Bu Bayram Başka Bayram – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______21 Ekim 2012_______

Bu Bayram Başka Bayram

Abdülkadir Sezgin
Paylaş:

İki milyon insanın, insan ömründe bir defa yapılması farz olan Hac ibadetini tamamladığı yeni bir Kurban Bayramı bizleri karşılıyor. Ama bu bayram, bundan önce gelmiş aynı adlı bayramlardan daha farklı günlerde geldi.

Doğrusu aklı başında herkesin yüreğinin ağzında olduğu, dualara, tekbirlere, “amin”lere “Allahım, birlik ve beraberliğimizi güçlendir, vatanımızı her türlü tehlikeden emin kıl” sözlerinin daha anlamlı bir şekilde aksettiğini biliyoruz.

Vatanın ve milletin birlik ve bütünlüğünün tehlikede olduğunu, Amasya Tamimi’nin yayınlandığı tarihten bu yana, hiç bu kadar yakından hissetmemiştik.

İşte bu sebeple dualar daha anlamlı, daha istekli; yürekler daha buruk, gönüller daha fazla Allah’a açık…

*           *           *

Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız terör, gelen şehitler, illerde patlayan bombalar; komşumuz olan ülkelerle ihtilaflar ve Suriye’den yüreğimize düşen bombalar bir birine karıştı. Bunların üstüne de kışa girerken, fakir fukara başta olmak üzere enerji zamları pek çok insanı rahatsız etti ve hatta sarstı, ama asıl problemin siyasi, kültürel, sosyal ve dinî meselelerde olduğunu herkes biliyordu ve yürekleri patlatacak gibi sarsan sıkıntı bu sebeplerle arttı.

*           *           *

Yirmi yıl kadar önce İngiltere’de, İranlı Salman Rüştü adlı birisinin dinimize saldırdığına dair haberler, başta ülkemiz olmak üzere İslam dünyası ile batı arasındaki iyi ilişkilerin bozulması, İslam ülkelerinin içlerinde karışıklıklar çıkartılmak üzere planlanmış bir provokasyondu. Bu oyuna sadece İran geldi. Ülkemizin o zamanki idarecileri oyunu zamanında farketti. Birkaç yazı ile gösterilen tepki cevap olarak yetti.

Ancak Hz. Peygamberle ilgili film arkasından AB üyesi ülkelerde arkası kesilmeden devam eden İslam’a karşı düşmanca eylem işi çığırından çıkarmak üzeredir Afrika’nın kuzeyinden başlayarak Pakistan ve Afganistan’a kadar uzanan coğrafyada beler olduğunu tam olarak bilemiyoruz.

Olayları sansürleyenler ve/ya sansürletenler olduğunu da herkes biliyor.

Bize göre, aynı tarz bir provokasyon olan Başörtüsü veya Türban 28 Şubat öncesi ve sonrası idarecilerince doğru algılanamadı ve ülkemiz bir iç karışıklığa ve çatışmaya itildi. İrtica adıyla vitrinde bu görünürken arkada Hizbullah, İslami Cihat, … gibi onlarla din istismarına dayalı, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü aleyhindeki faaliyetlerini artırdı.

PKK’nın yanı başında yer alan TİKKO, DHKP-C gibi örgütler, nerede ise 12 eylül 1980 öncesi denemelerine girişti.

İç ve dış düşman bizi ne kadar da kolaylıkla “cambaza bak, cambaza” diyerek kandırıyor!

Bu kandırmaca programların küresel güçler olduğu ve içerideki damlarına eziliyor, mağdur oluyor görüntüsü verdirerek, onları iktidara taşıyarak Türkiyeyi bölmeyi amaçladıkları bu gün daha rahat görülmüyor mu?

*           *           *

Stratejik ortağımız, dostumuz Amerika’da başlayan Ermeni soykırım tezviratı, bütün batıyı sardığı gibi, komşumuz, din kardeşimiz İran’ın bile gündemine girdi. Üstüne üstlük İngiliz ve Fransızların maşası olarak 1919 da yurdumuzu işgale yeltenmiş komşumuz Yunanistan, iflas eşiğine gelmişken bile hiç utanmadan bir de Rum soy kırımından bahsedebilecek bir cür’et bulabilmiştir.

*           *           *

On dokuzuncu yüz yılın sonunda ve yirminci yüz yılın başlarında Kafkasya’da Rusların soylarını kazımayı hedefleyerek kovaladığı ve Osmanlı’nın din kardeş olarak kabul edip bağrına basarak vatandaş yaptığı Kafkas kabilelerine mensup Abaza, Çerkes, Gürcü gibi etnik gurupların belirgin bir şekilde artan çabaları da işin ca bası durumunda.

Fransa merkezli Kürdoloji Enstitüsünün çalışmaları elinde kuklalaşan bölücü Kürtçülük çok ciddi mesafe kazandı.

Osmanlı harfleri kullandığımız dönemde Kürtçe mevlid vardı ve Osmanlı harfleri ile yazılırdı. Şimdilerde devlet yayınları bile Kürdoloji Enstitüsünün tespit ettiği Fransız harfleriyle yazılıyor.

01.11.1928 tarihli ve1353 sayılı Türk harflerinin kabulü hakkındaki kanunu devleti yönetenler bile hatırlamıyor.

Bu ne biçim hukuk, ne biçim hukuk devleti diye sorsanız sorunuzu kim duyuyor?

Artan terör öfkeyi artırırken milli duyguları da yükseltiyor. Şehitler her gün yüreklerimizde yeni bayraklar olarak göndere çekiliyor.

Emperyalistler de 20. Yüzyılın başında muvaffak olamadıkları, silahla baş edemedikleri Türk’ü Sovyetleri dağıtan planla içimizden yıkma yollarını arıyor; bulduğu her yeni metodu ajanları eliyle uyguluyor.

Ülkemizden bir ara kaçıp gidip Kuzey Avrupa ülkelerinde yaşayan Süryani’lerin, oralarda eğitildikten sonra, “Türkiye hasretine dayanamadıkları” iddiası ile yeniden yurdumuza dönmeleri, aynı şekilde “Amerika tarafından eğitilen Kuzey Iraklı Kürtleri”nin problemleri, terör örgütünü muhatap alan –sözüm ona- barış sağlama ve gözyaşlarını dindirme girişimi gibi sunulmasını arkasında sahnelenmeye çalışılan ülkeyi bölme oyunu tezgâhlayanlar Türk Milletinin en küçük tehdit veya tehlike karşısında birleşeceğini unutmamalıdır. Unutmuş olanlar milli Mücadeleyi hatırlamalıdır.

Suriye’deki mezhep farklılıklarına bakarak, ülkemizde de Alevi-Sünni çatışması çıkarmayı planlayanlar veya hayal edenler Türkiye’deki Aleviliğin mezhep olmadığını, Ahmet YESEVİ merkezli Hacı Bektaş Veli yolu (tarikatı) olduğunu biliyorlar. Ama ya tutarsa diye gavurluğuna konuyu kaşımaya devam ediyorlar.

Bu girişimlerin de tutmayacağını herkes kabul etmeli dili bir, masalı bir, hayali bir, soyu-sopu bir Oğuz’a bağlı Alevi de Sünni de bu tür oyunlara gelmemek üzere tarihi tecrübeye sahiptir.

Unutulmasın ki Milli Mücadeleyi yapan Meclis’te, Mustafa Kemal Paşa’nın bir yanında Hacı Bektaş Veli Çelebisi, diğer yanında da Mevlevi çelebisi “Başkan Vekili” olarak bulunmuştu.

*           *           *

Ülkemizi işgal eden Yunanlılar da öyle zannetmişti. Ama canlarını kurtarmak için “ilk hedefi Akdeniz” olan Türk Ordusu karşısında, deniz bile onları kurtaramamıştı.

*           *           *

Milletin birlik ve beraberliğinde en etkin rolü oynamış olan din, dindarlar ve din kurumu – üzülerek belirtmeliyim kiMilli Mücadele dönemindeki dikkat ve uyanıklılık içinde değildir. Kurumdaki etkin hava veya güç dînî veya millî heyecan değil, siyasi görünmektedir. Din ve siyaset ise, Merhum Said Nursi’nin deyimi ile biri “Nur”, diğeri “topuz”dur ve ikisi bir arada asla olmamalıdır.

Laiklik dediğimiz şey de bu değil midir?

*           *           *

Dün dinin, dindarların ve din kurumunun etkili olmasını isteyen Mustafa Kemal ATATÜRK’ün hayatta olmayışının etkisi elbette vardır.

İç ve dış düşmanlara karşı kimsenin oyununa gelmeyen, kendi oyununu kendi kuran Atatürk’ü bu bayramda yeniden ve daha büyük bir hasretle hatırlıyoruz.

*           *           *

Yurtta barış, dinden bayramdan istifade ile daha kolay sağlanır. Yurtta barış sağlanmadan düşmanın karşısına nasıl çıkılabilir?

Onun için öncelikle aklımızı, ilmimizi ve sevgimizi fitne- fesattan arındırmaya, tarihimizi, kültür ve medeniyetimiz hatırlayarak yeniden kendimize dönmeliyiz. Yani yeniden “Biz” olmalıyız.

Abdurrahim Karakoç’un ve/ya Aşık Veysel’in sesini duyup tekrarlayalım

“Türküm, Müslümanım, ötesi neki?”

“Aslım Türk’tür, elhamdülillah Müslüman”

Bu iki cümle hepimize yeter.

*           *           *

Önce içerde birlik ve beraberlik!

Bu sağlandıktan sonra ne iç düşman kalır, ne dış düşman. Ne terör ne merör…

İşte o zaman herkes bilir ve inanır ki,” bir Türk dünyaya bedeldir.

*           *           *

Ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal ve dini problemlerin çözümüne kurbanı olduğumuz Tanrı, Kurban bayramını vesile kılsın!

Bayramı bayram yapmak için çalışanlar, bayramımız kutlu olsun!

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları