DİYARBAKIR’I TESLİM ETMEK – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______1 Temmuz 2013_______

DİYARBAKIR’I TESLİM ETMEK

Mümtaz Sarıçiçek
Paylaş:

8 Nisan 2013 tarihli yazımızda Güneydoğu Anadolu bölgesinin geçen elli yıllık süreçte adım adım Türklerden arındırılarak ekonomik, kültürel ve psikolojik olarak işgal edildiğini; son müzakere süreciyle de siyasi işgal aşamasına geçildiğini anlatmış; AKP iktidarının bu işgali tanıyan, onaylayan ve meşrulaştıran bir tutum takındığını; “akil insanlar” vasıtasıyla da ülkenin geri kalan kısımlarına bu işgali kabul etmelerinin telkin edileceğini ilave etmiştik.  Aradan geçen iki buçuk aylık süreçte yaşananlar bu tespitlerimizi teyit eder niteliktedir. Şöyle ki;

Sözde “barış süreci”nin Türklerde uyandırılmak istenen algı şunları içeriyordu:

1. PKK silah bırakacak.

2. “30 yılda bitirilemeyen” terör sona erecek; “analar ağlamayacak”.

3. “Dağdaki çocuklar” ülkelerine dönecek ve işinde gücünde vatandaşlar olacaklar.

4. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin birliği ve bölünmezliği PKK yandaşları da dâhil herkes tarafından teyit edilecek.

5. Bütün bunların karşılığında PKK’ya hiçbir şey verilmeyecek.

 

Şimdi bu hususları tek tek tartışalım:

1. PKK silah bırakacak algısı: Resmi-gayrı resmi bütün açıklamalara göre “müzakereler çerçevesinde” yurt içinde faaliyet gösteren 800-1500 civarındaki terörist silahlı olarak sınır dışına çıkacak. O halde, bu, bir silah bırakma olamaz. Çünkü teröristler, silahlarıyla birlikte, hâlihazırda 3-5 bin civarında olduğu söylenen ve sık sık Türkiye’ye saldırılar düzenleyen yoldaşlarının yanına, Kuzey Irak’taki kamplara dönecek ve orada hazır bekleyecek. Bu durumda PKK silah bırakacak algısı yaratmak Türkleri ahmak yerine koymaktan başka bir anlama gelmez. Diğer yandan, oluşturmak istedikleri algı bir yana, anlaştıkları hususların da gerçekleşmediği gözlemlenmektedir. Zira aradan geçen bunca zamana rağmen bugün Başbakan’ın önüne konan rapora göre teröristlerin sadece %15’i çekilmiş olup bunlar da genellikle, hasta, yaşlı ve kadın teröristlerden ibarettir. Diğerleri yol kesmeye, adam kaçırmaya, şantiye basıp iş makineleri yakmaya, propaganda yapmaya, şenlikler düzenlemeye devam etmektedir.

2. “30 yılda bitirilemeyen” terör sona erecek, analar ağlamayacak” algısı: Türkiye PKK terörüyle 30 yıl önce tanıştı. 1809’da başlayan Kürt isyanlarından bilmem kaçıncısı olan PKK terörü, Devlet tarafından ilk yıllarda yeterince kavranamamışsa da 1990’lı yıllarda Kuzey Irak’a düzenlenen bir dizi harekâtı takiben alınan siyasi ve ekonomik önlemlerle 1998’de eylem gücünü tamamen kaybetmiş ve bitme aşamasına gelmiştir. Ancak terör örgütünün başının idam cezasının kaldırılmasını takiben verilen birçok tavizle teröristin kendine güven duygusu artırılmış, Devlete bağlı Kürt vatandaşlarda ise güven kaybı oluşturulmuş;  doksanlı yıllarda sahipsiz kalan terörist cenazeleri iki binli yıllarda büyük törenlerle kaldırılır hale getirilmiş, Türkiye Cumhuriyeti Devletine düşmanlık azımsanmayacak düzeyde yaygınlaştırılmıştır. Bu, daima terör üretecek bir tehdittir. Bugünlerde PKK ve yandaşı siyasetçiler de sık sık istekleri yerine getirilmediği takdirde çok daha güçlü bir şekilde devletle savaşmaya hazır olduklarını açıkça dile getirmekte ve Devletin adalet mekanizması bunu seyretmektedir. Bu da terörün bitirilmeyeceğinin, sadece mevzileri tahkim etmek üzere alınan bir molanın olduğunu gösterir.

“Analar ağlamayacak” propagandasına gelince; “Bir âdemi öldürmek, bir âlemi öldürmekle eşdeğerdir.” diyen bir kültürün önderi Yüce Peygamber, Uhud’a, Hendek’e, Bedir’e “anaların ağlayacağını” bile bile Müslümanların şerefini savunmaya gidiyordu. Cihadın farz olduğu, Allah, millet, devlet yolunda savaşırken ölenlerin Peygamberlerden sonraki en yüce mertebeye eriştiğini kabul eden bir kültürün anneleri, kundaktaki bebekleri öldüren bir terör örgütü karşısında şerefsizce diz çökmektense doksan beş yıl önce, on beş yaşındaki çocuklarını “Hey on beşli on beşli” türküsüyle Çanakkale’ye gönderen şerefli annelerden olmayı yeğlemesi gerekmez mi! Son on yılda ülkemizdeki kadın cinayetlerinin %1400’lük bir artış gösterdiği, her yıl trafik kazalarına yaklaşık dört bin, iş kazalarına bin canın verildiği bir iklimin sorumlularının vatan güvenliği mevzubahis olunca “analar ağlamasın” propagandası yapması inandırıcı olabilir mi? Geride kalan ailede, aşirette Devlet düşmanlığı yaratmak için stratejisini Kürt çocuklarının öldürtülmesi üzerine kuran terör örgütü yandaşlarının “analar ağlamasın” propagandası samimi olabilir mi?

3. “Dağdaki çocuklar” ülkelerine dönecek ve işinde gücünde vatandaşlar olacaklar algısı: “Dağdaki çocuklar”ın bu ülke ile bir gönül bağı kalmamıştır; onlar bugünlerde bol bol propagandası yapılan muhayyel Kürdistan’ın güvenlik görevlisi olacağı günü beklemektedir.  Aynı propaganda ile ülkenin dört bir yanından, birçoğu da üniversitelerde okuyan çocukların akın akın PKK’ya katılarak örgütün üye kaydının, tarihinin en üst düzeyine çıktığı bir ortamda “dağdaki çocuklar”ın ülkesine işinde gücünde vatandaşlar olarak hizmet edeceklerini söylemek ancak Türklerin öfkesini yatıştırmaya yönelik bir tutum olur.

4. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin birliği ve bölünmezliği PKK yandaşları da dâhil herkes tarafından teyit edilecek algısı: PKK ile yapılan müzakerelerde defalarca zikredildiği ve vaat edildiği gibi, İslami duyarlılıktan da yararlanmak için kasıtlı olarak etnik kimliğe indirgenen Türklük ifadesinin bütün anayasal ve yasal metinlerden ve kamu kurumları isimlerinden çıkarılma eğilimine girilmiştir. Yalan bir tarih üzerinden federasyon sistemine geçişin zemini oluşturulmaktadır. Başbakan bile “Osmanlıda Kürdistan eyaleti vardı.” diyerek kesinlikle doğru olmayan bir kurgu üzerinden federasyonun biçimi konusunda da ipuçları vermektedir. Birkaç gün önce bin yıllık Türk yurdu Diyarbakır’da “Kuzey Kürdistan Kongresi” düzenlenmiştir. On yıl önce herhangi bir yabancı basın yayın organında yayımlandığında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi girişimde bulunduğu, vatan topraklarının bir kısmının Kürdistan olarak adlandırılmasına ses çıkarılmamaktadır. Keza Başbakan’ın yukarıdaki ifadeyi kullanması bu tutumu meşru hale getirmiştir. Bir zamanlar ağızdan kaçırılmış bir ifade sanılan terör örgütünün başına “sayın” hitabının bugün mezkûr şahsın resmi muhatap haline getirilmesi de bir gaflet anının değil planlı bir tutumun varlığını kanıtlamaktadır. Bugünlerde, Şırnak’ta, Cizre’de, PKK’nın resmi törenler düzenleyerek güvenlik teşkilatları kurması, Devletin birliğinin ve bütünlüğünün ve egemenlik hakkının açıkça çiğnenmesi iken Devletin birliğinin ve bütünlüğünün herkes tarafından teyit edilmesinden söz etmek mümkün müdür?

5. PKK’ya hiçbir şey verilmedi algısı: Milletin gözünün içine bakarak siz gördüğünüze değil dediğimize inanın, demekten ibaret bir mankurtlaştırma çabasından ibarettir.

Sonuç: Türkler bin yılda kanlarıyla, terleriyle yoğurup vatanlaştırdıkları bu topraklara sahip çıkma bilincinden yoksun bırakılmak için yoğun bir propaganda altına alınmıştır. Buna karşı milleti uyandırma görevi Türk aydınına düşer. O, milletin önüne düşüp haykırmalıdır: Diyarbakır’ı teslim eden İstanbul’da tutunamaz. Dicle’yi, Fırat’ı teslim eden Sakarya’da tutunamaz. Van Gölü’nü teslim eden Marmara’da tutunamaz.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları