GÜNAHLAR KOKSALARDI – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______11 Temmuz 2013_______

GÜNAHLAR KOKSALARDI

Osman Erenalp
Paylaş:

“Açıktan yapılan işin gizlisi, saklısı kalmaz” anlamında bir sözü vardır bizim oraların. “Bir köye gelin geldiğinde onu herkes görür” diye.  Bunu “içki” ve “başörtü” ile ilişkilendirmek istiyorum müsaadenizle.

Diyeceksiniz ilgisi ne? İlgisi şu;

Malumdur Atatürk’ü gözden düşürmek isteyenlerin kullandıkları “argümanın” başında onun  “içtiği” gelmektedir. Öylesi sofralarda kararı alındı” denilerek o değersizleştirmeden Cumhuriyet de nasibini almaktadır icabında.  Masum halk bu şekilde etki altına alınmaktadır.

Herkes de bilir ki Atatürk “riyakâr” değildi. “Takıyye” yapmazdı.  Yaptığını gizlemez düşündüğünü paylaşırdı. Milleti de ona inandı lider tanıdı ki o eşsiz destan yazıldı.

İçkisi konusuna gelirsek,  Kuran’da “içki” hakkında şu ayetler yer almaktadır. (Nüzul sırasına göre)

1-“Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden hem bir içki yapıyor, hem de güzel rızık ediniyorsunuz. Bunda aklı eren kavim için elbette ibret vardır” (Nahl 67)

2- “Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Onlarda hem günah, hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür.” (Bakara 219)

3“Ey iman edenler! Siz sarhoşken, ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.”  (Nisa 43)

4-Ey iman edenler! İçki, kumar, tapmaya mahsus dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bunlardan kaçının ki, murada eresiniz.” (Maide 90)

5-“Şeytan, içkide ve kumarda aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık siz hepiniz vazgeçtiniz değil mi?”  (Maide 91

***

Neden tek ayetle yasak getirilmedi?  Tedricen (aşamalı biçimde)  yasak kılındı? O bir Kuran üslubudur. Bir eğitim metodudur. Ondan da alınacak dersler vardır.  Ayrı bir yazı konusudur. Bu durumda ayetle  “haram” kılınmış bir maddeyi bir Müslüman’ın kalkıp da “mubah” sayması mümkün değildir. Kullanırsa günah işler. İnkâr ederse küfre girer.

Örtünmeye dair de şu ayetler yer alır. (Nüzul sırasına göre)

***

1-Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları, ellerinin altında bulunan erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış hizmetçiler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar.Ey müminler hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!. (Nur 31)

2-Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, ziynetlerini, göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. Gene de iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allâh işitendir, bilendir. (Nur 60)

3-Evlerinizde vakarınızla oturun. İlk cahiliye devrinin açılıp saçılarak, ziynetlerini göstererek, yürüyüşü gibi yürümeyin.. Namazı kılın, zekâtı verin, Allâh’a ve Resülüne itaat edin. Ey ehl-i beyt!. Allâh sizden şek ve şüpheyi gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.(Ahzab 33)

45-Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınmaması ve (incitilmemesi) için en elverişli olan budur. Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir!(Azhab 59)

***

Hiçbir ayet boşuna değil. Hepsi insanlığın huzuru, mutluluğu içindir. Her birinin ayrı hikmeti vardır. Ancak Kuran’da “içkiden”, “başörtüden” başka emir ve yasaklar da vardır.  “Şirk”, “yalan”, “gıybet” “israf” ve cümle “kul hakkı” başlığı altında toplanabilecek emir ve yasaklar, vecibeler bunlardandır. Özellikle biri var ki içlerinde diğerlerinden ayrı önem arz eder.

Nedir O?  “İlim yapmak”,

“İlim” sözü Kuran’da beş yüze yakın kez geçer.

“Akletmek” (ya’kılûne, ta’kilûne) yani (düşünüp ibret alınız) ise kırk dokuz kez yer alır.(*)

Anadolu tabiriyle  “aklınızı başınıza devşirin. Değilse bilin ki ziyandasınız hüsrandasınız” denmek istenmektedir bununla.

“Bilginin” önemi Zümer Suresi 9. ayette de “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” şeklinde vurgulanır.

“Bilgi kuvvettir”. Müslüman bilerek inanır. Bilerek yaşar. Bilerek karşı çıkar. Bilerek destek çıkar.

Hz. Peygamber de bu konuda şöyle buyurmuşlardır;  “İlim, kadın erkek her Müslüman’a farz kılınmıştır”.   “Farz”,  kesin hüküm ifade eder. İşleyen sevap kazanır. Özürsüz terk cezayı gerektirir.

Peki, Müslüman’ın bu farzı yerine getirmedeki karnesi ne durumdadır?  Diye sorulacak olursak bu soruya vereceğimiz cevap “sınıfta kalmıştır” olacaktır maalesef.

Şimdi bu 40 kere 500 kere tekrar eden o farizayı yerine getirip bir düşünelim “tefekkür” edelim.

“İlim” yapmak, “akletmek” Kuran emri ve vurgu itibariyle açık ara bu kadar öndeyken neden geri plana itilir de  “içki”   , “başörtüsü”  gibi sayı itibariyle daha az vurgu yapılan hükümler öne çıkartılır acaba? Bunun basit cevabı şudur;

Çünkü her ikisi de göz önündedirler. “İçeni-içmeyeni”. Başını “örteni-örtmeyeni” teşhis etmek tespit etmek kolaydır. Beş duyuya hitap eden diğer vecibeler de böyledir.  “İlim” sahibini ise çıplak gözle fark etmek kolay değildir. Ariflik gerektirir ki o da yine ilimle, bilgiyle olur ancak.

Söz kime aittir bilmiyorum ama bir bilge zat şunu demiştir;

“Günahlar içki gibi koksalardı, kokudan kimsenin yanına yaklaşılmazdı”

Bir an düşünelim yalanın, talanın, haramın, kul hakkına giren her günahın ayrı bir kokusunun olduğunu. Koku dediysek, iğde kokusu, gül, lavanta, misk-ü amber kokusu değil tabi. “Salih emeller için ayırdık biz o kokuları. Çöplük, ahır ve benzerlerini kastettik elbet. Onlarda içki gibi koksalardı.

Vergi kaçırma kokusu,

Yalan kokusu

Gıybet kokusu,

Rüşvet kokusu,

Emanete hıyanet,

İltimas kokusu,

Riyakârlık kokusu.

“Ak”, “kara” belli olsaydı o şekilde.

Kokularından ayırt edebilseydik onları da.

Nasıl olurdu acaba?

Kaç babayiğit çıkar acep “ben günahsızım” diyebilecek?

Rivayet odur Hz İsa’ya bir bayan getirilir. Suçu sabittir. Recm cezası uygulanacaktır. Hz İsa onlara:

-“İlk taşı hiç günahı olmayan biriniz atsın” der. Meydanda kimse kalmaz.

İyi ki değil. Kişi bir Allaha bir kendine ayan dolaşıp durur ortalıkta.

“Allah mükâfat vermede aceleci, cezada  ise çok sabırlıymış”.

Ola ki   “akleder”, doğruya yönelir diyerek. Sonuçta kokusuz, bu gibilerle paylaşıyoruz semtimizi, şehrimizi korkusuz şekilde

Hoca bir kabak ağacına ve onun meyvesine bakmış, bir de ceviz ağacına ve onun meyvesine.

-Ya ilahi hiç uymuş muşu gövdeye şu meyve? Diye sitemde bulunmuş. O sırada tepesine bir ceviz düşmüş ve canı yanmış. Hemen istiğfar etmiş. Yaptığı hatayı anlamış.

“Hikmetinden sual olunmaz” deyip keselim iyisi mi? Yoksa kokusu çıkacak karıştırdıkça.

Son bir not:

Atatürk’ün “içkisi” bu kadar konu edildiğine göre demek ki  “içmiş”

Sadece “içmiş”.

“Yemiş” olsa o da konu edilirdi emin olunuz.

Peki, ağzından Atatürk’ün içkisini düşürmeyenlerin çoğunun övündükleri ne?

Kendilerinin içmedikleri.

Demek ki onlar da “içmemişler”

Sadece içmemişler hepsi bu.

Bir fark o.

Sürç-ü lisan olduysa affola.

Asla hiçbir farizayı olduğundan önemsiz görmek göstermek, değil maksadımız. Olması gerekenin gerisinde kalan farizalara dikkat çekmek bilakis.

Oruçlu ağızdan maada kokunuz olmasın.

Yaratan ümmet-i Muhammedi Kuran yolundan ayırmasın.

Kuran’ı tam manasıyla bilen,

Hakkı hak bilip, hak ile ittibâ eden,

Batılı da batıl bilip, batıldan imtina edenlerden eylesin.

Ramazana kavuşturan Allah hamd olsun,

Ramazanınız mübarek olsun.

_____

(*) Prof. Dr. Cavit SUNAR. Ankara İlahiyat Fak yayınları 50. yıl dergisi No 117. sayfa 133)

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları