Efsane, destan ve menkıbe üzerine – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

428. BİLGİ ŞÖLENİ

Doğu Türkistan'da neler oluyor? Doğu Türkistan Türkleri, Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar neler yaşıyorlar? Türkiye Türklüğü neler yapabilir? 26 Eylül 2018 Çarşamba 2018 saat 19:00'da, Ankara Üniversitesi DTCF Öğretim Üyesi Doç Dr. Erkin EMET anlatacak.
-
_______4 Mart 2018_______

Efsane, destan ve menkıbe üzerine

Ahmet Bican Ercilasun
Paylaş:
4 Mart 2018
Efsaneler, menkıbeler, destanlar bilimin konusudur, fakat bilim değildir.

Türkçe Sözlük‘te efsane, “eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayali hikâye” olarak tanımlanmıştır. Şükrü Elçin’e göre ilk insanların “canlı-cansız varlıklarla tabiat hâdiseleri karşısında” kurdukları “hayal, tasavvur ve düşünceler” efsaneleri (mitleri) oluşturur. Elçin’in Halk Edebiyatına Giriş eserinde verilen bilgilere göre efsanelerin tanrılarla ilgili olanlarına teogoni, evrenin oluşumuyla ilgili olanlarına kozmogoni, insanların oluşumuyla ilgili olanlarına antropogoni, insanlık ve dünyanın geleceği/kıyametle ilgili olanlarına eskatoloji denir.

Menkıbenin Türkçe Sözlük’teki tanımı ise şöyledir: “Din büyüklerinin veya tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikâye”.

Destanın (eposun) efsane ve menkıbeden farkı, bu söylencelerin estetik bir şekil alarak edebî bir metin hâline gelmiş olmasıdır. Türk Edebiyatı Tarihi eserinde Atsız destanı, “bir milletin eski zamanlarda başından geçen büyük hadiselerin halk dilinde edebî bir şekil almasıdır” biçiminde tanımlar.

“Olağanüstülük”, efsane, destan ve menkıbenin ortak özelliğidir. İlk insanlar hayatın, tabiat hadiselerinin mahiyet ve sebeplerini bilmedikleri için onları, hayallerinin ürünü olan tasavvurlarla açıklıyorlar; hayata ve tabiat olaylarına olağanüstü özellikler yüklüyorlardı. Milletlerin eski dönemlerinde başlarından geçen olaylar da yazıya geçirilmedikleri için nesilden nesile sözlü olarak aktarılabiliyor, aktarmalar sonunda olaylar değişikliklere uğruyor ve birtakım olağanüstü özellikler kazanıyordu. Efsane, menkıbe ve destanlar yazıya geçirildikleri zaman ise, değişikliğe uğramış ve olağanüstü özellikler kazanmış son biçimleriyle kaydediliyorlardı.

Bunları anlatmamın sebebi bazı yanlış anlamaların önüne geçmektir. Bazı insanlarda millî ve dinî duygular sebebiyle, efsane, destan ve menkıbeleri gerçek kabul etme eğilimi bulunmaktadır. Böyle bir eğilime meydan vermemek için yukarıdaki açıklamaları yapmak ihtiyacı duydum.

Efsaneler, gerçek dışı olaylar ve kahramanlarla ilgilidir. Destanlar ve menkıbelerin birçoğu gerçek olay ve kahramanların üzerine kurulmuş olmakla birlikte halk muhayyilesinde devamlı değişikliklere uğradıkları ve ondan sonra yazıya geçirildikleri için onların içindeki gerçeği bulmak zordur. Nesilden nesile aktarma sırasında farklı olay ve kişiler tek bir olay ve kişilikte birleştirilebilir. Bu bakımdan zorluk daha da artar.

Bilim adamları bir destan veya menkıbenin çeşitli değişkelerini (varyantlarını) karşılaştırarak, bunları tarihî olaylarla da ilişkilendirerek çekirdekte bulunan gerçeği araştırırlar ve bazı tahminlerde bulunurlar. Ancak bu tahminler her zaman tartışmalıdır. Eğer destan ve menkıbeler, yakın dönemlerin olay ve kişileriyle ilgiliyse içlerindeki gerçeği bulmak imkânı daha fazladır.

Destan ve menkıbeleri günümüzün roman ve hikâyelerine benzetebiliriz. Yaşamış kişilere dayansa da bir roman ve hikâyede nasıl yaşamış olan kişileri ve başlarından geçen olayları tam olarak tespit edemezsek, destan ve menkıbelerde de gerçek kişi ve olayları tam olarak tespit edemeyiz. Ancak roman ve hikâyeler ferdî, menkıbeler ve özellikle destanlar anonimdir; yani halk muhayyilesinde doğup gelişmişlerdir.

Mademki gerçek değil, o zaman destan ve efsanelerle niçin uğraşıyoruz? Atsız, Türk Tarihinde Meseleler kitabındaki “Türk Destanı” başlıklı yazısında şöyle der:

“Geçmiş zamanı, tüller arkasından görülen belirsiz görüntüler gibi gösterip bizi büyük karanlıktan kurtaran, bir soyun geleceği hakkındaki ümitlerini hayal meyal belirten, bir milletin yüksek edebiyatının tohumlarını taşıyan millî destan, millî hazinenin en yüksek, değerli mücevherlerinden birisidir.”

Modern milliyet nazariyelerinden etnosembolist akımın temsilcisi Anthony Smith’in millet tanımında “müşterek mitler” yani efsaneler önemli yer tutar. O hâlde kendilerinin Türk milliyetçisi olduğunu düşünenler, Türk destan ve efsanelerini bilmelidirler. Günümüz Türk milliyetçiliğinin önemli fikir adamı İskender Öksüz’ün Millet ve Milliyetçilik kitabını hâlâ okumamışlarsa acele bu kitabı da temin edip okumalıdırlar. Orada modern milliyet nazariyelerini göreceklerdir.

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları