ERMENİ İDDİALARI VE AVRUPA PARLAMENTOSU – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______28 Nisan 2015_______

ERMENİ İDDİALARI VE AVRUPA PARLAMENTOSU

Talat Şalk
Paylaş:

 

28 Nisan 2015

Papa Francesco Roma’da “Ermeni şehitliğinin 100. Yılı” için kutsal ayin töreni düzenliyor. Törende yaptığı konuşmada:

“Son yüzyılda insanlık 3 büyük trajedi yaşamıştır. Bunların ilki genel olarak 20. yüzyılın ilk soykırımı olarak görülen ve siz Ermeni halkına karşı yılmış olanıdır.” Diyor.

Papa Katolik Hristiyanların dini başkanıdır. Uluslararası manevi gücü vardır. Konuşmasıyla sadece Katolikleri değil bütün Hıristiyan âlemini Türklere karşı etkilemek istemiştir.

Avrupa Parlamentosu da Papa’nın konuşmasından sonra Avrupa Birliği ülkelerinin Türklerin Ermenilere soykırım yaptığını tanımaya davet etmiştir. Soykırım Sözleşmesi 12 Ocak 1951 yılında yürürlüğe girmiştir. Ermenilerin Türklerin kendilerine soykırım uyguladıkları tarih 1915 yılıdır. Soykırım Sözleşmesi 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe girdiğinden bu tarihten sonra işlenen soykırım suçlarına uygulanır.

Uluslararası hukuk genel olarak anlaşmaların geriye dönük olarak uygulanmasına imkân vermez. Anlaşmalar hukuku ile ilgili Viyana Sözleşmesinin 28. Maddesine göre:

“Anlaşmada aksine bir hüküm olmadıkça ya da başka yollarla bu saptanmamışsa bir anlaşmanın hükümleri, bu anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önceki bir işlem ya da eyleme ya da bu tarihten önce ortadan kalkan bir duruma ilişkin olarak bir tarafı bağlamaz.”

Soykırım Sözleşmesinde de sözleşmenin yürürlük tarihinden önce işlenen soykırım suçlarına uygulanacağına dair hüküm yoktur.

Bu bakımdan 1915 yılına ait Ermeni iddiaları gerçek olsa bile Türkiye sorumlu tutulamaz.

Soykırım suçu:

Ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir gurubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla

a) Guruba mensup olanların öldürülmesi,

b) Gurubun mensuplarına bedensel ve zihinsel zarar verilmesi,

c) Gurubun bütünüyle veya kısmen fiziksel yaşam şartlarını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek.

Türkler beraber yaşadıkları Ermeni vatandaşlarını hiçbir zaman öldürmeyi düşünmemiştir. Sevk ve iskan kararının verildiği 24 Nisan 1915 günü Osmanlı Devleti bir cihan savaşının içindedir. İtilaf devletleri Çanakkale üzerinden İstanbul’a ulaşmaya çalışmaktadır. Tarihçilerimizin açıklamalarına göre Ermeniler hiçbir dönemde Anadolu’nun hiçbir bölgesinde çoğunluk olamamışlardır. 1878 tarihli Berlin Antlaşmasından sonra batılı emperyalist devletler tarafından tahrik edilen ve silahlandırılan Ermeni çeteleri Doğu Anadolu’muzda yaşayan sivil halkla, savunmasız köylere baskın düzenlemeye ve katliam yapmaya başladılar. Amaçları o bölgelerde yaşan Türk ve Müslüman halkı kaçırtmak ve o bölgelerde Ermeni çoğunluğunu sağlamaktır.

2. Abdülhamit bu Ermeni çetelerinin isyanlarını bastırır 1000’den fazla ermeni çeteci öldürülür ve bölgede sükûnet sağlanır.

1. Cihan savaşını Ermeniler kendileri için bir fırsat gibi görürler. Osmanlı ordusu Doğu cephesinde Rus orduları ile savaşmaktadır. Yüz binden fazla Ermeni çeteci Rus ordusu ile birliktedir. Ermeni çeteleri ilk katliamlarını Van ve çevresinde gerçekleştirir. Binlerce Türk ve Müslümanı katlederler, binlercesi de ermeni katliamından kurtulmak için Batı bölgelerimize kaçar. Ancak ermeni çetelerinin zulümlerinden kaçmak isteyenlerin çoğu kışın soğuğunda yollarda kırılır.

Tarihçilerimiz 1914-1920 tarih aralığından Ermeni çetelerinin 520 bin Türk’ü tespit etmişlerdir. Ermeni çeteleri katliamlarını gençlerinin askere gitmesi sebebiyle savunmasız kalan kasaba ve köylerde gerçekleştirmişlerdir. Eylemlerini gerçekleştirirken tam bir vahşet sergilemişlerdir. Savaşta olan Osmanlı Devleti ordunun ikmal yollarını, geri cephesini halkını korumak için önlem almak durumundadır. Tek çareyi Ermenileri Osmanlı Ordularının savaşmadığı yine Osmanlı ülkesi olan başka bir bölgeye sevk ve iskan ettirmekte görmüştür. Sevk geçicidir. Savaş bittikten sonra sevk edilen Ermeniler yine eski yaşadıkları yere, yurtlarına döneceklerdir. Bu sebeple sevk ve iskana tabi tutulan Ermenilerin geride bıraktıkları malları tutanakla tespit edilmiş, tutanağın bir sureti sevk edilen Ermeni aileye verilmiştir. Bu aile geri döndüğünde malları kendisine verilecektir. Gerçekte de bazı Ermeni aileleri savaştan sonra geri dönmüşlerdir.

Sevke tabi tutulan Ermenilerin yolda korunması düşünülmüş yanlarına muhafızlar verilmiştir. Ancak devlet savaşta olduğu için koruma için verilen muhafızlar yetersiz kalmıştır. Yolda bazı kürt aşiretleri sevke tabi tutulan edilen ermeni kafilelerine saldırmış, Ermenilerin bir kısmını öldürmüşlerdir. Bu saldırılar yağma amacıyla yapılmıştır.

Devlet geçiş yollarında gerekli tedbirleri almayan 763 kamu görevlisi hakkında tahkikat yaptırmış, haklarında dava açılmıştır. Bunların içinde kaymakam gibi önemli görevliler de vardır. Haklarında dava açılanların çoğu ceza almıştır.

Türkler Ermenilere soykırım yapmamıştır. 1914-1920 Aralığında ermeni çeteleri sadece Türk ve Müslüman oldukları için 520 bin insanımızı vahşice katletmişlerdir. Ermenilerin Türklere yaptığı katliam soykırımın tarifine tıpa tıp uygundur.

Türkiye toprakları üzerinde Ermenilerin katlettiği Müslüman Türklere ait olduğu anlaşılan çok sayıda toplu mezar bulunmuştur. Ama Türkiye’de soykırıma uğradıklarını kendilerine katliam yapıldığını iddia eden Ermenilere ait soykırım yapıldığının delili olacak tek bir toplu mezar bulunmamıştır.

Mondros Mütarekesinden sonra ihtilaf devletleri Türkiye’yi yer yer işgal eder. Ermeni soykırımı yaptıkları iddiası ile valilerden, kaymakamlarından, milletvekillerinden çeşitli rütbedeki askerlerden 240 kişi tutuklanır.

Bunlardan bazı siyasetçi ve tutuklular Malta adasına sürülür. Bu siyasetçiler hakkında Ermeni soykırımı iddiası yaptıkları iddiası ile tahkikat yapılır. İngiliz savcı Türk tutukluların aleyhinde tek delil bulamaz. İstanbul’da ki İngiliz yüksek komiseri Amiral de Robeck, Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a:

“tutukluları mahkeme önünde itham edecek delillerimiz yoktur.” Der.

Lord Curzon İngiltere’nin Washington Büyükelçisine bir telgraf çeker. ABD hükümetinin elinde Ermeni soykırımı iddiasında kullanılacak deliller bulunup bulunmadığının öğrenilmesini ister.

Büyükelçi Gedde 31 Temmuz 1921 de Lord Curzon’a şu cevabı verir.

“Ermeni kırımından dolayı yargılanmak üzere Malta’da tutuklu bulunan Türklerle ilgili ABD konsoloslarının raporlarında delil olarak kullanılabilecek hiçbir şey yoktur.” Der.

İngiliz Devlet Bakanı Baroness Ramsey of Cartvale,14 Nisan 1999 da yaptığı konuşmasında.

“… Osmanlı idaresinin Ermenilerin yok edilmesi kararını kanıtlayacak belgenin yokluğu nedeniyle İngiliz hükümetleri 1915 ve 1916 da ki olayları soykırım olarak tanımamaktadır. Bizce 80 yıl önce cereyan etmiş olayların bugünkü hükümetler tarafından değerlendirilmesi uygun değildir. Zira bu olaylar hukuki ve tarihi tartışmalardır.” Demiştir.

Yine, ABD’nin Ermeni iddialarının gerçekliğini araştırmak üzere Türkiye’ye gönderilen General Harbord araştırmaları sonucu şu sözleri söylemiştir.

“Herhalde hiçbir araştırma gurubu bu işe bizim gibi başlamamıştır. Yola çıkarken gerçekten bir Ermenistan ve katliamlar göreceğimizi sanmıştık.”

Soykırım Sözleşmesinin 6. Maddesine göre soykırım suçundan yargılama suçun işlendiği ülkede ki yetkili mahkemede veya sözleşmeli devletler bakımından yargılama yetkisine sahip bulunan uluslararası bir ceza mahkemesi tarafından yapılır.

Papanın açıklamalarını, Avrupa Parlamentosunun kararlarını fazla önemsemiyorum. Avrupa Parlamentosunu ve kararlarını pek ciddiye almıyorum.

Birleşmiş milletlerin 2615 Sayılı Kararında;

“hükümeti halkının tümünü temsil eden ülkelerin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğini bozucu hiçbir eylem yapılamaz.” Denilmiştir.

Avrupa Parlamentosu bu karara karşı 15 Aralık 1994 tarihli kararında Türk Hükümetinin ülkenin tamamını temsil etmediği kararını alarak Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı olduğunu kabul etmiştir.

Bu kararın neresi doğrudur? Bu karar Türkiye’nin parçalanmasını isteyen hastalıklı bir kafanın kararıdır. Aynı Avrupa Parlamentosu 1997 yılında soykırım yoktur diyenlerin cezalandırılmasını isteyen bir karar almış, bu karar Avrupa’nın kendi değerlerini de inkâr eden bir karardır. Bu kararları veren Avrupa Parlamentosu ciddiye alınacak bir kurum değildir. Avrupa’da bazı ülkeler Avrupa Parlamentosu kararına uyarak “Türkler Ermenilere soykırım yapmamıştır.” Demeyi suç kabul eden yasalar çıkardılar. Bu yasalar Avrupa insan hakları sözleşmesinin 10. Maddesinde yazılı düşünceyi açıklama özgürlüğüne aykırıdır. Çünkü Türklerin soykırım yaptığı iddiası ne tarihçilerce ne de yetkili herhangi bir mahkemece kabul edilmiş bir iddia değildir.

Fransa’da “Türkler Ermenilere soykırım yapmamıştır.” demeyi suç sayan bir yasa çıkarmak istedi. Fransa’nın çıkarmak istediği bu yasa Fransa Anaya Mahkemesinden döndü. Fransa bu yasayı çıkaramadı.

İsviçre’de “Türkler Ermenilere soykırım yapmamıştır.” Demeyi suç sayan bir yasa çıkardı. Talat Paşa komitesi İsviçre’ye gitti. Doğu PERİNÇEK, Türkler Ermenilere soykırım yapmamıştır dedi ve tutuklanması istendi. Sonra Doğu PERİNÇEK İsviçre’nin yasasıyla Avrupa İnsan hakları Sözleşmesinin 10. Maddesinin ihlal edildiği gerekçesi ile Avrupa İnsan akları Mahkemesine dava açtı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Doğu PERİNÇEK’i haklı buldu ve İsviçre kanununun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesini ihlal ettiği hükmünü verdi. Gerçi İsviçre karara itiraz etti ancak kararın bozulacağını sanmıyorum. Karar, Türkiye’nin lehine sonuçlanacaktır.

Bu karar bizim için önemli bir karardır. Türkler Ermenilere soykırım yapmamıştır demeyi suç kabul eden yasaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesini ihlal ettiğini hüküm altına alan bir karardır. Avrupa Birliği devletlerinin çoğu Papanın konuşmasına yahut Avrupa Parlamentosunun kararlarına değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına uyacaklardır.

Ben Ermeni diasporasının veya Ermenistan devletinin “Türkler 1915 yılında soykırım yaptığı iddiasıyla” dava açacağını düşünmüyorum. Ermenilerin elinde iddialarını destekleyecek hiçbir delil yok, delillerin çoğu sonradan uydurulmuştur. İngiliz tarihçi Toynbee’nin meşhur Mavi Kitabında anlattıkları da Türk tarihçileri tarafından çürütülmüştür.

Bizim arşivlerimizde ise Ermenilerin Türklere uyguladığı katliamlarla sevk ve iskan kararının hangi şartlar altında alınan bu kararın haklılığı ile ilgili binlerce belge vardır. Mahkeme açıldığında bu belgeler mahkemeye sunulacaktır. Mahkeme delillerle karar verir. Bu sebeplerle Ermeniler yargıya başvuramazlar, yargıya başvururlarsa kaybedeceklerini bilirler.

Türklerin Ermenilere soykırım uyguladıkları iddiası ile dava açamayacak olan Ermeniler Türkiye’yi siyasi baskı altına almak ve bunaltmak isteyeceklerdir. Papanın 24 Nisan 1915 in tam 100. Yılında Ermeni soykırımını tanıması ve konuşması, Avrupa Parlamentosunun kararı Türkiye’yi bunaltmak ve siyasi baskıyla Türkiye’ye Ermeni soykırımını kabul ettirmek içindir.

Türkiye bu oyuna gelmemelidir. Ermenilerden özür dilemeyi aklına bile getirmemelidir. Türkiye’nin özür dilemesi Ermenileri güçlendirir. Dünyada Türkiye Ermenilere herhalde soykırım yapmış diye bir düşünce yaygınlaşır.

Özür dileme, 100 yıl önce Ermeniler tarafından vahşice katledilen insanların ruhlarını incitir.

Ermenilerden özür dilemek vatandaşlarını Ermeni katliamından korumak, ordularımızın ikmal yollarını emniyete almak için sevk ve iskan kararı alan Talat Paşaya saygısızlıktır. Talat Paşanın kemiklerini sızlatır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları