Din eğitimi – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______11 Kasım 2018_______

Din eğitimi

Ahmet Bican Ercilasun
Paylaş:

11 Kasım 2018

Benim okuduğum dönemde (1955-1962) İmam – Hatip Okulu (Lisesi değil) mezunları üniversitelere giremezdi; sadece Yüksek İslam Enstitüsü adı verilen yüksek okullara girebilirlerdi. İmam – Hatip Okulu’nu bitiren bir kişi üniversiteye girmek isterse lise mezunu da olmak zorunda idi. Bunun için de fark imtihanlarına girmesi, liselerin bir ay süren yazılı ve sözlü sınavlarını başarması gerekirdi. Ben ve birkaç arkadaşım böyle yaptık. Büyük çoğunluk Yüksek İslam Enstitüsü’ne girdi.

Bence bu, doğru bir uygulama idi. Çünkü İmam – Hatip’ler meslek okulları idiler ve dinle ilgili meslek adamlarını yetiştirmek üzere kurulmuşlardı.

Daha sonra İmam – Hatip okulları, İmam – Hatip Lisesi adını aldı ve mezunlarına da üniversitelere girme hakkı tanındı. Uzunca bir süre, üniversiteye gitmek isteyen İmam – Hatip mezunlarına farklı puanlar uygulandı; sonra o da kaldırıldı. Böylece İmam – Hatip’ler meslek okulu olmaktan çıkarılmış, dinini de öğrenmek isteyen çocukların gittikleri bir lise hâline getirilmişti. Bu açık bir şekilde tevhid-i tedrisat kanununa aykırı idi.

İmam – Hatip mezunlarının lise fark imtihanlarını vermeden üniversitelere giremeyişi veya onlara farklı puan uygulanması, kamuoyuna haksızlık, adaletsizlik ve hatta zulüm diye sunulmuştur. Bu iddia, doğru değildir; çünkü İmam – Hatip mezunları bir meslek edinmiş oluyorlardı. Lise mezunlarının ise mesleği yoktu. İmam – Hatip mezunları da puan farkı olmadan üniversitelere girme hakkı kazanınca imtiyazlı hâle geldiler; hem ellerinde bir mesleğin diploması vardı, hem de meslek sahibi olmayan lise mezunlarının haklarına sahip olmuşlardı.

AKP iktidarı bu değişikliklerle yetinmedi. Bir yandan liselere Kur’an, peygamberin hayatı gibi dinî dersler koydu (aslında 50-60 yıl önceki orta öğretimde peygamberin hayat ve savaşları ayrıntılı olarak öğrenilirdi.); bir yandan da İmam – Hatip liselerinin sayısını artırdı. Amaç, din eğitimini ve İmam – Hatip liselerini orta öğretimin esası hâline getirmekti.

Aslında liselere dinle ilgili dersler konması bence doğru bir uygulamaydı. Hatta dinle ilgili derslerin sayısı, seçmeli olmak şartıyla daha da artırılabilirdi. Böylece çocukların dinlerini öğrenmek için İmam – Hatip’lere gitmesi gerekmeyecek, İmam – Hatip’ler tekrar meslek okulları hâline getirilebilecekti. Fakat AKP iktidarı bunu böyle uygulamadı. Hem liselere dinle ilgili zorunlu dersler koydu, hem de İmam – Hatiplerin sayısını artırmaya devam etti.

Din eğitimiyle ilgili görüşlerimi şöyle özetleyebilirim. Tabii ki bu özeti, AKP iktidarının bu konuda bazı adımlar atabileceğini beklediğim için yapmıyorum; sadece kamuoyuna sunuyorum.

Ortaokul ve liselere dinle ilgili birden fazla ders konulmalıdır. Temel dinî bilgiler, Kur’an okuma, dinler tarihi, peygamberin hayatı vb. Ancak bunların tamamı seçmeli olmalıdır. Böylece dinini öğrenmek isteyen gençlere bu imkân devletin resmî okullarında sağlanmış olur.

İmam – Hatip liseleri tekrar meslek okulları hâline getirilmelidir ve sayıları ülkenin imam, hatip ihtiyacına göre ayarlanmalıdır. Dinimize göre kadınlar, imam ve hatip olamayacakları için kız çocuklarının İmam – Hatip Meslek Okulları’na alınması da doğru değildir.

Müftü, çeşitli diyanet görevlileri gibi daha üst seviyede din adamı yetiştirmek için Yüksek İslam Enstitüleri yeniden kurulmalıdır. İlahiyat Fakülteleri ise din adamı değil, ilahiyat / teoloji ile ilgili bilim adamı yetiştirmelidir.

Tabii bütün bunlar ilk ve orta öğretimde yeni bir anlayışla mümkün olabilir. “Yeni anlayış”tan kastım hiç de öyle soyut, anlaşılmaz, karmaşık bir şey değildir; gayet açıktır: “İlk ve orta öğretimde çocuklarımıza bir şeyler öğretmeye karar vermek.”

Okuyucular belki de şaşırmışlardır. Bence şaşırmaya gerek yoktur. Neredeyse her yıl yapılan reformlar (!) sayesinde bugün ilk ve orta öğretim “bir şeyler öğretmeme” anlayışı üzerine oturmuştur. Yapılacak iş, bugüne dek teklif edilip uygulanan bütün reformları (!) bir kalemde silip yeniden “bir şeyler öğretmeye karar vermek”tir.

Bir önemli nokta daha: Eğitimle ilgili kararlar, sadece eğitim bilimcilerinin değil ülkenin kültür ve bilim adamlarının da katılacağı şûralarda alınmalıdır.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları