Davutoğlu o kadar da özgüven sahibi değilmiş – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______11 Ağustos 2011_______

Davutoğlu o kadar da özgüven sahibi değilmiş

Milli Düşünce Merkezi
Paylaş:

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Şam’a hareketinden önce Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir görüşme yaptı.

ABD ile her türden teması kamuoyuna duyurmaya meraklı dışişleri yetkililerimiz, bu görüşmeyikamuoyuna duyurmaktan imtina ettiler.
Fakat elin ABD’lisinin ağzı torba değil ki büzesin.
Adamlar görüşmeyi dünyaya duyuruverdiler.
* * *
“Bizimkiler”, bu durumdan hiç memnun olmadı.
Çünkü…
Davutoğlu, “ABD’nin taleplerini Şam’a ileten bir ulak” gibi algılanacaktı.
Bu da karizmayı fena halde çizerdi.
Hemen harekete geçildi:
“Hillary de kimmiş? Biz Şam’a sadece kendi taleplerimizi iletmek üzere gidiyoruz” mesajı verildi.
Özenle. Altı çizilerek. Vurgulanarak. Üstüne basılarak.
* * *
Ben Ahmet Davutoğlu’nu özgüveni yüksek, hatta özgüven patlaması yaşayan bir siyaset adamıolarak bilirdim. Dünyaya çekidüzen verdiğini düşündüğünü, Ortadoğu’yu kendi teorileri doğrultusunda şekillendirdiğine inandığını, kendisini “stratejik derinlik” sahibi bir diplomasi dehasıolarak gördüğünü düşünürdüm.
Şu “Aman ulak gibi görünmeyeyim” endişesine tanık olunca…
“Demek ki o kadar da özgüven sahibi değilmiş” diye düşünmeye başladım.

Fotoğraftan analiz

–  Beşar Esad süt dökmüş kedi gibi… Ahmet Davutoğlu “Dökülen süt olsun biraderim, yeter kideğiş” der gibi…
–  Beşar Esad “Dersimi alıyorum, ezberi sonra edeceğim” der gibi… Ahmet Davutoğlu, talebesinebirden yüklenip dersten soğutmak istemeyen bir hoca gibi…
–  Beşar Esad, “Ne yapmalı” der gibi… Ahmet Davutoğlu, “Seni ben bile kurtaramam” der gibi…
–  Beşar Esad “Düzeleceğim ama ah şu babamın arkadaşları” der gibi… Ahmet Davutoğlu “Babanındevri çoktan geçti” der gibi…
–  Beşar Esad “Sizin hatırınız için birkaç geri adım hazırladık” der gibi… Ahmet Davutoğlu “Yetmezama evet” der gibi…

Esad’la değil Suriye halkıyla kardeş olmak

TÜRKİYE ’nin Suriye yönetimini ciddi bir şekilde uyarması karşısında bazıları şöyle diyorlar:
“Hani Suriye ile kardeştik? Hani aradaki sınırlar bile kalkıyordu? Hani neredeyse tek devletoluyorduk?”
Çarpık bir soru bu…
Çarpık sorunun doğru cevabı olmaz.
Çünkü…
Türkiye Beşar Esad’la değil, Suriye halkıyla kardeş olmaya çabalıyordu.

O yaratığın bulunması şart

İSTANBUL ’un göbeğinde bir belediye otobüsünde adamın biri, “Halkın ahlakını bozuyorsun” diyerek şort giyen bir genç kadına saldırdı.
Eğer hükümetimiz, polisimiz, muhafazakâr medyamız…
Bu olayın abartılmamasını, “münferit” denilip geçilmesini, mesele edilmemesini, “Sonunda İranolduk işte” diye laflar edilmemesini, “Yaşam tarzına baskılar başladı” türünden sonuçlarçıkarılmamasını istiyorsa…
Derhal ve acilen…
Otobüste genç bir kadına kıyafeti nedeniyle yumruk atmayı marifet sanan o zavallı yaratığıbulmalıdır.
Hükümet bunu istemelidir, İstanbul polisi seferber olmalıdır, muhafazakâr medya çağrıdabulunmalıdır. Ancak o yaratığın bulunması durumunda…
İklim değişir Akdeniz olur.
Yoksa sonumuz zemheridir.

Lüks iftar davetlerinden kaçınmak için 9 neden

BİR: Çorbanın sıcak geldiği vaki değildir.
İKİ: Ana yemek fazlasıyla fabrikasyon, fazlasıyla tatsızdır.
ÜÇ: Serviste tutarsızlık had safhadadır: Birileri tatlıya geçmişken, birileri henüz çorbaya bilebaşlamamıştır.
DÖRT: Birbirini tanımayan 12 kişilik masada ürkek ve gergin bir şekilde etrafı kesmek zorundakalmak mukadderdir.
BEŞ: Uzun nutuklara maruz kalırsınız.
ALTI: Servisin gecikmesi nedeniyle sadece masadaki hurma ve peynirle idare etme durumu sözkonusu olabilir.
YEDİ: Sıra çaya, kahveye bir türlü gelmez.
SEKİZ: Lüks iftardan çıkar çıkmaz “İyi bir lokanta bulmalıyım” arayışı kaçınılmaz olur.
DOKUZ: Açlık ve küslük içinde çıktığınız davet nedeniyle bir de “Şuna bak, beş yıldızlı otelde iftar yapıyor” diye hor görülürsünüz.

Medyatik şeyler

–  NTV’de Oğuz Haksever dilini çıkarırken yakalanmış. Eh, koca kanalda bütün programlar OğuzHaksever’e yaptırılırsa Oğuz Haksever’in her durumda yakalanması kaçınılmaz olur.
–  Demet Akalın’ın kendisini aldattığını düşündüğü sevgilisine Twitter’da yazdığı “Eşyaların çöpte” lafı, yaza damgasını vuracak müthiş bir şarkı için ilk adım olabilecek nitelikte.
–  Bülent Arınç, televizyonlardaki “izdivaç” programlarının kaldırılmasını istemiş. Destekliyorumkendisini. Bunun için eğer hukuki dayanak aranıyorsa, Türk Ceza Kanunu’na “Halkın bir bölümünü,bir başka bölümü karşısında maskaraya çevirmek” maddesi eklenebilir. 
–  Akademisyen Ayşe Sözen’in dünkü Taraf gazetesinde yayınlanan “Müslümanca YaşamakÜzerine Düşünmek” başlıklı yazısı, Hayrettin Karaman Hoca’ya yönelik çok esaslı itirazları dilegetiriyordu. Kaçıranlara bulup okumalarını tavsiye ederim. Hem de hararetle. 
–  TRT meşhur “Tosun Paşa” filminin hamam sahnelerini sansürlemiş. Benim bu konudaki ilkem şudur: Madem sansürleyeceksin hiç yayınlama kardeşim.

Bravo Başbakan’a

“Somali’ye yardım” kampanyaları, sadece “Yardım edelim, çocuklar ölüyor” temasına sıkışıpkalmamalıydı.
Bu eksiği Başbakan Tayyip Erdoğan, dün yaptığı konuşmada şahane bir şekilde giderdi.
Şöyle dedi:
“Yıllarca Afrika’yı sömürenler şimdi vicdanları sükût etmiş bir şekilde olanları izliyorlar. Uluslararasıtoplum her gün ölüme yürüyen çocukları kurtarmak için işbirliği yapmayacaksa ne zamanyapacak?”
İşte budur…
Tabii ki “Somali’ye yardım” yapacağız.
Ama “yıllarca Afrika’yı sömürenler” meselesinde tam bir şuur sahibi olmayı asla ihmal etmeden

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları