Demokrasi tercih / seçim hakkı demek… Sadi Somuncuoğlu yazdı

21 Nisan 2018

İdrak sahipleri, demokrasinin faziletlerini bildiği için ona saygılıdır. Zaten saygı yoksa bilmek de bir işe yaramaz. İktidara gelmek elbette  önemli, ama gitmek daha da önemli. Dikta idarelerinden bahsetmiyoruz. Zira, orada gelmenin de, gitmenin de ilke ve değeri yoktur. İşler katı güce dayanır, çoğu zaman da kanla yürür. “Tanrıdan kut alan” hanedan yönetimleri de, asırlar sonra devrini tamamlayıp, çekip gitti; ama maalesef, geri kalmışlığın ve gem vurulamayan benlik hırsının rejimi, diktatörlükler yaşıyor. İnsanlığın temel sorunu bu olsa gerek.

Evet bu açıdan manzaramız pek iyi değil. Eğer, demokrasiye geçiş çabamızı, 1876 Meşruiyetten başlatırsak, 142 yıl geçmiş. Bu süre az değil. Gelişmiş demokrasi ve hukuk devletleriyle kıyaslanmamız çok zor, ama bölgemizde önde olduğumuz doğru. Yeter mi? Asla. Asırlarca yönettiklerimizle kıyaslanmak ayıp olmaz mı?

Demokrasi karnemize; 1946-1950-1960 – 1970 – 1980 – 1990 – 2000 – 2010 ve 2018 dönemlerini analiz ederek bakarsak, üzülerek söylemeliyiz ki, geriliyoruz. Parametreler belli; 1980’e kadar azalarak da olsa partilerin gerçekten grup toplantıları yapılırdı. Kararların alınması organlara, uygulanması yetkili kişilere aitti.  Partilerde muhalefet grupları vardı, denetim görevi yaparlardı. Milletin temsilcisi olacak milletvekili adayları ön seçimle belirlenirdi. Parti mitinglerinde, radyo, televizyon konuşmalarında, halkın karşısına sadece genel başkanlar çıkmazdı. Genel başkanlar tek seçici değildi.

İyi Parti kimin sorunu

Söylemesi zor; ama seçim, adeta iç savaş gibi, kıran kırana. Kazanmak için her yol mubah; vurgun, soygun, hırsızlık, yalan, dolan, tertip, hile, rüşvet, ahlaksızlık, devleti kullanmak alenileşti, sıradanlaştı. Utanma duygusu sükût etti. Hatta bütün bunlar, “şecaat arz ederken…” misali övünme vesilesi oldu. Gücüm var, o halde her şeyi yapabilirim, rakiplerime tuzak kurabilirim, seçimlerin kurallarını değiştirebilirim… Bu kirli tabloyu, bütün milletçe soluyoruz.

1987 referandumunda, siyasi yasaklar kalkmasın diye yollara düşen Özal, başarılı olamayınca  seçimlerde DYP’nin barajı aşmasını engellemek üzere, seçim kanununa geçici şu madde eklendi: “Bu defaya mahsus olmak üzere seçimlere katılacak partilerde teşkilat barajı aranmaz denildi. Böylece MÇP ve RP de seçimlere katıldı, ama buna rağmen DYP  barajı aştı. Yine Özal, uygun gördüğü seçim bölgelerini birleştirmek suretiyle partisinin kazançlı çıkarmak üzere yasa değişikliği yaptı. Özal’la başlayan böylsi düzenlemeler, bizde hiç eksik olmadı. Kumarbazın zar tutması yasaktır, yakalanırsa cezalandırılır. Ama bazı siyasetçiler için her şey serbest.

Bu ülkenin, vatansever yürekli insanları İyi Parti’yi kurdu. Anketler, partinin itibar gördüğünü, halkta büyük bir heyecan uyandırdığını söylüyor. Seçimlerde başarılı olacağı, iktidarın değişeceği konuşuluyor. Ne güzel, olabilir. Demokrasi millete seçenek sunmak değil mi? Ala; rakip, rekabet demektir, yarış yapılır, millet kime oy verirse o kazanır denilmesi gerekmez mi? Ne gezer… Şimdi yurt çapında bir dedikodu, almış başını gidiyor. “Efendim öyle bir seçim tarihi belirlendi ki, 65 gün sonra sandığa gidilecek. 100 bin imza toplayan Cumhurbaşkanı adayı olacak. Bir yığın iş var, bunlar nasıl yetişecek?” Vatandaş aptal değil, bu nasıl yarış diye soruyor. Tepkiler çığ gibi.

Bu da yetmedi, İYİ Parti Genel Sekreteri Aytun Çıray, “16 Nisan’da yaptığı açıklama ile,   İYİ Parti teşkilatlarını 28 Aralık 2017’de tamamladı. Buna göre 28 Haziran’dan sonra yapılacak seçimlere katılma hakkını kazandı” dedi. İki gün sonra 18 Nisan’da Erdoğan, Bahçeli’nin teklif ettiği 26 Ağustos tarihinin değiştiğini, seçimlerin 24 Haziran’da yapılacağını açıkladı. Buna göre, İYİ Parti dört gün farkla seçimlere katılamıyordu.

Meğer, Aytun Çıray, Erdoğan’ın Meral Akşener’den korkup korkmadığını anlamak için tarihi kasten 28 Haziran olarak söylemiş. Aslında İYİ Parti teşkilatlanmasını 10 Aralık 2017’de tamamladığı için seçimlere katılma hakkını 10 Haziran 2018’de kazanmış oluyordu. Genel Sekreter Çıray, anladık ki, Erdoğan Genel Başkanımız Meral Akşener’den korkuyormuş diyor.     

İYİ Parti Başkanlık Divanı da şöyle bir açıklama yaptı: “İYİ Parti, seçimlere katılmak için bütün yasal koşulları yerine getirdiği 10 Aralık 2017 tarihinden altı ay sonra, yani 10 Haziran 2018 tarihini izleyen her seçime katılabileceği gerçeğinin her türlü tartışmanın ötesinde olduğunu deklare eder. Sadece anket sonuçları değil, 1 Nisan 2016’da Ankara’da yaptığımız 1. Olağanüstü kurultayımıza milletimizin gösterdiği olağanüstü katılım ve teveccüh, müstakbel cumhurbaşkanımız Meral Akşener liderliğindeki İYİ Parti’nin Türk milleti için kurtuluşun yegâne adresi olduğunu ortaya koymuştur.” (18 Nisan 2018)

SONUÇ: Devlet adamlarının yalan söylemeye, vatandaşı aldatmaya ve ülkeyi yangın yerine çevirecek bir üslupla konuşmaya ihtiyacı yoktur. Devlet güven kurumudur, açık ve dürüst olduğu kadar da güçlüdür; onunla kimse başa çıkamaz. Geçici heveslere, gündelik hesaplara kapılarak çizilen siyasetler, sahiplerine ve bütün millete zarar verir. Seçim sathı mailine girildiği şu sırada bütün siyasetçilerimizi ağır başlı olmaya ve Türk Milletinin meselelerinin çözümünü tartışmaya davet ediyoruz.    

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*