Büyük Yönelimlerin Neresindeyiz? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

-
_______17 Ocak 2018_______

Büyük Yönelimlerin Neresindeyiz?

Aziz Bozatlı
Paylaş:

İnsanoğlu için “gelecek”  bilinmese de daima merak konusu olmuştur. Geleceği bilmek için sıradan insanlar çok çeşitli fal yöntemlerine başvururken, geçmiş çağlarda birçok yönetici de yanında gelecekten haber verecek müneccimler bulundurmuşlardır.

Dünyada yaşanan hızlı değişime paralel olarak, Türk toplumu da hızlı bir değişim sürecinden geçmektedir. Siyaset, ekonomi, teknolojiler, sanat anlayışları, kültür hayatı, çevre..vs. değişiyor. Bu değişimleri doğru yorumlayıp geleceğe hazırlık yapan toplumlar refahı daha kolay yakalayacaklardır.

Değişimin parametrelerini analiz ederek, gözlemler yaparak geleceğe dönük senaryolar üretmek, deyim yerindeyse, gidişatı doğru okumak için “Gelecek Bilimi” (fütüroloji) denen bir bilim dalı doğmuştur. Gelecek öngörüleri veya tahminleri, bireylerin, kurumların, şirketlerin veya devletlerin karar alam süreçlerine ışık tutmakta, yol göstermektedir.

 Ziya Gökalp’in “Türk Rönesans’ı Tevfik Fikret’le başlar” dediği büyük düşünür ve şair Tevfik Fikret, Zamanın gelişimine yabancı kalmak, düşmeye doğru eğilmektir diyerek, toplumların, değişimi ıskalayıp, geleceğe ayak uydurmadıklarında tökezleyeceklerine, düşeceklerine dikkat çekmektedir. Şair, bilim ve fen gücü ile gelecekte insanoğlunun kara toprağı bile altın yapacağına inandığını, yüz yıl önce aşağıdaki dizeleri ile ne güzel anlatmıştır.

Fıtratta tekamül ezelidir

Bu kemale Tevrat ile İncil ile Kur’an ile inandım

Bir gün yapacak fen, şu siyah toprağı altın

Her şey olacak kudret-i irfanla inandım.

Gelecekle ilgili bu uzunca girişten sonra sözü iki kitaba getireceğim. 1982 yılında ABDli yazarlar John Naisbitt ve Patricia Aburdene’ın yazdığı, 1989da Türkçeye çevrilen “Megatrens” (Büyük Yönelimler) ve 90 ların başında yazılıp hemen Türk okuyucusuna sunulan “Megatrends 2000” isimli kitaplar, dünyada ikibuçuk milyon satan ve ülkemizde de en çok okunan kitaplar arasındaydı.

Her iki kitap da endüstri toplumlarındaki birçok istatistiki veriden hareket ederek, endüstri ötesi topluma (Bilgi toplumuna) geçişte, belirgin hale gelen eğilimlere dikkat çekmektedir. Kitaplar, birbirini tamamlar niteliktedirler. Her bir kitap, hayatımızın gidişatını etkileyen onar ana yönelim öngörmüştür. Bunları büyük yönelimler, (megatrends ) olarak tanımlamışlardır.

Bu iki kitabı konu etmemin nedenlerine gelince;

a-Kitaplarda öngörülen birçok hususun, geçen kısa sürede gerçekleştiği veya eğilimin devam ettiği görülmektedir.

b-Bilgi toplumu için öngörülen birçok yönelim, bizim toplumumuz için hala “yaşayacağımız gelecek” olma özelliğini korumaktadır.

c- Kitaplarda öngörülen, birçoğunun hala geçerliliğini koruduğu veya zamanın doğruladığı yirmi büyük yönelimi satır başlarıyla da olsa okuyana hatırlatmaktır.

Büyük Yönelimler

Aşağıda kitaplarda öngörülen yönelimleri, kitaptaki başlıkları ile veriyorum. Ancak geçen zamanın ve yaşanan olayların doğrulamadığı öngörülere de dikkat çekilecektir. Bazı başlıklar bağlamında ülkemizdeki gidişata da değinilecektir.

1-SANAYİ TOPLUMUNDAN BİLGİ TOPLUMUNA

1956 yılında ABD’de ilk defa teknik, idari ve hizmet alanında çalışan beyaz yakalı işçilerin sayısı, üretim ve imalat (sanayi) dalında çalışan mavi yakalı işçilerin sayısını geçmişti. Endüstriyel Amerika, yeni bir topluma yol vermeye zorlanıyordu. Harvard sosyologlarından Daniel Bell, gelen dönemi, sanayi ötesi toplum diye adlandırdı ve bu isim yapıştı kaldı. Şimdi ise, bu “Sanayi Ötesi Toplumun, Bilgi Toplumu olduğu herkesçe paylaşılmaktadır.

2-ZORAKİ TEKNOLOJİDEN, YÜKSEK TEKNOLOJİ VEYA DİRENİŞE

İnsanoğlu o kadar yoğun ileri teknoloji ürünü ile tanışacak ki bazen ona direnmek ihtiyacı bile duyacaktır. İşte bu durumda fiziki ve manevi gerçekler arasında bir denge kurması gerekecektir.

3- ÜLKE EKONOMİSİNDEN DÜNYA EKONOMİSİNE

ABD, dünyayı kontrol eden güç olmaktan çıkıyor ve bir avuç, ekonomik olarak güçlü ülkeler topluluğunun üyesi haline geliyor. Otomobil üretiminde diğer ülkeleri geçen Japonya, bugün dünya ekonomisini kontrol ediyor. Japonya’da bir otomobil 11 saatte üretiliyor.(şimdilerde 9 saate düştü)

Gelişmiş ülkeler sanayisizleşmeye doğru gidiyor. Dünyada otomobil montaj hattı olan 86 ülke bulunmaktadır.

Artık kendimizi karşılıklı bağımlı toplulukların bulunduğu bir dünyada yaşadığımıza alıştırmamız gerekiyor. Artan bu karşılıklı bağımlılığa direneceğimize, bunu, bütün kalbimizle kabul etmeliyiz. Bu dünya barışı için tek umuttur.

Ekonomik olarak daha çok iç içe geçtiğimiz zaman birbirimizin başına bomba yağdırmaktan vazgeçeriz.

İşte bu son öngörü gerçekleşmedi. Gelişmiş ülkeler diğerleriyle arayı açmaya devam ettiler. Silah sanayilerini tam kapasite çalıştırdılar, bu silahların Ortadoğu başta olmak üzere birçok bölgede kullanılmasını teşvik ettiler. Terörist grupları vekalet savaşlarının birer figürü haline getirdiler. Ne kadar iç içe geçsek de güçlüler güçsüzlere bomba yağdırmaya devam etti.

4-MERKEZİYETÇİLİKTEN ADEMİ MERKEZCİLİĞE

Merkezi yapılar, bütün Amerika’da büyük bir sarsıntı içinde. Bu ademi merkeziyetçilik, politikayı, iş anlayışımızı ve kültürümüzü değiştiriyor. Ülkenin tamamını kapsayan televizyon şebekeleri de bir düşüş içinde. Bu dev televizyon şebekeleri, kablo-televizyon sistemleri karşısında seyircilerini kaybediyorlar

 5-AŞAĞIDAN YUKARIYA İNŞA

Merkezi yapılar, bütün Amerika’da büyük bir sarsıntı içinde. Bu ademi merkeziyetçiliğin bir başka şekilde ifade edilmesidir. Şehirler, kasabalar ve küçük toplumların oluşturduğu yerel otoriteler daha etkin duruma gelmişlerdir. İnsanların hayatını derinden etkileyen kararlar daha çok mahalli kararlar olmaktadır.

6-KENDİ KENDİNE YETERLİLİK

İnsanlar, merkezi kamu kurumların yapamadıklarını kendileri yaparak, ferdiyetçiliğin de gelişmesine katkıda bulunuyorlar. Bu kurumlara kolektif bağımlılıktan kurtulup, kendilerine güvenmeyi ve kendi imkanlarına dayanmayı öğreniyorlar. Artık her Amerikalının evinde “sağlık setleri” var. Ev ve bahçe tarımının yanı sıra gıda kooperatifleri de yaygınlaşıyor.

 7-TEMSİLİ DEMOKRASİDEN KATILIMCI DEMOKRASİYE

Alınan bir karardan hayatları etkilenen insanlar, karar alma sürecine katılmak istiyorlar. Politikacılara olan ihtiyaç giderek azalıyor. Bazı ilçelerde seçmenler belediye meclislerindeki görüşmeleri evlerindeki ekrandan izleyip elektronik ortamda oylamaya katılıp önemli kararlarda doğrudan oy kullanabiliyorlar.

Radikal partilerin yerini merkez partileri alacak, radikalizm bu partiler içindeki fertler tarafından temsil edilecektir.

8-HİYERARŞİLERDEN İLETİŞİM AĞLARINA

Yüzyıllarca kendimizi örgütlediğimiz ve yönettiğimiz şekil, bir piramit yapısıdır.

Bilgi ekonomisinde, katı hiyerarşik yapılar bilgi akışını engelliyor. Bunların yerine de, küçük, merkezin çekiminden kurtulmuş, bağımsız yapılar oluşuyor.

Hiyerarşilerin, toplumun problemlerini çözmekteki başarısızlığı, insanların birbirleriyle konuşmalarına yol açtı ve bu da yeni “iletişim ağları”nı ortaya çıkardı. İletişim ağları, insanların birbirleriyle konuşması, bilgi ve kaynak alışverişinde bulunmasıdır. Bu ağlardan biri olan “sosyal medya” hayatımızın bir parçası oldu.

 9-“YA BU YA O” DAN “ÇOKTAN SEÇMELİ” YE

Sanayi toplumunda, ya sabah 9’dan akşam 5’e kadar çalışacaktık veya çalışmayacaktık. Şimdi ise “esnek zaman” çalışma düzeni var. Otomobil alırken ya Ford’u veya Chevrolet’yi seçecektik. Bugün 752 çeşit otomobil veya kamyondan seçimimizi yapabiliriz. Bir veya iki kanallı televizyonlarda yüzlerce kanallı seçeneğimiz oldu

10- DİN: ÜLKE ÇAPINDA BİR CANLANIŞ

Din konusu çok önemli bir yönelim olarak her iki kitapta da yer aldığı için, 19 numaralı yönelim başlığı altında işlenecektir.

11- 1990’LARDAKİ EVRENSEL EKONOMİK PATLAMA

 Tüm dünyanın tek bir ekonomiye dönüşmesine doğru soluk kesici bir hızla ilerliyoruz. Londra da bir Türk tarafından alınan Güney Kore hisse senedi, Türk, Kore, İngiltere ekonomilerinden hangisinin sayılacaktır? Bir ülkenin uluslararası iş yapan şirketlerinin başkanları, o ülkenin politik şahsiyetlerinden daha fazla önem taşımaktadır. Önümüzdeki dönemde de ekonomi, ideolojilere baskın olacaktır. Bilgi toplumunda donanımlı kadın veya erkek aynı ölçüde yer alabilecektir

Nükleer enerji batının enerji bağımlılığını azaltmıştır. Yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına  hızlı bir yönelme olacaktır.

Vietnam ve Afganistan örneğinde olduğu gibi artık süper güçler, bölgesel çatışmalara girmeyeceklerdir.

Bu başlık altındaki öngörülerden bazıları gerçekleşmedi. Örneğin, azgelişmiş ülkelerde ve özellikle de İslam ülkelerinde kadınının önündeki sosyoekonomik engeller duruyor. Gene öngörüye aykırı olarak ABD Irak’a girdi. Bundan sonra süper güçler arasındaki savaşlar, Suriye’de olduğu gibi “vekalet savaşları” şeklinde devam edeceğe benziyor.

12-  SANATTA YENİDEN DOĞUŞ

1990’lar boyunca toplumun boş zamanları değerlendirme etkinliği olan sporun yerini sanat alacaktır. Sanatsal alandaki iş imkanları da hızla artacaktır.

 13- SERBEST PİYASA SOSYALİZMİNİN DOĞUŞU

Sosyalizmin geçirdiği dönüşümün sonuçları 1990’larda daha da açıklık kazanacak. Bu dönemde sosyalizmi düze çıkarma çabalarına tanık olacağız. Merkeziyetçi planlamaya dayanan ekonomiler, başarısızlığa mahkumdur. Bu açıdan sosyalizm ya değişecek ya da ölecektir. Hükümetlerce sağlanan sosyal hizmetlerin bedeli, tüm toplumun yakasına yapışıyor.

Özetle; dünyada, hükümetlerce yönetilen ekonomilerden piyasalarca yönetilen ekonomilere doğru köklü bir geçiş gözleniyor.

Bu yönelim Tüm dünyayı etkili bir şekilde sararken, az gelişmiş ülkelerde “Sosyal devlet” kavramının yok olmasına neden oldu. Sağlık güvenceleri gevşetildi. Ezilen sınıflar daha da ezildi.

14- EVRENSEL YAŞAM TARZLARI VE KÜLTÜREL MİLLİYETÇİLİK

 Dünyanın büyük kentlerinde yeni bir evrensel yaşam tarzı hüküm sürüyor. Söz konusu yaşam tarzının itici gücü ise, “Tüketici”. Dünya günden güne daha kozmopolitleşiyor. Yiyecek, moda, eğlence ve mutfak kültürleri iç içe geçmiş durumda. Moda uluslararası bir etki yaratmakta, artık bir kadının giyimine bakarak nereli olduğunu anlamanız mümkün değildir. Kitapta bu başlık altında Türkiye ile ilgili tespit ve öngörüler var;

Önümüzdeki onyıllarda Türkiye’de evrensel yaşam tarzı ile karşı görüşün çatışacağı öngörülüyor.  ABDli gazeteci Edward Kodi, Türkiye için “İş adamları batıya doğru Brüksel’e bakarken, minarelerdeki müezzinler doğuya bakıyor” diyor.

Türkiye’de acaba hangi taraf kazanacak, İslam’daki canlanma mı? Yoksa Avrupa Topluluğu mu? Yoksa yaratıcı bir karışı mı?  

Gelinen noktada ülkemizde İslami canlanma değil ama “Ilımlı İslam” adı altında, İslami yozlaşma sürmektedir. AB perspektifi de tamamen kayboldu. Türkiye sıradan Ortadoğu ülkelerine benzeme yolunda

15- REFAH DEVLETİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ

Özelleştirme ABD’den Çin’e, oradan Afrika’ya kadar her yerde yaygınlaşıyor. ABD’de hapishanelerin yönetimi bile özelleştiriliyor. Özel sosyal güvenlik kurumları gelişiyor.

Yapılan araştırmaların gösterdiği bir başka sonuç ise; yoksul insanlara refah yardımı yerine özel sektörde iş sağlanması olduğudur. Yani, refah sistemi özelleştirilmelidir.

Biz ise AKP iktidarında tersine bir yönelimle, yoksulları yardıma alıştırarak üretimden uzaklaştırmayı tercih ettik.

 16-PASİFİK KUŞAĞININ YÜKSELİŞİ

Beş yüz yıl önce dünyanın ticaret merkezi Akdeniz’den Atlantik’e doğru kaymaya başladı. Günümüzde ise buradan Pasifik’e kaymaya başladı. New York, Paris, Londra’nın yerini Los Angeles, Sydney, Tokyo, Şanghay almak üzere.

Çin kapitalist yolda bu şekilde ilerlemeye devam ederse, Japonya’nın liderliğini elinden alacak gibi. ABD de 1988 de hazırlanan bir rapora göre 2008 yılında Çin ekonomisi ABD’den sonra dünyanın 2’inci büyük ekonomisi olacaktır. Çin artık geriye dönemez, büyük dev uyanmıştır.

Bu öngörüler gerçekleşmiş durumda.

 17-KADIN LİDERLERİN YILLARI

20’inci yüzyılın son 20 yılında kadınlar bilgi çağının yarattığı milyonlarca yeni mesleğin üçte ikisini ele geçirdiler. Bu ataklarını sürdüreceklerdir.

Bilgi toplumunda kurumlardaki yöneticiliğin rolünün liderliğe kaydığını görüyoruz. ABD’de Kendi işinin başında bulunan kadın sayısı erkek sayısının iki katıdır.

 18-BİYOLOJİ ÇAĞI

Biyoteknolojide büyük gelişmelere gebe bir döneme giriyoruz. Elektronik değişim biyolojik değişimi sağlayacak. Biyoteknoloji, bir yandan yaşam standartlarının yükselmesine büyük katkılarda bulunurken, bir yandan da insanları huzursuz eden sorular gündeme getiriyor.

Bilim adamları bir fareyi genetik olarak programlayıp onu kanser hastası yapabiliyorsa, günün birinde bir diktatöre hizmet eden bir bilim adamı da insanları çeşitli hastalıklara yakalatmaz mı? İnsanlık henüz gücü kötüye kullanma alışkanlığından kurtulamamıştır.

 19-ÜÇÜNCÜ BİN YILDAKİ DİNSEL YENİDEN DOĞUŞ

Günümüzde dünya çapında çok mezhepli bir dinsel canlanma yaşanmaktadır. ABD’de “Mormon”ların tarafları artmış, sadece 1987’de 274 bin yeni yandaş kazanmışlardır. Japon Shinto rahibinin ABD ve Brezilya’da 5 milyon izleyicisi var. Bunların %80’i Japon vatandaşı değil.

İslamiyet Türkiye ve Mısır’ın batılılaşmış orta tabakaları arasında yeniden canlılık kazanıyor.

ABD’deki küçük dinlerin (mezheplerin) gelişmelerine bakıldığında şu sonuçlara varmak mümkündür:

  • Mezhepler insanları kendilerine bağlamada başarılı olmuşlardır.
  • Tutucular ileri teknoloji ve kitle iletişim araçlarını ustaca kullanmışlardır.
  • Televizyonu bir eğitim aracı olarak vaizler, öğretmenlerden daha etkili olarak kullanmışlardır.

Üçüncü bin yıl dönemecinde hurafeler artacak ve “dünyanın sonu” tartışmaları tekrar izlenecektir.

Bu yönelimler ülkemizde aynen gerçekleşmiştir. Ancak bu yönelime bir tepki olarak da “Deizm” ve “Ateizm” e yönelmelerin arttığı gözlenmektedir.

 20-BİREYİN ZAFERİ

20.yüzyılı geride bırakırken bireyin kazandığı üstünlükler tüm yönelimlerin kaynağını oluşturmaktadır. Çünkü yaşadığımız tüm değişimleri, bireyler sürüklemektedirler. Ancak çağa damgasını vuran bu bireyselcilik “herkes kendine” anlayışı değildir. Toplumun tüm sorunlarından kendine sorumluluk payı çıkaran bir bireyselciliktir.

Yeni bin yılda insanlar kendi politik kaderlerini belirlemede daha özgür ve daha çok söz sahibi olacaklardır.

Ülkemizde ise bireyi geliştiren onun yaratıcılığını ortaya çıkaracak bir eğitim sistemi olmadığından, değişimleri algılayıp hayata geçirecek bireyler de yetişmemektedir. Toplumun bir kesiminde birey, kimliğini cemaat-tarikat yapılarında dumura uğratırken, bir diğer toplum kesiminde nemelazımcı, bencil, toplumsal sorumluluktan kaçan, hedefi olmayan bir “yoz bireyselcilik” gelişmektedir.

SONUÇ

Yukarıda satırbaşlarıyla kısaca değindiğimiz yirmi ana yönelim bağlamında ülkemizin ne durumda olduğunu sorgulamak, aynı zamanda “Bilgi toplumu” na doğru olumlu adımlar atabiliyor muyuz? Sorusunun cevabını da aramak anlamındadır.

  Büyük yönelimlerin ülkemizde yayınlandığı doksanlı yıllarda, bu yönelimler doğrultusunda gelişme sağlayabileceğimiz konusunda bugünkünden çok daha iyimserdik. Zira o günden otuz yıl sonra, yani bugün, demokrasimizin çoğulcu ve katılımcı yönde daha da gelişeceğini, özgürlükler ve hukuk devleti bağlamında çok ileri seviyelere ulaşabileceğimizi umuyorduk. “Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi” gibi ucube bir sistemle, Ortadoğu totaliter rejimlerine benzeyerek, çağdaş demokratik bir yönetimden uzaklaşma yoluna gireceğimizi aklımızdan bile geçirmemiştik.

“Bilgi toplumu” bizim için Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık hedefidir. Bu amaca ulaşmanın yolu, bilgi toplumunun gerektirdiği insan kaynağını yetiştirmekten geçer. Tüm yönelimlerin kaynağı birey olduğuna göre, ilk yapılacak iş bireyi çağın gereklerine göre eğitmektir. Doksanlı yıllarda eğitim sistemimizin, otuz yıl sonra, yani bugün, çağın gerektirdiği dönüşümleri sağlayarak, kendini geliştirerek, bilgi toplumuna uyumlu, aydınlık kuşaklar yetiştireceğini umuyorduk. Günümüzde ise eğitim sistemimiz maalesef, duygu ve değerlere dayalı, ezberci, sorgulayamayan kuşaklar yetiştirme yoluna girmiştir. Bu sistem, bilgi toplumunun ihtiyaç duyduğu yenilikçi, yaratıcı bireyler yetiştiremez. Bu sistemin yetiştireceği donanımsız, “kindar ve dindar” kuşaklar ile bilgi toplumuna ulaşmak, mümkün olamayacaktır.

Yarınlar kimin? Yarınlar bilgi toplumuna uyumlu insan kaynağına (beşeri sermayeye) sahip toplumlarındır. Yarınlar kurum ve kuruluşlarının geleceğe göre geliştiren ve hazırlayan toplumlarındır. Bu toplumlar, bilginin verdiği özgüvenle hiçbir sürprizle karşılaşmadan geleceği telaşsız karşılayabileceklerdir. Bilgi toplumuna kendini hazırlayamayan toplumların ise, fertleri küresel sermayenin birer “tüketici aygıtı”, vatanları birer “sömürge” olmaktan kurtulamayacaktır.

 

 

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları