“FETÖ”NÜN “DEVLET İÇİNDE DEVLET” OLDUĞUNU İLK KİM TESPİT ETTİ? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______1 Aralık 2016_______

“FETÖ”NÜN “DEVLET İÇİNDE DEVLET” OLDUĞUNU İLK KİM TESPİT ETTİ?

Milli Düşünce Merkezi
Paylaş:

Fetullahçı örgütlenme için ilk “paralel devlet” benzetmesini yapanın İmralı’daki teröristbaşı, ardından MİT Müsteşarı Hakan Fidan olduğunu, 17/25 Aralık’tan sonra da Erdoğan’ın bu ifadeyi kullandığını sanıyoruz.

Özellikle AKP’ye kötü bir haberimiz var; “FETÖ”ye, “paralel yapılanma”, dahası “devlet içinde devlet” benzetmesini ilk yapan kim biliyor musunuz? TSK… Hem de AKP’nin “kan davası” gibi gördüğü 28 Şubat sürecinde.

TBMM 15 Temmuz Darbesini Araştırma Komisyonu vesilesiyle, “FETÖ”nün devlet katında ilk kez ne zaman tespit edildiği tartışılmaya başlandı ve AKP’nin “yok hükmünde” saydığı 2004 MGK kararlarına dikkat çekildi. Evet, bu kararlarda “FETÖ” yapılanması ayan beyan ortaya konmuştu.

Ancak bunun bir altyapısı, öncesi vardı. O da 28 Şubat süreci ve sonrasındaki tespitlerdi. AKP’nin 2004 MGK kararlarını “yok saymasının” bir gerekçesi muhtemelen buydu.

Şimdilerde yandaş kalemler, “28 Şubat’ın FETÖ’nün önünü açmak için yapıldığını”, o süreçte tek bir “FETÖ”cü askerin TSK’dan atılmadığını öne sürüyor, iktidarı destekleyen kesimler de 28 Şubat davasının mutlaka 15 Temmuz darbe davasıyla birleştirilmesini istiyor ya; bazı gerçeklerin altını çizmek gerekiyor:

Birincisi; 28 Şubat davasının 85 celsesinin 80’nini izledim ve sürecin altyapısını da alınan o kararların taslağını hazırlayanın da MİT olduğunu gördüm. Tek bir örnek; “Yeşil sermaye listesinin” mucidi MİT. Bakmayın şimdi MİT yetkililerinin, “Tehdidin boyutlarını fark edemedik” demesine.

İkincisi; Yine şimdilerde komisyona açıklamalar yapan generaller, TSK’nın birlik dışında istihbarat çalışması yapamadığını anlattı ya, 28 Şubat davasını izlerken, Gölcük Donanma’dan belge çalınması ve bunun Emniyete sızdırılmasıyla, TSK’nın İKK (İstihbarata Karşı Koyma) faaliyetlerine büyük bir darbe vurulduğu sonucuna vardım.

Üçüncüsü; “FETÖ”cülerin sağ gösterip, sol vurma taktikleri ve bugün gelinen nokta dikkate alınarak, 28 Şubat sürecinde kamuoyunun tepkisini çeken bazı uygulamaların bizzat “FETÖ”cü kadrolar tarafından süreci ve TSK’yı itibarsızlaştırmak için yapılmış olabileceği ihtimalini düşünmek bilmem yanlış mı olur?

Dördüncüsü; 28 Şubat’ın “FETÖ”nün önünü açmak için yapıldığı görüşünde olanların bilgi ve dikkatine sunalım, bugünün “muteber” tanıklarından Nurettin Veren Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı “Ana çatı iddianamesi”nde yer alan ifadesinde, Fetullah Gülen’in ABD ve Vatikan’a sığınmasının sebebinin, “28 Şubat sürecinden sonra hapse atılma ve idam edilme korkusu” olduğunu söyledi.

-28 Şubat’çıların Fetullah Gülen Raporları-

28 Şubat’ta TSK’nın Fetullah Gülen’e nasıl baktığına gelince;

TSK, 28 Şubat 1997 MGK kararlarından sonra biri Eylül 1997, diğeri 1998’de olmak üzere iki rapor hazırlayıp, ilgili birimlere aktardı.

Hemen en baştan belirtelim; “Nurcu Fetullah Gülen tarikatı” için şu tespitler yapıldı:

“Örgütlenme yapısı, devlete alternatif yapılanmanın gerçeğini tüm çıplaklığı ile ortaya koymaktadır… Fetullahçılar, örgütlenme ve faaliyetleri ile ‘devlet içinde devlet’ özelliği göstermektedir…”

Bu raporlarda, “Nurcu Fetullah Gülen tarikatının” 28 Şubat’ta alınan bir dizi karara rağmen, “demokrasi ile aldatmak suretiyle” eğitim-kurslar, sermayeyi geliştirme ve TSK’yı yıpratıp, içerden parçalamak için nasıl yeni strateji ve hedefler belirlediği, yurt içi ve yurtdışında kaç okulu, dershanesi, şirketi olduğu anlatılmakla kalmadı, en tepeden, okullara “imam” yapılanma şeması da ortaya kondu. İşte o raporlardan en çarpıcı bölümler:

Çizilen “hoşgörü ve barış” tabloları ile bazı devlet çevrelerini etkileyen, bazı kesimleri bu davranışlara inandırabilen Fetullah Gülen tarikatı, böylece zihniyetin gelişmesine mani olacak engelleri yok etmekte ve toplumun gerçeği öğrenmesinin önünü ılımlı görünmek ve demokrasi şemsiyesine sığınarak kesmektedir.

– Fetullah Gülen gerçeği, tarikata bağlı vakıfların yaptırdığı okul, dershane ve yurtların iç yüzeyinde saklıdır. Tarikat, öğrenci seçme ekipleri oluşturarak, semt semt, köy köy dolaşarak ortaokul ve lise düzeyinde başarılı zeki öğrencilerle bağlantı kurmakta, bu çocukları yaşlarının verdiği tecrübesizlikten istifade ile psikolojik olarak etkilemekte, hayatlarında göremedikleri ve bulamadıkları imkanları kendilerine sağlayarak tarikata bağlamaktadırlar. Tarikatın genişleme politikası bir yerlerden başlayan, sonra aileler ve oradan da topluma ulaşmayı hedefleyen bir sistemi kapsamaktadır. Bugün bireylere ulaşma dönemi henüz bitmemişse de ikinci aşama olan insanları gruplar halinde inanç özgürlüğünü istismar ederek, tarikata davet dönemi başlamıştır.

Böyle bir tarikatın sadece eğitim konusunda 350 trilyonluk yurt dışı eğitim yatırımlarının T.C’ne ne getirip, ne götürdüğünün sorgulanması ve kaynağının nereden geldiği hususu üzerine ciddiyetle gidilmesi ve bu şahsın arkasında devlet varmış imajının kesinlikle yok edilmesi için gerekli tedbirlerinin ivedilikle alınmasında fayda mütalaa edilmektedir.

– Gülen tarikatının belirlediği temel hedeflerin, askeri okullar, öğretmenler, üniversitelerin doktora öğrencileri, yargı mensupları olduğu ve bu hedeflere ulaşmak için Aralık 1997’den itibaren çalışmaların başlatıldığı tespit edilmiştir.

Bu arada Fetullahçıların polis kolejlerine öğrenci sokmak, öğretim üyelerini özel olarak seçtirmek ve tarikata bağlı polislerin daha öğrencilik yıllarından itibaren beyinlerini yıkamak suretiyle Emniyet teşkilatında oldukça etkin olduğu yönünde pek çok haber mevcuttur. Gülen tarikatının emniyet teşkilatına olan bu ilgisinin arkasında, asker karşısında alternatif bir güç oluşturma gayretleri olduğu ortaya çıkmaktadır.

– Fetullah Gülen Nurcu tarikatında yer alan bazı bürokratlar Hazine Müsteşarlığı’nın Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğü ile Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü gibi icra birimlerinde örgütlenip, verdikleri teşviklerle devlet imkanları ile büyüyüp gelişmesine önayak olmuşlardır. Aynı tarikatın Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü’nde örgütlenen kadroları ise bu firmaların denetim görevini ellerinde bulundurmakta, böylece denetlemelerden istenilen sonuçların alınmasını engellemektedirler. Sözkonusu birimlerde genel müdür ve müsteşar yardımcılığı görevleri de yapan bir bürokratın, tarikat içinde kendisinden daha üst düzeyde bulunan maiyetindeki bir memur karşısında saygı ile eğilmesi, ceketinin önünü dahi açmaması, Fetullahçıların devlet içinde kendi hiyerarşik kadrolarını nasıl oluşturduğunun ibret verici bir örneğini teşkil etmektedir.

-Müthiş Tespit: Bu Gidişle 10 Yıl Sonra TSK’yı Ele Geçirirler-

Bugün yeni keşfediliyormuş gibi davranılsa da sözkonusu raporlarda “FETÖ”nün TSK’daki çalışmaları da madde madde şöyle sıralandı:

Okullarda sözde “altın nesil” yetiştirme adı altında, başta Harp Okulları olmak üzere kritik üniversitelere girmeye aday tarikat müritleri yetiştirilmektedir.

– YAŞ kararıyla TSK’dan ilişiği kesilen subay ve astsubaylar, 28 Şubat MGK kararlarına rağmen yerel yönetimler yanında devlet daireleri ve üniversitelerde istihdam ediliyor. Bugüne kadar 10 kişi işe alınmış, Genelkurmay Başkanlığı’nca durum ilgili kuruluşlara iletilmiş olmasına rağmen sonuç alınamamıştır (Hemen bir örnek verelim; Bu isimlerden biri Deniz Kurmay Binbaşı Orhan Sipahioğlu’ydu. TSK’dan ihraç edilince İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde işe girdi. Ardından geçen yıla kadar AKP’li Gebze Belediyesi’nde Başkan Yardımcılığı yaptı. 15 Temmuz’dan sonra Deniz Kuvvetleri imamı olduğu gerekçesiyle tutuklandı).

TSK’ya sızma girişimleri tamamlanmadan hedeflerine varamayacağını gözönünde bulunduran Fetullah Gülen tarikatının bu çalışmaları üç döneme ayrılabilir. Birinci dönem; Bir taraftan açık bir şekilde TSK’nın sempatisini ve güvenini kazanmak suretiyle ona sızmayı denemiş, diğer taraftan örtülü bir şekilde TSK’yı yıpratma faaliyetlerini sürdürmüştür. İkinci dönem; TSK’nın emir komuta zincirini ve disiplinini bozma ve komuta kademelerinin arasını açma yönünde yoğun ve sinsi bir şekilde faaliyetle bulunmuşlardır. YAŞ kararıyla ihraç edilen subay ve astsubaylarla ilgili kararları istismar ederek, TSK’nın din düşmanı bir kurum olduğunu ilan etmişlerdir. Bu suretle TSK’ya güvenin yitirilmesi ve komutanların psikolojik baskı altına alınması amaçlanmıştır. Üçüncü dönem; Daha da sertleşip, yoğunlaşmışlardır. Bu çerçevede askeri okullarda okuyan öğrenciler öncelikli hedef olarak belirlenmiş, kültür düzeyi yüksek tarikat mensubu ve türban takmayan bayanların askeri öğrencilerle tanışmaları ve evlenmelerinin sağlanabilmesi için gerekli ortamı oluşturacak bir yapılanmaya gidilmiştir.

Kısaltarak aktarmaya çalıştığımız bu tespitlerden sonra da şu müthiş sonuçlar çıkarıldı:

“Anılan tarikatın bu yöntemle, 10 yıla kadar olan bir sürede TSK içerisinde söz sahibi konuma gelebileceği değerlendirilmektedir… Bugün birinci öncelikli tehdit olarak algılanan siyasal İslâm’a karşı ılımlı görüntüsü nedeniyle Fetullah Gülen’i bir umut ışığı ve denge unsuru olarak görenler, kısa bir zaman sonra bu yanılgının ağır faturasını ödemek mecburiyetinde kalacaklardır…”

-28 Şubat Davası ve Akıbeti-

Bunları anlatma sebeplerimizin bir bölümünü girişte aktardık. Bir sebebi de; Yarın 28 Şubat davası var.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller sanıkların tüm çağrılarına rağmen duruşmaya gelmedi. Onlar da bu taleplerinden vazgeçmek zorunda kaldı…

28 Şubat iddianamesini hazırlayan Savcı Mustafa Bilgili “FETÖ”den tutuklandı… Duruşma Savcısı Kemal Çetin meslekten ihraç edildi… Yine davanın ilk hakimlerinden ikisi tutuklandı…

Bilgili’nin bu davada işbirliği yaptığı, bazı sahte evrakları temin ettiği, iddianameyi birlikte hazırladığı dönemin Genelkurmay Adli Müşaviri Muharrem Köse de “FETÖ”den tutuklandı…

Tüm bunlara rağmen 4 yıldır görülen bu davanın yine de sürdürülmesine, dahası en azından bazı isimlere mahkumiyet cezası verilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Zira hem iktidar, hem iktidar destekçileri, böyle olmasını istiyor…

Davanın müştekileri arasında, 15 Temmuz Darbesini Araştırma Komisyonu Başkanı Reşat Petek ile geçtiğimiz günlerde Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık) Başkanlığına seçilen Erdoğan’ın Başdanışmanı Şeref Malkoç ve Erdoğan’ın kızları da var. 15 Temmuz Darbesini Araştırma Komisyonunun AKP’li üyesi Hüseyin Kocadağ ise davanın tanıklarından…

Komisyonda dinlenen bazı tanıkların, “FETÖ’nün büyüme dönemini” özellikle 28 Şubat’a bağlamaya çalıştığı biliniyor…

Ve nihayet Erdoğan’ın 5 gün önce 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde Saray’da düzenlenen etkinlikte, “FETÖ’ye beklediği fırsatı sunan, uzun dönem belli okulların, belli makamların, belli mesleklerin bu ülkenin asli evlatlarına adeta kapatılmış olmasıdır. Bu çarpıklık meydanı, kapıdan alınmayınca, bacadan girmeye çalışan FETÖ gibi simsarlara bırakmıştır. 12 Eylül darbesinden sonra özellikle 28 Şubat müdahalesinin sonrasında, milletin zeki ve başarılı çocukları, adeta bu örgütün kollarına zorla itildi” dediği dikkate alındığında;

Davanın akıbeti bir yana Komisyon, 15 Temmuz’un faturasını 28 Şubat’a çıkarırsa, şaşırır mıyız?

Müyesser YILDIZ

29 Kasım 2016

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları