DİNİMİZ-DÜNÜMÜZ-GÜNÜMÜZ – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______16 Mart 2014_______

DİNİMİZ-DÜNÜMÜZ-GÜNÜMÜZ

Osman Erenalp
Paylaş:

   

     Anam okur-yazar değildi. Emsalleri de öyleydiler. Üç şeyle terbiyeye çalışırdı bizi; “Günah”-“haram”- “ayıp”. Nedenini kendi de bilemezdi ama öyle görmüş, öyle de öğretirdi. Biz de öğrenirdik öylece. 

Bugünün anne babaları okur-yazar. Maddi durumları daha iyi. Çocuk sayısı az. Onlara ayrılan zaman ve imkân daha fazla. Çocuklar da daha ilgili, daha sorgulayıcılar. Köy yerinde av, askerlik hikâyeleri dinlerdik. “Siyer-i Nebi”, “Ahmediye”, “Hz Ali cenkleri” gibi kitaplar okunurdu. Muska, kurşun döktürme, kurtağzı bağlatma daha bunun gibi pek çok adetler vardı. Kışın “Kadiri” dervişleri uğrardı bazen. Tef çalar “beyt” okurlardı. “Şıha düşmek” derdi köylü ona. Çocuklar içeri alınmazdı onlar olurken. Kapıda durur dinlerdik merakımızdan biz de. 

Okul, elektrik yoktu. Her ikisi de oldu daha sonra. Okuryazarımız arttı. TV girdi evlere. Onunla birlikte oda sohbetleri kesiliverdi. Yoktu köylerin birbirinden farkı.   “Şeyhlik”, “müritlik” de kalmaz diye düşünmüştük. Öyle olmadığını gördük. Ölçüler kondu. TV leri, eğitim kurumları, işyerleri, tatil köyleri oldu. Çabuk ayak uydurdular zamana. Köyde köylüyle yürüyen işler şehirde okumuşlarla devam etti. 

“Hizmete özel paketler” konuldu önlerine müntesiplerinin. Neye hasım, neye hısım olacak, nereden alacak satacak, karşı duracak, destek çıkacak izdivaca, çocuğuna ada varıncaya kadar geniş  “paket” halinde.    

Hazırı seven için reddedilemez şeylerdi bunlar. Kanaat önderi, cemaat liderinin üstün vasıflarına, kefiller de olunca arada kervan yürüdü, büyüdü bugüne gelindi. 

Dahası kurumsallaştı. 

Bu yapıların devlete “alternatifler” oluşturdukları konuşuluyor bugünlerde. Hepsi gizli emel peşinde değil tabi. Onları tenzih ederiz. Orta Asya orijinli, sûfilik geleneğine bağlı devletle meselesi bulunmayanlar da var. Cumhuriyetin mağduru olduklarını söyleyip TC karşıtlığı ortak paydasında birleşenler de… İkinci kısmın çoğunluğu teşkil ettiği bile söylenebilir. 

Çoğunun adını belki de ilk duyacağınız bu gurupların başlıcalarını şöyle sıralıyor bir ilgilisi:

1. İsmail Ağa Cemaati (Önderi Mahmut USTAOSMANOĞLU)

2. Fetullah GÜLEN Gurubu

3. İskender Paşa Cemaati. (Zahit KOTKU, Esat COŞAN ve şimdi oğlu Nurettin COŞAN)

4. Erenköy Cemaati (Muradiye Vakfı) Önderleri: Tahir BÜYÜKKÖRÜKÇÜ-(Gazeteci) Ahmet TAŞGETİREN ve TOPBAŞLAR

5. Süleymancılar. Önderleri: Kemal KAÇAR’IN torunları DENİZONGUN kardeşler

6. İhlâsçılar (Enver ÖREN)

7. Kırkıncı Hoca ve Yazıcılar gibi diğer Nurcu guruplar

8. Nakşibendi Yahyalı Cemaati…. Önderi Ramazan DİNÇ

9. Melamiler. Önderi: Ahmet ARSLAN

10.Hakikatçiler: Önderi: Ömer ÖNGÜT

11.Hazneviler: Önderi: Muhammet Muta Haznevi

12.Menzilciler: Önderi: Abdulbaki EROL

13.İcmalciler. Önderi: Prof. Haydar Baş

14.Uşşakiler. Önderi: Fatih Nurullah

15.Cerrahiler Önderi: Ahmet Misbah ERMENKUL

16.Kadiri Muhammediye: Önderi Muhammet USTAOĞLU

17.Hizb-ül Tahrir

18.Tillocular

19.Galibiler. Önderleri Hacı Galip Hasan KUŞÇUOĞLU

20.Halveti Tarikatının Şabaniye kolu. 

***

 Her biri kendine göre bir güç ve sosyal hayatımızın bir gerçeği. Beğen beğenme. Kimi gönüllü, kimi hatır için, kimi elini verip kolunu kurtaramadığından. Yeniçağ Gazetesi yazarı Aslan BULUT 26 Aralık 2011 tarihli yazısında bu hususta şunları diyor; 

“Havuzlama sisteminin içinde bulunan insana söz geçiremezsiniz. Çünkü onun sınırları bellidir. Kendini, bulunduğu fikri, dini, siyasi havuz içinde özgür zanneder. Gerçeği görebilmesi için havuzun dışına çıkması gerekir. Fakat her yönden bağlanmıştır. Mesela, kimden alışveriş yapacağını, hatta kiminle evleneceğini bile havuzlayanlar belirler. Ana karnındaki bebeğin annesine bağlı olduğu göbek bağından beslenmesi gibi havuzlanan da her türlü ihtiyacını, içinde bulunduğu havuz sisteminden alır. Onların da çeşitli hortumları vardır. Tabii, siyasi partiler veya fikir grupları bu kadar katı değildir ama yine de havuzlanmış olan çekirdek bir kitleleri vardır. Bazen, milyonlarca insanı havuzlamak veya kafeslemek de mümkündür. Hepsinin göbek bağı ile bağlanmasına gerek yoktur. Çekirdek kitle, milyonlarca insanı peşinden sürükler götürür. Fareli köyün kavalcısı gibi…” 

*** 

Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet HAKAN ise meseleyi bir başka yönüyle ele almış. Kendisinden neden iyi cemaatçi olmaz? onu sıralamış madde madde. İyi bir cemaatçi nasıl olunur? Onu anlatmış bir başka değişle. 

*** 

  • Bir: Her tür hiyerarşiyle başım hoş değil, dini hiyerarşiyle de başım hiç hoş değildir.
  • İki: “Şeyhim” diyemem, “imamım” diyemem, “üstadım” diyemem, “ağabey” diyemem.
  • Üç: Sırf aynı cemaatin üyesiyiz diye gıcık olduğum biriyle zorunlu ilişki kuramam.
  • Dört: Cemaatimin çıkarları ile vicdanımın çıkarları çatıştığında cemaatimin çıkarlarını savunamam.
  • Beş: Cemaatin içinde eriyerek birey olma vasfımı yitirmek istemem.
  • Altı: Koskoca bir camia ile aynı dili, aynı kültürü, aynı tezleri savunmak istemem.
  • Yedi: Kafama göre takılmak gibi bir cemaatçiye asla yakışmayan kötü bir özelliğim mevcuttur.
  • Sekiz: Her tür yarıştan nefret ettiğim için cemaat içi göze girme yarışından da nefret ederim.  

Bu düşündürücü, çarpıcı tespitleri yapanın bir İmam Hatipli olduğunu unutmamalı Bu konuda başkalarının da başka düşünceleri varsa da hepsini buraya almamızın imkânı yok. Bunlara bakarak bir şey demek gerekse, 

Hz Ali buyurdu ki; 

“Akıl gibi mal, güzel huy gibi dost, edep gibi miras, ilahi hidayet gibi rehber, ilim gibi şeref olmaz”. 

Kim bir zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa, onu görür. Kim de bir zerre ağırlığınca bir şer yaparsa, onu görür. (Zilzal, 7-8) 

O gün ki kimse, kimse için bir şey’e malik olmaz, emir o gün yalnız Allah’ındır. (İnfitar 19)  

 İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlatlarından bile kaçar. (Abese 34-36) 

Yine de biliyoruz ki; 

“Herkesin aklını pazara çıkartmışlar, gitmiş kendi aklını satın almış herkes” 

“Cehennem dediğin dal odun yoktur. Herkes ateşini buradan götürür” deniyor bir türkümüzde. 

Kitapla, aramızın iyi olmadığından yakınan herkesin vurguladığını bir kez de biz vurgulayalım; 

Kuranın ilk emri “oku”(Alak-1) 

Okumayarak “ilk emre” karşı çıktığımızın farkında bile değiliz. 

Japonya’da bir yılda kişi başına 24, 

Fransa’da 14 kitap düşüyor. 

Bizde ise bir yılda 1(bir) kitaba düşen kişi sayısı 6(altı). 40 milyon insanımız ise tek kitap okumadan dünyasını değiştiriyor.

Bu karne, bu tablo bize açıkça şunu diyor; 

Gayr-ı Müslim sizden çok çok daha fazla okuyor. 

Okumadan “şeyhin, dervişin, müridin, meczubun, mansıbın bildiğine mi tabi olacağız”, Yoksa okuyup da fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür birisi mi olacağız? 

Cevaplanması gereken soru budur.   

Kuran’da algılama ve tefekkür hakkında akla ait beş yüze yakın âyet var. Elliye yakın yerde de (ya’kılune, Ta’kılune) yani “düşünüp ibret alınız” diye emredilmektedir*. 

 “Akıllarını kullanmayanların üzerine pislik yağdırılacağı” (Yunus100) uyarısı yapılmaktadır. Daha ne densin? 

“Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır. Allah bilir, siz bilemezsiniz “[Bakara- 216] 

Acımasız saldırıya dönüşen “tarikat- cemaat- siyaset” çekişmesinin “kim samimi sahici Kuran mümini, kim Allah’la, Kuran’la Peygamberle aldatmakta”, onun anlaşılmasına yardımcı olması ve bil cümle ümmeti Muhammet’in selametine vesile olması dileği ile. 

 



* C.Sunar Ank. Ünv. İlahiyat Fak. Derg. 50. Yıl sayısı. Sayfa 133

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları