ŞEB-İ YELDA – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

-
_______20 Aralık 2014_______

ŞEB-İ YELDA

Osman Erenalp
Paylaş:

 

“Şeb-i yelda”yı müneccimle muvakkit ne bilir?

 Müptelayı gama sor ki geceler kaç saat..”

Beyit için; Fuzuli’ye ait diyen var, Yahya Kemal’e ait diyen var. Sabit’e mal eden var. Üçü de söz kudretine sahipler. “Aklın süsü dil, dilin süsü söz.”Fuzuli’de “sabit”leyelim biz.

“Söz üstüne söz olmasa” da bizim de sözümüz var “şeb-i yelda” üstüne.

Takvimler “21 Aralık”ı en uzun gece olarak gösterirler. Şaire göre sevgiliden uzak geçirilen her gece…

Ne hasta bekler sabahı

Ne taze ölüyü mezar

Ne şeytan bir günahı

Seni beklediğim kadar.

Hasta için sağlıktan, mahkûm için hürriyetten uzak geçirilen her gün.

Sivas türkümüzde deniyor ki;

“Eğer içinizde dertli yok ise.

Ben dertliyim hepinize yeterim”

İzzet Altınmeşe ağabeyin okuduğu;

“Ben de gidem payitahta” adlı türkünün bir kıtası ise şöyledir;

“Yüz benden…

Yar çevirdi yüz benden.

Gam yardan vefalıdır.

Hiç çevirmez yüz benden”

Dert, bundan daha başka nasıl anlatılabilir ki?

Şu dizeler ise Arif Nihat Asya’ya ait:

“Istırabın da gönlü yar ister diye,

Derdinle yar olup yattın…”

“Derdiyle yar olan” niceleri var daha. Türkülerden başkası da çekmez o yükü;

“Geceler yârim oldu,

Ağlamak kârım oldu,

Her dertten yıkılmazdı

Bir zalim sebep oldu”

O da “türkünün” gücü işte.

Uzun geceler dert çağrıştırmazlar hep. Başka vasıfları da var.

Anadolu’da köy odaları birer okuldur. En çok o uzun gecelerde dolarlar o mektepler. Oralarda şekillenirler, kişililikler. Bizlerde o okullardan mezun olmuşuzdur. 

Hz Ali cenklerini av, askerlik hikâyelerini, masalları oralarda duymuştuk ilkin. Hep aklımızda kalırlar sanmakla yanılmışız. Biri de çıkıp deseydi keşke; “Yaz bir kenara. Söz uçar yazı kalır. Oğlun kızın olur, unutursun sonra” diye. Gönül kırgınlığım var o yüzden o odaların müdavimlerine. Şimdi de bul da anlatsınlar bakalım sana.

“Masal anlatıyor” zannetmiştik. Yanılmışız. Masalar, ama ne misaller…”

Köyle ilçe arası 7 km. Sabah gidip akşam gelirdim. O şekilde başlamıştı ortaokul hayatım. Kış bastırmış yalnız yaşayan bir teyzemizin yanında kalmaya başlamıştım. Mübarek gecelerden biriydi. Sabah ezanı okununca kalkıp mahalledeki camiye gitmiştim. Cemaat iki saftan ibaret. İçinde tek çocuk ben idim. Namaz sonrası hoca yanıma gelmiş. Yanıma gelmiş, kimlerden olduğumu, adımı sormuştu. Osman Yüksel Serdengeçti’nin “Karanlık Gecelerin Nurlu Sabahı” adlı bir kitabını hediye etmişti. “Bana da dua et” diye de ekleşmişti.

Yitirmezsem kütüphanemin ilk kitabı olacaktı.

Kitap kayboldu. Ancak Osman Yüksel adı ve orada geçen (Mehmet Akif’e ait) şu iki dize ve Hakkı Hoca adı hep aklımda kaldı.

“Ya Rab bu uğursuz gecenin yok mu sabahı,

Yoksa biçarelerin mahşerde mi felahı” (İstiklal şairinin uzun gecesinin ne olduğunu burada anlatmaya gerek yok”

Hz Peygamber; “Hediyeleşiniz” buyurmakta. Hadis-i Şerifin hikmeti ortada. Kırk yıl sonra hatırlanmak.

Hatıramızı hediye kabul edin.

“Şeb-i yeldanız, her geceniz, her gününüz aydın olsun…

 

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları