

Bu kitap bir milletin terörle mücadele destanının şiirsel anlatımıdır…

Bu kitap insanlık tarihine geçecek bir davanın tarihi belgesidir…

***

Ben bir Türk insanı olarak; Ergenekon, Balyoz, Casusluk (kısaca) davaları ile hiç ilgilenmedim. İnanmadım. Türk milli devletinin egemenlik yapısının değiştirilebilmesi için yapılan çalışmalar olarak düşündüm. Sadece Balyoz Davası için vereceğim örnek bile kendimi anlatmaya tek başına yetecektir sanırım.

Balyoz Davası bir plan seminerinden hareket edilerek açılmış bir davadır ve bu seminer 5-7 Mart 2003 tarihinde yapılmıştır. O tarih Türk milletinin hayatında radikal değişimin başlangıcı olan 3 Kasım (2002) Seçimlerinden yaklaşık dört ay sonradır ki hükumetin başında emanetçi başbakan vardır. Yani daha Siirt seçimi yenilenmemiş, dönüşümün tam olarak başlayacağı tarihe iki gün daha vardır (9 Mart seçimi). Böyle bir seminer için hazırlık ve yazışma dönemi de düşünüldüğünde darbe(!) garabeti ortaya çıkmaktadır. Daha, Türk milletinin hiç de hazır olmadığı siyasi deprem niteliğindeki değişimi hazmetme aşamasında, hangi aptal böyle bir siyasi tabloya karşı harekete geçer(di)? Bu düşünce bile “Türk askerine hakarettir, bühtandır” kanaatini taşıyordum, hala da aynı şekilde inanıyorum.

Benim için genel olarak hadise gayet açıktı. Hani Gazi Paşa Cennetmekân diyordu ya: “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır”.

Türk milleti çökertilmek istenmektedir. Bunun olmazsa olmaz şart olan birinci şart TSK’nın etkisizleştirilmesi ya da ayrık otlarının temizlenmesi (!) çalışmalarıdır. Çünkü Türk milleti; son otuz yılda üzerine oynanan başkalaştırma ve dönüştürme çalışmaları karşısında “bizim Peygamber ocağı olan Ordumuz var güveni ile ayakta duruyorduk.

Fakat bir husus hep sorunlu olmaya devam etmektedir.

Bugün yaşadıklarımızın ender olumlu etkilerinden birisi Millet olarak tarihimizle ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmek olmuştur. Toplumun birçok kesimi bu farkındalığın fikir ve düşünce hayatı üzerindeki etkisini yaşamaktadır. Değişim müthiştir. Ancak bir husus vardır ki açıklanmaya muhtaçtır. Belki de yaşananların temelindeki en önemli konulardan birisidir. Osmanlı Türk Cihan Devletinden Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişi gerçekleştiren Kuvvay-ı Milliye ruhunun Türksüz bir Atatürk milliyetçiliği garabeti ile sakatlanmasının, mensubu olduğu milletin adını kullanmamanın ya da en masum ifadesiyle ondan uzaklaşıyormuş görüntüsü vermenin bugün üzerindeki etkisi nedir?

Önsel Albayımın hastanede karşılaştığı, Akademiden devre arkadaşı olan Alman Subayı için yazdıklarına bir bakalım: “iyi bir Alman milliyetçisiydi (olmayan bir Alman subayı var mıdır ki?)”. Ya biz de?

Bu düşüncelerle bağlantılı olarak; tarihi yapan ve yöneten Türk milletinin sevdalısı Türk milliyetçilerinin de bütün bu operasyonlar sırasında bu kadar suskunluğunun da sorgulanması gerekliliği bir gerçektir.

Bu soruların cevapları Türk milleti ve devletinin karşı karşıya olduğu tehditlere karşı en önemli savunma mekanizmalarıdır.

Yazarının ifadeleri ile: neyse geçelim

***

Kitabın yazarı olan kahraman Albayıma da birkaç sözüm var…

Oğuzhan, Aybike, Cengizhan ve İstemihan’ın Babası,

Yiğit Türk kadını saygıdeğer Sebahat Hanım’ın sevgili Evdeşi,

Türk milleti için canını hiçe sayarak birliğimize, dirliğimize, namusumuza göz diken, el uzatanların korkulu rüyası kahraman insan…

Öncelikle ellerinize sağlık; var olun, sağ olun. Yüce Allah, Sizin ve Arkadaşlarınızla aziz Türk milletinin yardımcısı olsun…

Bu kitap Bozkurtların Ölümü gibi geldi bana. Zaten Birinci Kitabın Sonu diye bitiyor, ikincisi Bozkurtlar Diriliyor olacaktır, inanıyorum.

Kurmay bir Türk subayı olarak ve Türk milletinin yiğit çocuklarıyla beraber ölümle çelik çomak oynayanlardan birisi olan Siz ve bir Türk milliyetçisi olarak ben, çok iyi biliyoruz ki Bozkırın Ruhu kendini gösterecektir. Gerekirse Elmadağı’na tek başına çıkacaklar hep mevcuttur. İlelebet de mevcut olmaya devam edecektir.

Lütfen bu tanımadığınız kardeşinizin sevgi ve saygılarını kabul ediniz.

Lütfen bu dikliğinizi koruyunuz. Biliniz ki Bekirağa Bölüğü’nün devamında Mustafa Kemal vardır, Türk milleti vardır.

Müsterih olunuz…

Yüce Türk milleti mutlaka hesap soracaktır.

Tarih bu hesaplaşmayı mutlaka yazacaktır.

 

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları