ÇILGIN PROJELER

Ak Parti yönetimi büyük projeleri seviyor. Bu projelerine bazıları çılgın projeler de diyorlar. Halkın yararına birçok projeyi gerçekleştirdiler. Ortadan bölünmüş geniş yollar, hızlı tren, Marmaray, Osman Gazi Köprüsü gibi.

Bunlar gerçekleşen ve halkın yararına olan projelerdir. Halk da memnun. Ak Parti iktidarı da bundan şimdiye kadar kazançlı çıktı. Halkın içindeyim, halkımızın ne konuştuğunu ve hissiyatını biliyorum.

Şimdi çılgın bir projeye daha başladılar. Büyük İstanbul kanalı projesi. Hele biraz durun. Uzmanlar bu kanalın açılmasını çok sakıncalı buluyor. Uzmanların uyarılarını dikkate almak lazım. Ne diyor uzmanlar? İstanbul’un su havzaları yok edilecek, İstanbul susuz kalabilir, kanal açılırsa Karadeniz ve Marmara’da kirlenir. Karadeniz’in kirli suyu üstten Marmara’ya akar. Marmara’da canlı yaşayamaz. Kirlenen Marmara suyu da alttan Karadeniz’e gider, Karadeniz daha çok kirlenir diyorlar. Bunlar önemli uyarılardır.

Ayrıca Türkiye bu kanalı mutlaka açacaksa, bugün açması doğru değildir. Çünkü kanalın ağır maliyetinin olacağı açıktır. 65 Milyar dolar diyorlar. Türkiye’nin ekonomisi zaten bozuktur. İşsizlik artmıştır. Birkaç gün önce işsiz kalan bir inşaat işçisi Ankara’da yüzüne benzin dökerek kendini yakmaya kalktı. Türkiye’nin dış borcu 500 milyar doları geçti diyorlar. Ayrıca Mehmetçik şu anda sınır dışında savaşmaktadır. Savaş demek çok paraya ihtiyaç var demektedir. Bu sebeplerle bu kanalın yapımında acele edilmemesi gerekir.

Osman Gazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri hizmete girdi. Osman Gazi köprüsü herhalde yap-işlet-devret modeliyle yapılmış, yapımcıya hazine garantisi de verilmiş. Geçiş ücreti herhalde vatandaşlarımıza pahalı gelmiş, köprüden günlük geçen araç sayısı beklenenin çok altında kalmış. Hazine garantisi verilmiş olduğundan devreye Devletimiz giriyor. Yapımcının her ay alması gereken parayı tamamlıyor. Bu da hazineden yani halkımızdan çıkıyor.

Yavuz Sultan Selim köprüsünden de tahmin edildiği kadar araç geçmiyor, bu köprüden araç geçirmek için başvurulan yöntem iyi bir yöntem değil. Senede 2 veya 3 kere Keşan’a giderim. Çoğu zaman otobüsle gider gelirim. Keşan’dan dönüşümde otobüsle önce İstanbul Esenler terminaline gelirim, terminalden Ankara otobüsüne binerim.

Ankara otobüsü Fatih Sultan Mehmet köprüsü veya Şehitler (Boğaziçi) köprüsünden geçip doğrudan Ankara’ya gitmiyor. Evvela Yavuz Sultan Selim köprüsüne gidiyor, köprüyü geçiyor, köprüyü geçtikten sonra yönünü Ankara’ya çeviriyor. Bu uygulama mecburi uygulamadır. Uygulamaya uymayan araçlar takip ediliyor, oldukça ağır cezalar veriliyormuş. Yavuz Sultan Selim köprüsünden mecburu geçiş Ankara yolunu da 100 km kadar uzatıyor.

Bu uygulama o büyük padişahın adını taşıyan köprüyü “Deli Dumrul” köprüsüne dönüştürmüş. “Geçenden 5 akçe, geçmeyenden 10 akçe”.

Televizyonda ABD de çalışan fırsat buldukça Türkiye’ye gelen bir Türk bilim adamını dinledim. Hoca konuşmasında “Yabancı iş adamları yatırım yapacakları ülkelerin hukukunu inceler eğer ülkede hukukun üstünlüğü ilkesi gerçekten varsa o ülkeye yatırım yaparlar aksi halde yapmazlar.” Dedi. Bizim ülkemiz için de hukukun üstünlüğü ilkesi önemlidir. Anayasa da kuvvetler ayrılığı ilkesi benimsenmiştir. Anayasanın 9. Maddesi uyarınca “yargı yetkisi Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.”

Anayasanın 153/son maddesi “Anayasa mahkemesi kararları resmi gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” Diyor.

İki gazeteci hak ihlal edildiği gerekçesiyle Anaya Mahkemesine müracaat etti. Anayasa Mahkemesinin hak ihlallerini inceleme yetkisi yoktur. Vatandaşlarımız hak ihlalleri ile ilgili doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvururlardı. 2010 Anayasa referandumunda vatandaşlarımıza Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yazılı “insan haklarından birinin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine re ’sen başvuruda bulunacakları kabul edildi.” Vatandaşlarımıza bu hakkın verilmesi iyi de oldu.

Anayasa Mahkemesi 2 vatandaşımızın hak ihlali iddiası ile ilgili müracaatları üzerine mahkemesinden dosyaları getirtti ve inceledi. İyi de incelemiş. İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları ışığında iyi tespitlerde de bulunmuş. Tutuklanan gazetecilerin normal demokratik ülkelerde var olan eleştiri hududunu aşmadıklarını, yazılarında hükümetin zorla uzaklaştırılmasını istemediklerini bu sebeple yazılarının suç unsuru taşımadığı gerekçesiyle tutuklanmalarında hak ihlali olduğuna karar verdi.

Mahkemelerin, Anayasa Mahkemesinin kararına uymaları gerekirdi. Uymadılar bu yanlış oldu. Anayasa Mahkemesinin kararına uyulamadığını bütün dünya halkları da duydu.

Türkiye demokratik bir ülkedir. Hukukun üstünlüğü ilkesini benimsemiştir. Fakat 2 hâkimin yanlış kararları ülkemizin imajını bozmaktadır.

Eski çağlarda da bugün de devleti ayakta tutan en önemli ilke hukukun üstünlüğü ilkesidir.

Bu ilkeden vazgeçmemiz mümkün değildir.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*