BUGÜNKÜ PKK – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

Bahattin Karakoç vefat etti

Büyük şair, değerli insan Bahattin Karakoç vefat etti.
-
_______8 Kasım 2016_______

BUGÜNKÜ PKK

Talat Şalk
Paylaş:

Bugün Türkiye yine PKK terörü ile mücadele etmektedir. Teröristlerin patlayıcı yüklü araçlarla yaptığı saldırılar, yollara döşediği patlayıcılarla polislerimiz, korucularımız ve Mehmetçik şehit olmaktadır. Bu saldırılar aralıksız devam etmektedir.

PKK Türkiye’mizi güneyimizden de kuşatmıştır. PKK’nın Suriye kolu PYD Suriye’de Esat idaresine karşı muhaliflerin başlattığı isyanı fırsat bilmiş, sınırımızda Ayn-El Arap (Kobani) ve Afrin’de bağımsız kantonlar kurmuştur. Menbic’de PYD’nin elindedir.

2000 yılı öncesi ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri de PKK’yı terörist örgüt olarak görüyorlardı. Bu gün ABD de AB ülkeleri de PYD’yi terörist örgüt olarak görmüyorlar. ABD, PYD’yi en yakın müttefiki hatta Suriye’de IŞİD’e karşı savaşan kendi kara gücü olarak görüyor. Onu ürettiği en modern silahlarla donatıyor, PYD’nin vahşice ölümler gerçekleştiren, terör eylemleri yapan IŞİD ile savaşması da Avrupa Birliği Devletleri nezdinde itibarını artırıyor. IŞİD’in gerçekte ne olduğunu tam bilemiyorum. Kimileri IŞİD’in de ABD kurgusu olduğunu, Irak ve Suriye’de tasarladığı planı uygulamak için IŞİD’i kurduğunu söylüyorlar. Bu doğru olabilir. Ayrıca bazı stratejistler ABD’nin Suriye’yi üçe bölme düşüncesinde olduğunu, IŞİD’in Suriye’ye sürüleceğini ve Suriye toprakları üzerinde sünni bir İslam devleti kuracağını söylüyorlar.

ABD kurgusu olduğu kabul edilen IŞİD’in kanlı bir terör örgütü olduğu muhakkaktır. Yakın zamanda Ankara ve İstanbul’da gerçekleştirdiği terör saldırılarında yüzden fazla vatandaşımız ve çok sayıda turist hayatını kaybetmiştir.

2000 yılında PKK terörü bitmişti. DHKP-C, İBDA-C, Hizbullah, TİKKO gibi terör örgütleri de marjinal seviyeye indirilmiş eylem yapamaz hale getirilmişlerdi. Bu gün ise PKK yukarıda söylediğim gibi aralıksız olarak her gün saldırı düzenlemekte, askerimizi, polisimizi, korucularımızı ve halkımızı şehit etmektedir.

PKK’nın Suriye kolu PYD Suriye sınırında müstakil kantonlar kurmuş, kantonlar kura kura Fırat Nehrinin batısına geçmiş Akdeniz’e doğru ilerlemektedir. Menbic’e yerleşmiştir.

ABD en son, Rakka harekâtına PYD’nin de katılacağını açıklamıştır. Hâlbuki Türkiye’nin müttefikidir ama tavrı bir müttefik tavrı değildir. Bizim en büyük düşmanımıza, PKK’ya, PYD’ye silah yardımı ve her türlü yardımı yapmaktadır. Türkiye’yi bölmeye çalışan terör örgütüyle işbirliği içindedir. Amerika’nın bu hareketi hasmane bir tavırdır. ABD bizim dostumuz değildir.

Türkiye sıkıntılıdır. PKK, IŞİD ve diğer terör örgütlerinin hedefidir. 2000 yıllarına doğru bitme noktasına gelen PKK nasıl oluyor da bugün Türkiye’yi tehdit eder hale gelmiştir?

ABD’nin, Irak’ı ikinci defa işgali Kandil’de dağılmak üzere olan PKK’nın toparlanmasını sağlamıştır. Kandil’de canlanan PKK, 2004 den itibaren Türkiye’ye yönelik saldırılarına tekrar başlamıştır.

ABD 2000 yılı öncesinde de PKK’ya yardım ediyordu. Genel Kurmayımız ABD savaş uçaklarının PKK teröristlerine havadan silah ve çeşitli yardım malzemesi bıraktığını tespit etmiştir.

ABD’nin PKK’ya yardımı doğrudur, ancak PKK’nın sınırlarımız içinden ve dışından Türkiye’mizi tehdit eden güç haline gelmesi ABD yardımı ile izah edilemez.

Türkiye’nin PKK terörünü sona erdirmek için yıllarca devam ettirdiği çözüm süreci, Irak, Suriye ve Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile ilişkilerindeki yanlışları, PKK’nın güçlenmesinde ABD yardımından daha önemli etken olmuştur.

PKK terör örgütüdür. Hedefi bellidir. Hükümet, PKK ile anlaşabileceğini düşünmüştür. Oysa PKK’nın istekleri açıktır. “Kürt kimliği tanınacak, Kürtçe de Türkçenin yanında resmi dil olarak kabul edilecektir, Güneydoğuda özerk bölgeler kurulacaktır, kendi öz savunma gücünü kuracaktır.”

Başka istekleri de vardır. Bunların tamamını burada tekrarlamıyorum. Türkiye üniter ve milli bir devlettir. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Devletini üniter ve milli bir devlet olarak düşünmüş ve milli devlet olarak kurmuştur. “Cumhuriyeti kuran halka Türk milleti denir.” Demiştir.

Hiçbir iktidarın Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş esaslarını değiştirmeye gücü yetmez. Açılım sürecinde Abdullah Öcalan kendisine bilgi vermek ve görüşlerini almak için her ay muntazaman İmralı’ya gelen HDP heyetlerine sık sık “müzakere ettiğimiz hususların gerçekleşmesi için yasa çıkarmıyorlar, Anayasa değişikliğine gitmiyorlar, biz konuşmalarımızla suç işliyoruz.” Diye şikâyette bulunmuştur.

Cumhuriyetimizin üniter ve milli karakterinin değiştirilmesine Türk milleti sessiz kalmazdı. AKP iktidarı da bunu görmüş PKK ile konuyu müzakere etmesine rağmen Devletin milli ve ulusal karakterini bozacak adımları atmaktan çekinmiştir.

Çözüm süreci terör örgütünün muhatap alınmasının yanlışlığını gösterdiği gibi Cumhuriyetimizin kuruluş esaslarının değiştirilemeyeceğini de göstermiştir.

Yıllarca süren çözüm sürecinde hükümetler büyük yanlışlar yaptı. Çözümü halka kabul ettirebilmek için “analar ağlamasın” propagandası yapılıyordu. Propaganda yapmakta görevlendirilenler arasında yazarlar, ünlü sinema sanatçıları, müzisyenler de vardı.

Terör eylemlerine gerçekleştirenler, polisimize, askerimize saldıranlar PKK teröristleriydi. Silahlı kuvvetlerimiz, polisimiz terörist saldırılarına karşı meşru müdafaa durumundaydı. Vatanını, halkını korumakla görevliydi. Görevini yapıyordu.

Çözüm sürecinden analar ağlamasın propagandasından teröristler hiç etkilenmedi. Eylemlerine yani askerimizi, polisimizi, korucularımızı, halkımızı şehit etmeye, anaları ağlatmaya devam ettiler. Bazı çözüm süreci hastaları, PKK’nın gerçekleştirdiği bu eylemleri çözüm sürecine zarar vermek, süreci durdurmak isteyen provokatörlerin yaptığını iddia etti.

Çözüm sürecinde en kötü uygulama askerimizin kışlalarına, polisimizin karakollarına hapsedilmesiydi.

PKK teröristlerinin şehirlere yerleştiğini muhtemel bir çatışma için hazırlık yaptığını gören sağlam istihbarat bilgileri olan güvenlik güçlerimizin operasyon talepleri ilgili valiler ve kaymakamlar tarafından devamlı reddedilmiştir. Bu süreçte bir valinin tutumu vicdanları rahatsız etmiştir. Sanırım Cizre’de bir futbol maçı oynanmış, maç sırasında seyirciler Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde çeşitli sloganlar atmışlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletine hakaret etmişler.

Vali bey Cizre’den ayrıldıktan ve makamına yerleştikten sonra Türkiye Cumhuriyeti Devletine hakaret eden o seyirciye teşekkür mesajı yayınlamış, bilmiyorum o vali hala görevde mi?

Çözüm süreci devam ederken, PKK’nın Suriye kolu PYD Türkiye’nin güneyinde örgütlenmiş, Suriye toprakları içinde bağımsız kantonlar oluşturmaya başlamıştı. Afrin kantonundan sonra Ayn El Arab’ı da ele geçirdiler. Bu kantonları birleştirip Türkiye’nin kuzey hududunu tamamen hâkimiyetleri altına almayı düşünüyorlardı. PKK ve PYD birbirlerinden ayrılamaz. PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde örgütlenmesini isteyen ve örgütlenmesi için İmralı’dan talimat gönderen Abdullah Öcalan’dır. PYD yöneticilerinin çoğu da Kandil’den gönderilmiştir.

PYD’nin Kandil’de başlattığı bağımsız kantonlar oluşturma eylemine PKK da topraklarımız içinde Devletimizin gözü önünde başladı. Cizre, Silopi, Şırnak, Nusaybin, Yüksekova, Diyarbakır Sur’da müstakil kantonlar oluşturmak için hendekler kazmaya başladılar. Devletin yetkililerinin gözleri önünde günlerce hendek kazıldı. Yollar, hendekler el yapımı patlayıcı ve C4’lerle tuzaklandı. Bütün bu işlerde belediye araçları kullanıldı. Eğer başarılı olsalardı. Suriye’deki PYD kantonlarıyla birleştirmeyi düşünecekleri muhakkaktı. Allah’tan Devletimiz geç de olsa tehlikeyi gördü, açılım sürecini sona erdirdi.

Uzun süre Cizre’de, Diyarbakır Sur’da, Nusaybin’de, Silopi, Şırnak ve Yüksekova’da PKK’nın kazdığı hendekler, tuzaklar, patlayıcılar Mehmetçiğin ve polisimizin kahramanca çalışması sonucu yok edildi. Mehmetçiğin, Diyarbakır Sur, Cizre, Nusaybin, Şırnak ve Yüksekova’da gösterdiği fedakârlık her türlü takdirin üstündedir. Hendekler, çarpıştıkları zeminin altı, girecekleri evler tuzaklıydı. Mehmetçik bu çatışmalarda PKK teröristlerinin elinde mahsur kalan bölge halkının zarar görmemesi için kendi hayatını riske attı. Belki bu sebeple şehit sayımız arttı. Yapılması gereken de buydu. PKK teröristleri ise evlerine el koyduğu halkın dışarı çıkmasına müsaade etmedi. Halkın arkasına sığınarak kendilerini kurtaracaklarını sanıyorlardı. Hendek savaşlarında güneydoğu bölgemiz halkı PKK örgütünü yakından tanıdı, nasıl bir terör örgütü olduğunu gördü. Güvenlik güçlerimizin kahramanlığı ve fedakârlığına şahit olan halkımız da terörist PKK’yı hendeklere gömdü.

ABD Suriye’yi karıştırmadan önce Türkiye ile Suriye’nin ilişkileri çok iyiydi. O zaman Başbakan olan Recep Tayyip ERDOĞAN, Beşar Esad ile çok iyi dosttu. Ondan kardeşim Esad diye bahsediyordu. Fenerbahçe Şam’da bir Suriye futbol takımı ile maç yapmış, iki ülke lideri ve eşleri maçı birlikte seyretmişlerdi. ABD Suriye’yi karıştırınca Türkiye ile Suriye’nin arası bozuldu. Kardeşim Esad birden bire Esed oldu.

Türkiye, Suriye politikasında yanlış yaptı. ABD’ye mi uydu, yoksa politikasını mezhep ekseni üzerine kurduğu için mi kardeşim Esad kısa zamanda Esed oldu?

Suriye politikasının oluşmasında ABD bağımlılığı da mezhep üzerine politika üretmekte yanlıştır. Düşünceme göre Türkiye’nin Suriye politikasında ABD yanlılığının da mezhep üzerine politika üretmesinin de rolü vardır.

Ulusal Kanal’da dinlemiştim. Vatan Partisi temsilcileri Suriye’de Beşar Esad’ı ziyarete gitmişler Esad onlara “Suriye’de bir genel af kararı çıkarmıştık. O tarihlerde Türkiye ile ilişkilerimiz iyiydi genel aftan sonra Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN telefonla beni aradı, aftan kaç Müslüman Kardeşler elemanı yararlandı.” Diye sorduğunu anlatmış.

Müslüman Kardeşler takıntısı var, Esad’la yani Suriye ile Türkiye’nin ilişkilerinin bozulmasında iktidarın bu takıntısının önemli rolü olduğunu düşünüyorum.

ABD güvenilir bir müttefik değildir. Bize dostça değil düşmanca davranmaktadır. Türkiye yönetimi Esad’a kendi halkına zulmeden zalim diyor. Esad’ı devirmek için çalışan, Esad’ın muhalifi olan Özgür Suriye Ordusunu destekliyor. Esad’ın zalim olması, halkına zulüm etmesi Suriye’nin kendi iç meselesidir. Kaldı ki Esad’ın arkasında büyük halk desteği olduğu anlaşılıyor.  Böyle olmasaydı iktidarını çoktan kaybederdi.

Vaktiyle Saddam Hüseyin içinde kanlı bir diktatör deniyordu. ABD’nin Irak’a müdahalesinin bir gerekçesi de buydu.

Saddam Hüseyin diktatördü. Bu diktatörün zamanında Irak’ta mezhep çatışması yoktu. Sünniler de Şiiler de devlet hizmetlerinden eşit olarak yararlanıyorlardı. Her iki mezhep mensuplarına da önemli devlet görevleri emanet ediliyordu. ABD, Irak’ı işgal etmesinin bir nedeninin de demokrasi getirmek olduğunu söylemiştir. Irak’a nasıl bir demokrasi getirdi? Bir buçuk milyon küsur Iraklı öldürüldü, yüzbinlerce kadına tecavüz edildi. Irak’ta mezhep çatışması başladı. İşte, ABD’nin Irak’a getirdiği demokrasi böyle bir demokrasidir.

Eğer Esad’ı devirebilselerdi Suriye’de de benzer şeyler olacaktı. Bunu görmek lazım. ABD’nin Türkiye için düşündükleri de farklı değildir. 15 Temmuz Darbe teşebbüsünün arkasında ABD’nin olmadığını kimse söyleyemez.

PYD’nin Türkiye’mizi güneyimizden kuşatmasından rahatsızız Türkiye için gerçekten tehlikedir. Ama Suriye’nin kuzeyinde güçlenmesinde, kantonlar kurmasına biraz da biz sebep olduk. Suriye karıştırılınca Esad muhaliflerine yardım ettik, muhalifleri güçlendirdik. Esad’ın gücü her biriyle uğraşmaya yetmedi. PYD, Suriye’nin kuzeyinde kontrolsüz kaldı, hangi amaca hizmet edildiğini bilmiyorum. Birçok defa PYD’nin lideri Salim Müslim Türkiye’ye davet edildi, ağırlandı. İsyanlar sebebiyle Beşar Esad’ın kontrol edemediği PYD, rahatça Türkiye sınırına yakın yerlerde kantonlar oluşturmaya ve Akdeniz’e doğru ilerlemeye başladı.

Suriye topraklarındaki Süleyman Şah türbesinin bulunduğu arazi, Lozan Anlaşması hükümleri gereği Türk toprağı, Vatanımızın bir parçasıydı. IŞİD, Süleyman Şah türbesini ve askerimizi tehdit etmeye başladı. Hükümet, Türbenin korunmasının çaresini Suriye sınırımıza taşımakta buldu. Bir gece hududu geçen askerimiz, Süleyman Şah türbesini Suriye sınırımıza taşıdı. Türbenin taşındığı yer Suriye toprağıdır. Bu konuda Suriye ile anlaşma yapıldı mı bilmiyorum. Türbenin apar topar bulunduğu yerden Suriye toprağına taşınması, o zaman ki Başbakan tarafından büyük bir zafermiş gibi gösterilmek istendi.

Türbenin bulunduğu yerden Suriye sınırına taşınması hata idi. IŞİD terör örgütünden korktuk yanlış iş yaptık.

Devamlı güvenli bölge istiyoruz. Süleyman Şah Türbesini Suriye sınırımıza taşıyacağımıza korumak için bir tugay askerimizi Suriye’ye sokabilirdik. Suriye hükümeti Türbeyi IŞİD’e karşı koruyamıyordu. Biz Suriye’ye asker soksaydık kimse sesini çıkaramazdı. Birleşmiş Milletler de bizi haklı görürdü. Neticede Süleyman Şah türbesinin üzerinde bulunduğu toprak bizim vatanımızın bir parçası, Türbeyi koruyan bizim askerimizdi. Toprağımızı ve askerimizi korumak durumundaydık.

Bunu yapsaydık PYD’yi de kontrol ederdik. Kantonlar kurarak Akdeniz’e doğru ilerlemesini önlediğimiz gibi türbeye yakın yerlerde olan Türkmenlerinde IŞİD ve PYD tarafından ezilmesini önlerdik.

Çözüm sürecinde ve Suriye politikasında yaptığımız yanlışlar aslında terör örgütünden başka bir şey olmayan PKK’yı büyüttük. PKK’nın Suriye kolu PYD’nin daha fazla ilerlemesine engel olmak için Suriye’ye girdik ve Cerablus’u aldık. ABD, PYD’yi kendi milis gücü görse ve bize engel olmak istese de biz kararlı olalım. Türkiye’nin bu hamlesi doğrudur. PYD sadece Membiç’den değil Suriye’nin kuzeyinden de sökülüp atılmalıdır. Ancak Türkiye burada yalnız olmamalıdır. Suriye, Rusya hatta İran ile kesinlikle anlaşmalıdır.

Bir de şu var. Eğer Suriye devleti kuzeyinde özerk bir PYD devleti kurulmasını kabul ederse Türkiye bunu asla kabul etmemelidir. Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar buraları Türk toprağıydı. Eğer Suriye buralardan vazgeçerse, bu topraklar PYD’nin değil bizim olur.

Türkiye bu konuda direnmelidir.

Talat ŞALK

Emekli Cumhuriyet Savcısı

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları