“FIRAT” ÜZERİNE… – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______9 Mart 2015_______

“FIRAT” ÜZERİNE…

Osman Erenalp
Paylaş:

 

Fırat, bize yaya iki saat mesafededir.  Gördüğüm ilk nehir o dur. İlk karşılaştığımda “hovf” etmiştim. (Kelime Arapça, ürkmekle karışık korkmak manasınadır. Yörede kullanılır) Eski adı “Hoya” yeni adıyla “Geçit” Köyü ise akrabaların köyüdür. Fırat kıyısındadır. Bir kısım arazisi Fırat suyuyla sulanır. Her gittiğimizde uzun uzun bakardım bu azgın akan nehre. Dicle’yi görene kadar bütün nehirleri böyle sanırdım. Nehirler konusunda başka yanılgılarım da vardır benim. İlkokulda duvara asılı Türkiye haritasına bakar tüm nehirlerin Akdeniz’e akması gerektiğini düşünürdüm. Kızılırmak’ın Yeşilırmak’ın, Sakarya’nın Karadeniz’e dökülmelerine anlam veremezdim. Suları yokuşa akıtmak gibi gelirdi bana. Öğretmen haritayı yere serinceye kadar o düşüncemi korudum.

Geçit’liler Fırat’ı anlatırlardı. Akan suda nasıl kulaç attıklarını. Kaç tehlike atlattıklarını. Nehrin öte yakası Adıyaman’ın Gerger ilçesine bağlı köylerin bağlarından üzümüyle beraber asma dalını boynuna dolayıp bu tarafa geçirdiğini anlatmıştı birisi.

Fırat nehri yatağındaki köyler birbirine benzerler. Bağlık bahçeliktirler genelde. Fırat bereketi sonuçta. Nehir kıyısından iki yana birden yükselen dik yamaçlar, derin vadiler arasından aktıkça coşan nehir Bozova’da Harran’da ancak düzlüğe çıkar. “Fırat akar Türk bakar” sözü vardır bir. O dün içindi. Bugün için bir hükmü kalmadı. Beş kez dizginlenmiş durumda, beş baraj kurulu üzerinde. Keban, Karakaya, Atatürk, Birecik ve Karkamış. Geçit Köyü gibi hatıralarla birlikte pek çok arazi o suların altındalar şimdi. Torosların Güneydoğu uzantısı bu coğrafyada tabiat bir harika. Çüngüş Çayını Fırat’la buluşturan vahşi kanyon bulunmaz bir film seti olabilir kanımızca. Ne zaman biri çıkacak tanıtacak bu keşif bekleyen tabiat harikasını merak ediyoruz. Bakalım kime kısmet olacak?

İzzet Altınmeşe adı İlçemiz Çüngüş’te Fırat adı kadar meşhurdur. Komşu Cevdere Köyündendir kendisi. Ondan ummuştuk böyle bir tanıtımı. Baba Bekir Amcanın arzusuydu bizden evvel. Türküye ilgisi olan herkes bilir. İzzet’i meşhur eden Fırat türküsüdür. Onunla şöhreti yakalamıştır. Bir Fırat bereketi yani o da. Adı yeni yeni duyulmaya başlamış olsa da uğur getiren bu ağıttır. Müzik listelerinin birinci sırasından inmemişti uzun müddet.

Sesi yeten, kendine güvenen okumuştu.

Okunur, okunmaktadır halen.

***

Şu Fırat’ın suyu akar serindir

Yârimi götürdü kanlı zalimdir

Daha gün görmemiş taze gelindir

Söyletmeyin beni yaram derindir

Ölem ölem yaram derindir nasıl gülem

***

Evvel de türküsü vardı Fırat’ın elbet.

Radyolu yıllardan kulaklarımızdadır halen.

***

Fırat kenarında yüzen kayıklar

Anam ağlar bacım beni sayıklar

Başına toplanmış bağrı yanıklar

Nettim size verin benim yarımı

Elbisem duvarda asılı kaldı.

Çeyizim sandıkta basılı kaldı

O yar benim ile küsülü kaldı

(ölem vay kaldı nedem vay kaldı)

***

Dili olsa da anlatsa Fırat’ın. Bağrında neleri sakladığını. Erzurum Dumlubaba Dağından çıkıp Murat, Karasu, Munzur Çayı’yla beslenip, topraklarımızdan kurtulup, Dicle’yle buluşuncaya, beş il, iki ülke kat edip “Şattül Arab” olup Basra’ya dökülene kadar, nelere tanıklık ettiğini.

İkinci Fırat türküsü de olmuştu İzzet Ağabeyin. İlki kadar duygulu, içten bir ağıt idi o da. İlkinin gölgesinde kaldı ne yazık ki. Meraklıları bildiler sadece. Ben de o meraklılardan. Tüm türkülerini ezbere bilirim -bir diğer Diyarbakırlı Şark Bülbülü- Celal Güzelses’in günümüzdeki postnişininin.

***

Karşıda Fırat gördüm

Ölümü murat gördüm

Gönülden dert çekmeyen

Demesin ki ben dert gördüm


Yara benden, yara benden

Ok senden yara benden

Yolcu yoluna kurban

Selam söyle yara benden

***

 Hakkında güzel şeyler duyar gururlanırdık. İftihar ederdik onunla “İzzet Altınmeşe’nin ilçesi” derdik “Çüngüş’ü duymadık” diyene. Hiç mahcup etmedi hemşerilerini bu konuda. Yıllar sonra tanışmak nasip olmuştu kendisiyle. Burdur’a konser için gelmişti. Burdur’un güzelliklerini göstermiş rehberlik etmiştim kendisine. Memleket konuşmuştuk. Köyü Cevdereyi, Baba Bekir Amcayı. Türküleri tabii ki. “Ahçik’i yolladım Urum eline”. Onu hatırlatmıştım Salda Gölü kıyısında yol alırken. Kırmayıp okumuştu. Daha evvel duymamıştım onun sesinden. “İzzet-i İkramı” olmuştu bir dönem, türkü severlere. Uzun süre yayında kalmıştı bir TV kanalında. Ondan söz etmiştik. “Üçüncü Fırat ne zaman” diye sormuştum. “Evde hazır” demişti. Oğlu Fırat’ı kastetmişti. Fırat sevgisi oğluna ad olmuştu. Okulunu konuşmuştuk. Anne de söze katılmıştı konu eğitim olunca. On yıl önceydi bütün bunlar. Oğul Fırat bugün sinema televizyon bölümünü bitirmiş, serpilmiş bir delikanlı. Bir dizide rol alıyor. Allah herkesin Fırat’ını ailesine bağışlasın. Yolu bahtı açık olsun. Ailesine milletine hayırlı olur inşallah.

Baba “devlet sanatçısı” olma onuruna onura ermiş birisi. Bir röportajında şunu diyor şöhretin insanlığını alt edemediği “türkülerin efendisi; “Hiçbir zaman çok para kazanmaya heveslenmedim. Çocuklarıma şunu diyorum. Yarın, öbür gün öldüğüm zaman ‘İzzet Altınmeşe’nin evlatlarıyız’ dediğinizde size herkes saygı duyacak. Ben size bunu bırakıyorum” O “İzzetli Fırat aşkı” bir coğrafyaya, bir şahsa mahsus değil elbet. Bir millet aşkı o. Nüfus kayıtları taransın, kaç insanımıza ad olmuş, kaç aileye girmiştir Fırat ismi Edirne’den Ardahan’a. İzmir’den duyuldu bu kez Fırat’ın sesi. Kor olup düştü içimize o ateş.

Fırat can yakmadı bu kez. Fırat’ı yaktılar İzmir’de  

Bir evin bir oğlunu.“Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nu…  

Bir resim ki;

Gözleri denizlerden mavi.

 Bakışları güneşlerden sıcak.

O resimle yanar içimiz…

“Fıratlar yerlere uzanmış ölü…”

“Hali budur” dedi bildik o hain el burada “Türk’ün” türküsünü çığıranın.

Türk’ü oldu o da karıştı Fırat’a.

Onu anlatıyorlar şimdi Fırat türküleri.

Yakılmış ne kadar türküsü varsa Fırat’ın.

Anlatacaklar daha da bundan böyle.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları