DELİLER – VELİLER

Anadolu’muzda her köyün zihinsel engellisi (delisi) olur.  Lakaplısı vardır o yoksa bile. Azdan az, çoktan çok…  Bizim köyde de vardı. Gittiğim gördüğüm köylerde de olmuştur hep. İlk onlar karşılarlar sizi. Muhtarın, imamın evini onlar gösterirler size.  Gözleri üzerinizdedir. Ayrılmazlar yanınızdan. Mektep, medrese, Rehabilitasyon Merkezi bilmezler.  Köylü sahiplenmiş, korumaya almıştır onları.  Şakalaşır görev verir, yardım alır icabında. Sahiplerinin yükünü almış olurlar.   Değer verildiğini görür mutlu olurlar onlar da  o şekilde. O da yeter onlara.  Başka işlerine bakarlar o arada.  Anadolu irfanıdır işte bu. Adı konmamış Açıkhava Rehabilitasyon merkezleridir bu yüzden su topraklar.

Şehirlerdekilerin işleri daha zor.  Dört duvar arasında ömür geçirenler var. Yıl boyu gün yüzü görmeyen, onlardan ayrılamayan anneler var…  (Bir hakkı teslim edelim. Bugün devletimizin bunlara yönelik maddi, manevi destekleri olmaktadır. Bu da çağdaş medeni toplum olma yolunda önemli adımdır).

Kim deli, kim veli o alında yazmaz.  Kalben deli olanlar da var alemde. Mevlana’ya da deli demişler.

Ne karşılık vermiş bakın:

“Bana deli diyorlar,

Zincire vurulmalıdır diyorlar.

Ben deli değilim, deli…

Benim kalbim deli.

Kalbimi zincire vurmalı.

Ama nasıl vursunlar,

kalbimin ne ayağı var, ne eli..

***

Tunceli’nin  “Deli Sevuşanı” vardı. Basından takip etmiştik. Heykelini yaptırmışlardı çarşı esnafı ölümünün ardından.

Taliplisi de olur mu deliliğin?  Olmaz demeyin.

“Biz bu vatanı karşılıksız seven deliler topluğuyuz”  demişti mesela başbuğ merhum.

***

“Çiğdemleri Solan Bozkır” İmdat Avşar meslektaşımızın hikâye kitabının adıdır. Âşık Paşa türbedarının hikâyesi anlatılır o hikâyelerin birinde. Okursanız çeşit olur delilik adına.

Deli konusu nereden çıktı ona gelelim şimdi de. Milli Eğitim Müfettişlerinin göreve gidiş dönüşlerde araç içinde ettikleri muhabbet mesleğin keyifli yanıdır. O anlardan birinde anlatılmıştı. Aklımda kalmış“Gerede bilmecesi” olarak. Ziyan olsun istemedim.

***

“Gerede’de köylünün birinin danası ahırdan kaçmış. “Kulaksız” lakaplı zatın avlusuna girmiş.  Deli Ali’nin Hüseyin onu görmüş.   Kimseye dememiş.  Adam aramış danasını bulamamış. Aradan üç gün geçmiş. Kulaksız’ın dananın derisini heybesine katıp Gerede Pazarına gittiğini gören Hüseyin onun yolunu kesmiş. Tüm gördüklerini anlatmış:

“Elli TL vereceksin, geri de istemeyeceksin”  demiş.  Kulaksız kabul etmeyince de:

“ Gelirim ben de  köy odasına o zaman derim ki:  “Dana–Deri-Heybe-Gerede”

Kulaksız daha da ikilememiş:

“Al ellini, tut dilini”  demiş

Bu hikâye dört anahtar kelimeyle bu kadar kısa özetlenebilirdi herhalde.

Bu da bir Anadolu irfanı işte.

***

Bu da bir başka hikâye:

İzzet Atınmeşe ağabey ‘İzzet-i ikram’ programında anlatmıştı.

Kış mevsimi yağan karın damları kapatmasından dolayı evinin yolunu şaşıran birisi bir ağaç kovuğuna sığınmış. Başlamış yalvarmaya.

“Ey bozatlı Hızır yetiş kurtar beni. İmdat senden” Köyün Deli Velisi yakınlarda bir yerlerdeymiş.

Sesi duymuş koşmuş:

“korkma. Geldim işte. Kurtaracağım seni. ”

Adam bakmış

“Boz atın yok ama  senin”

“ Olsun piyade Hızırım ben”  demiş.

***

“Atlının-yayanın, “delinin-velinin”, “Hızırın, hınzırın”   iç içe girdiği devirlerdeyiz. Kafalar karışık.

Dünyamızda insanın neden olduğu felaketlerin hiçbirinin altında delilerin imzası yok. Onlar akıllıların işleri. Cehennem o yüzden akıllılar için ayrılmış durumda. Cezai ehliyeti olmayan niye sorumlu tutulsun?  Söz buraya gelmişken bir de hatırlatmada bulunalım:

Din istismarıyla etrafında ordu oluşturan, onunla devleti teslim alma noktasına gelen örgütün lideri için, makam sahiplerimiz “meczup- deli” benzetmeleri yapmaktalar. Yapmasınlar.

Çıkar da delil sayar onu:

“Büyüklerimizden de duydunuz. Ben mecnunun biriyim. Ne yaptığımı mı biliyordum ki”  der sıyrılır işin içinden.  İstifade ederler yani nimetlerinden deliliğin. Dikkat etsinler.

Deliliğe vurduk, buralara kadar getirdik sözü.

Hepsi bir yana az deli tarafı da olmalı insanın.

Ne demişler:

“Akıllı düşününceye kadar, deli oğlunu evlendirirmiş”.

Öte yüzü var tabi bir de bunun.

Bir şey daha demişler.

“Ölüsü olan bir gün, delisi olan her gün ağlar”

Allah’ım aklımıza mukayyet ol…

“Sürç-ü” lisan olduysa affola..

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*