DİRLİĞİMİZİN (4) DÖRT DİREĞİ – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______3 Ekim 2012_______

DİRLİĞİMİZİN (4) DÖRT DİREĞİ

Osman Erenalp
Paylaş:

“Siyaset, dürüstün işi değil” diyen, meydanı eliyle  “dürüst olmayana” bırakmış olur ki, kaynağı siyaset olan yanlışlardan şikâyete hakkı da kalmaz o zaman. Madem bu iş bu derece önemli bunu diyenin de bu işin doğrusu nasıl olur, onu göstermesi icap eder. Olması gereken budur. Bu konuyu neden ele aldık onu da diyelim. Malum Okullar açıldı. Meclis de açıldı.    Adli tatil bitti.  Askeri şura geride kaldı. İki bayram arasındayız. Milli, dini, siyasi, iktisadi hayat devam ediyor. Ülke siyasetle yönetiliyor. Siyasiler de kendilerinden bekleneni yapıyorlar. Onlara bir sözümüz yok bu bakımdan. Ancak kamu görevlileri var bir de.  Siyasi yasaklı. Ama siyasetçiden daha siyasetçi. Onları konuşalım istedik bu vesileyle. Ne olur devlet memuru siyasi rozete göre iş yaparsa? Bunun ülkeyi rejimi nerelere sürüklediği görülmüş ki, şu üç yere siyaset sokulmamalı demiş atalar.

Camiye, Kışlaya, Mektebe…

Bugünü yaşasalar eminiz  “yargı”yı da dâhil ederlerdi buna.

Camiye, Kışlaya, Mektebe, bir de “Yargıya”.

İnsan bir fabrika ürünü değil.  Farklı yaratılmış, farklı düşünmesi normal. Sayısız hikmetler var bu farklılıkta da. “Koyun kurt ile gezerdi. Fikir başka başka olmazsa” Bunun bir gereği olarak da kişi takım tutabilir. Tarikata, cemaate girebilir. Bir kulübe, bir partiye üye olabilir. Haz alır alabilir, öyle mutlu olabilir o saflarda yer almaktan o havayı teneffüs etmekten. Kişinin kendini ifade biçimidir bütün bunlar. Kişi kendini ifade edemezse çatlar. Kendini ifade edememiş toplumdan hayır gelmez.

Şairin dediği gibi:

“Elini öpmek için yalvarsa da bakışın

Isır diye tepinir gözlerimin bebeği”

Günü gelir patlar illa. O yüzden ifade kanallarını açık tutmak lazım. Ülke bütünlüğüne yönelik olmasın o ifade biçimi yeter ki.

Bilinmektedir ki “İktidar” her ülkede var. Ama aynı şeyi “muhalefet” için söylemek imkânı yok.  Olsa da olmasa da ülke siyasetle yönetilmekte sonuçta. Bu yüzden de siyaset ilmini bilmek durumunda devleti yöneten. Mecbur, mahkûmdur hatta buna. Buna kayıtsız kalanın ülkesi de kendi de iflah olmaz. Şansa da bırakılamaz. Bilmiyorsa da bileni yanına almak öyle yoluna devam etmek zorundadır. Sadece bilenle de olmaz. Yaşanan tecrübeler daha evvel.  Onlardan da ders alınmalı “Başkalarından ders alan akıllı insan”. Dönemin gazeteleri Kenan Evren’in Eflatun’un “Devlet” kitabını okuduğunu yazmışlardı.  Öğrenmenin yaşı yok. Makam, şöhret, servet baş döndürmemeli.

Milletçe benimsediğimiz bir sloganımız var bizim. “Önce vatan” “Her şey vatan için.” Unutmamalı ki vatan da bir “gayr-ı menkul”. Hatırlarsak “Hasan almaz basan alır” demişti dönemin maliye bakanı. O yüzden siyasi haritalar her an değişebilmekte. Şunu diyor bir bilge zat:

“Vatan sıhhat gibidir. Onun kıymeti ancak kaybedildiğinde anlaşılır” Kıymet bilmek için illa da o günü beklemek gerekmiyor tabii ki. “Sahip olduğumuz bize yeter. Başkasının toprağında gözümüz de yok.  Kimseye verecek toprağımız da” diyelim biz dönelim “dirliğimizin dört direğine” yeniden.

Siyaset girmemeli demiştik şu kurumlara.

Camiye, Kışlaya, Okula bir de Yargıya.

“Camiden başlarsak;

Bir imam, bir müftü,  bir Kuran kursu hocası düşünelim.  Diyanet teşkilatının herhangi bir kademesinde görevli biri.  Milletten toplanan vergilerle maaş almakkta. Din adamlığını kenara bırakmış, cennetin kapı görevlisi gibi davranıyor. Miting meydanında sanki camide değil de. Şu siyasetten iseniz “sırat-ı müstakim”. Değilseniz yolunuz “esfel-i safilin”. Ne hale gelir o din? O toplum? Diyanet işleri önceki başkanı şunları demişti:

“Siyasilerin her dediğini din adına onaylarsak din diye bir şey kalmaz ortada”

Anayasamızın 25. Maddesi de bunun için konmuş zaten: “Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşunun her derecesinde görev alan personel, Memurin Kanununun hizmetliler için yasak ettiği siyasi faaliyetten başka, dini görevi içinde veya bu görevin dışında, her ne suretle olursa olsun, siyasi partilerden herhangi birini veya onların tutum ve davranışını övemez ve yeremez.         Bu gibi hareketleri tahkikatla sabit olanların, ilgili ve yetkili mercilerce işine son verilir” Kanunlar sırf zayıfların takılıp kaldığı, güçlülerin ise delip geçtiği bir yazılı metin olarak kalmamalı.

***

Gelelim kışlaya; Bir komutan düşün ki; Kışlayı parti okulu gibi kullanmakta.   Siyaset öğretmekte askerlik yerine. Birini yerin dibine batırmakta diğerini göklere çıkartmakta. Ne olur o ordunun hali, o ülkenin güvenliği?

Askerin siyaset hevesinin maliyetini görmek için yakın tarihimize bakmak yeter.

En doğrusu herkesin kendi işini yapması?

“Paşa paşa…!”

***

Geçelim eğitime:

Eğitimini söyle, sana kaçınıcı sınıf ülke olduğunu deyim. Alemde eğitilmiş de geri kalmış, eğitilmemiş de kalkınmış bir ülke örneği yok.

Üye sayısı fazla bir Eğitim sendikalarımızın başındaki zat şunları söylüyor ataması yeni yapılan öğretmenlere hitap ederken;

”Meşhur bir söz vardır ya. İki ordu vardır. Biri eğitim ordusu, diğeri savunma…”

Özenle kaçınıyor o meşhur sözün meşhur sahibinin adını telaffuz etmekten.  “Atatürk” diyemiyor her nedense.  Hadsi-i şerifi dillendirip de “Hz Peygamber” diyemeyen de var tabi bir de.

Var da ilim bekli, eğitim bekle sen bu kafadan. Bir öğretmen, bir okul, bir milli eğitim müdürü, bir eğitim müfettişi düşün. Parti okulu görüyor devletin okulunu. Oraya harcıyor birikimini enerjisini.   Ehliyet, liyakat değil de siyaset belirliyor orada terfileri, tecziyeleri. Ona göre dağıtılıyor diplomalar,  makamlar, koltuklar.

Varın hesap edin o eğitimin halini?

O ülkenin geleceğini?

***

Son durak adalet olsun:

Adalet saraylarımızın duvarlarını şu söz süsler. “Adalet mülkün temelidir”. Sırf duvarlarda kalmamalı zihinlere vicdanlara da kazınmalı elbette. “Devlet nerede?” diye soran  “adalet” aramaktadır aslında. Adaletin olmadığı yerde devlet yok hükmündedir. Şeklen olsa da yok hükmündedir hakikatte.  Çiğnenen “kul hakkıdır”  orada.  “Kim zerre ağırlığında hayır işlerse karşılığını, yine kim zerre ağırlığında şer işlerse karşılığını görecektir” (ZİLZAL 7,8) Kuran bunu haber veriyor bize. Adaletin geç tahakkuku da bir başka adaletsizlik. Geciken adalet, adalet değildir.  Şair bunu dile getirmiş dizelerinde:

Ekmek su aş bulmak gecikebilir

Temele taş bulmak gecikebilir,

Ülkeye baş bulmak gecikebilir,

Adalet gecikmez, tez verilmeli

Bir yargıç düşün ki “Ne kendi hâkim ne konuya hâkim?” “Suça ceza değil cezaya suç” peşinde. Siyasete göre şekillenmekte adaletin terazisi orada.  Kime başını vurur millet?

Ne olur o mülkün temeli?

Ne hale gelir o memleket?

Özetlersek;

Bu dört kurumu siyasetten uzak tutmakta herkesin yararı var. Dinin de, devletin de. Peki ne yapsın bu işe iştahı olan istek duyan kamu görevlisi? Cevabı bellidir bu sorunun:

“Çekilir izzet-i ikbal ile bab-ı hükümetten”. Teslim eder emaneti rütbeyi, cüppeyi, koltuğu makamı asıl sahibine. Çıkar ortaya gösterir hünerini. Millet de değerlendirir onu. Ülke kaderine hükmedeceklerin bu durumdakiler arasından çıkmayacağını kim iddia edebilir ki? Dere yatağında akar. Kimsenin de bir diyeceği olamaz buna Hazır seçim sathı mahalline girdik.   Çok da ihtiyaç var böyle yüzlere.  “Yolları açık olsun” demek düşer bize o zaman.

Kamu görevlisi ya da değil, “aydınlar” var bir de gidişattan memnun kalmayan. Onlar ne etsinler peki? Bir uyarısı olmuş onlara da -büyük aydın- Yunan filozofu Eflatun’un;

“Siyasetle ilgilenmeyen aydınları bekleyen kaçınılamaz sonuç, cahiller tarafından yönetilmeye razı olmaktır”

Onlar da ya kolları sıvayacak söz sahibi olacaklar ülke kaderinde. Ya da şikâyet etmeyecek razı olacaklar kaderlerine. Durum bundan ibaret.

Küçük bir hatırlatma:

“Derler ki;

Allah insana üç özellik bahşetmiş:

Dürüstlük,   Akıl, Siyasi irade.

Ama kimseye ikiden fazlasını vermemiş.

Dolayısıyla;

Eğer dürüst ve akıllı iseniz siyasetçi değilsiniz.

Eğer dürüst ve siyasetçi iseniz akıllı değilsiniz.

Eğer akıllı ve siyasetçi iseniz, dürüst değilsiniz”

Biz demedik. Bu işin duayenleri öyle diyor. İş öylesine de karmaşık yani.

Allah herkesin tuttuğunu kolay getirsin.

Yeni dönem hayırlı olsun.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları