“GÖK KEÇİNİN GÖK OĞLAĞI” – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______16 Mart 2013_______

“GÖK KEÇİNİN GÖK OĞLAĞI”

Osman Erenalp
Paylaş:

On yıllardır  “23 Nisan’ın” tadına varamayız. Vardırılmaz. Nefeslerimizi tutar “24 Nisan’ı” bekleriz. Kulaklarımız Okyanus ötesinde, önceleri “Bush” sonra  “Bush oğlu Bush” devamında “Obama” “soykırım” diyecek mi, demeyecek mi?

Sonra da başarı sayarız “soykırım” değil de,  “büyük felaket” dediklerini.  Övünürüz onunla. Devlet itibarımız o durumda.  Yenileri eklendi buna. “21 Mart’a” kilitlendik şimdi de. Ada devleti ne mesaj verecek?  Barış mı, savaş mı?  

Göçebe kültüre dayalı millet olduğumuzdan hayvancılığın etkileri deyim ve atasözlerimize de yansımıştır.

 “Gök keçinin gök oğlağı” deyimi de onlardan biridir.

Çobanlık yapan bilir.  Keçi sürüsü  “kara” olur. Koyun sürüsü ise “ak”. “Karakeçili”, “Ak koyunlu” adları oradan gelir.  “Sarı keçili”, “Ak koyunlusu” da vardır ama “Gök keçilisini” duymamışsınızdır. Az bulunur çünkü bundan. Az olan da kıymetli olur. Anası kıymetliyse yavrusu da kıymetli olur tabiatıyla. Hemen ayırt edilir. Kaybolduğunda fark edilir. Böyle özellikleri vardır bu keçi soyunun.  İlgi gördükçe şımarır. Sürüden ayrılır. Ekine girer. Boynuz atar sağa sola. Etrafı kirletir. Cezalandırılmaz yaptıklarına karşılık. Onun gördüğü değeri diğerleri görmez.

Gök keçi ayrıcalığıdır bu.

           “Teşbihte hata yoksa” milleti sürü görenler “gök Keçinin gök oğlakları” türettiler son zaman. “Çobanın değneğine sürünen” o kadar çoğaldı ki ekranlarda, sokakta, meydanda. Meraları, dağları, ovaları tuttular dahası.

Sürüyü zapt etmek kolay,

Gök keçiyi zapt etmek zor.

 “Gök çayıra” geçelim buradan konuyu değiştirip de.  Fener seyircisi pet şişe attı, havai fişek patlattı diye seyircisiz oynama cezası alıyor. Sahası kapatılıyor, “Antalya’da protestocu köylü, atanamayan öğretmen, üniversite öğrencisi sesini yükseltse susturuluyor. Ağır cezalara çarptırılıyor.  

 “Nevruz” günü “terör mangaları” sokakları savaş alanına çeviriyor.  İşyeri, kamu malı, otobüs durağı, taşlamadık, tahrip edilmedik yer bırakmıyor. Bir karşılık görmüyor.

“Nevruz”, bayram olarak Adriyatik’ten Çin’e bir büyük coğrafyada var. Her millet, her topluluk biliniyor, kutluyor az çok.

İki sembolü var bu bayramın:

Olmazsa olmazları bunlar. 

1-“Semen” buğday çimlendirme

2-“Tongal” ateş yakma.

Tabiatın bolluğa, berekete uyanması, sıkıntının, darlığın yakılıp yok edilmesi, yeni bir hayata başlamak gibi anlamları var bu ikisinin.

Hep birlikte eğlenmekteler aynı zamanda bunu yapanlar.  

Bizdeyse burnundan getirilmekte milletin.

Gelmesi değil, gitmesi için dua edilmekte.

Bindirilmiş kıtaların “semenden” haberleri yok. Ateş yakmakta, ateş açmakta ise üzerlerine yok. En çok da yüreklerde yakılmakta o ateş.

 Meydanlar teslim alınmakta.

Toplum ayrıştırılmakta. Yaralar daha da derinleştirilmekte her  “21 Martta.

Kafkaslarda, Orta Asya’da,  tüm Türk Dünyasında da asırlardır var bu bayram.  Kardeş Türk devletlerinin, Türk topluluklarının TV kanallarına bakmak yeterli “21 Mart” günü bunun için.

 İlla da “bize has”,  “bizim bayramımız”  diyen şunu demiş oluyor bilmeyerek.

“Biz bir milletiz.”

“Bayramı bir olan bir millet”.  

                İngiliz’in, Fransız’ın, Latin Amerika’nın böyle bir bayramları yok.

Noelleri,  paskalyaları var onların da.

Onların Noel’i onlara,  bizim Nevruzumuz da bize.

***

Nasrettin Hoca ilk kez bir bayram yeri görmüş. Bakmış ki bir cümbüş, bir eğlence, ikramlar, ziyafetler değme gitsin. Sormuş babasına;

 ”Ne yapıyor bu insanlar böyle”   diye.

 “Bugün bayram”  cevabını vermiş babası da.

 “Neden her gün bayram yapmazlar bu insanlar öyleyse” demiş.

***

Bayramlar hürmetine;

Gelin canlar bir olalım. Sevelim sevilelim.

Dünya kimseye kalmaz.

“Gök keçilerin gök oğlaklarının” değil, gök bayrakların dalgalandırıldığı meydanlara selam olsun.

              Türk dünyasının Nevruz’u kutlu olsun.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları