KANİJE ZAFERİ – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______7 Ekim 2016_______

KANİJE ZAFERİ

Talat Şalk
Paylaş:

Bu yaz yazlık evimde vatan şairimiz Namık Kemal’in yazdığı kanije isimli kitabı okudum. Kitapta Tiryaki Hasan Paşanın Kanije savunması ve kumandasındaki gazilerin, Kanije önünde Arşidük Ferdinand’ın kumanda ettiği büyük Avusturya ordusunu nasıl mağlup ve perişan ettiğinin hikâyesi anlatılmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu 16. Yüzyılın ortalarında gücünün doruğundadır. Ama bu yüzyılın son çeyreğinden itibaren Devletin idaresinde aksaklıklar görülmeye başlanmıştır. Rönesans’ın etkisiyle Avrupa devletlerinde değişimler, ilerlemeler olmaktadır. Yeni buluşlarla teknolojisini geliştirmektedir. Osmanlı Devletinin başında ise dünyadaki değişiklikleri, ilerlemeleri gören ve ona göre tedbir alacak olan devlet adamları yoktur. Kuruluşundan itibaren arka arkaya gelen büyük padişahlar devri sona ermiştir.

Bu tarihe kadar başarı ile sürdürülen tımar sistemi bozulmuştur. Kanuni Sultan Süleyman zamanında mevcudu ancak 14.000 olan yeniçeri sayısı usulsüz alımlar sebebiyle 120.000 bulmuş, ocağın disiplini bozulmuştur.

Kanije zaferi 1593 yılında başlayan ve 1606 yılında Zitvatorok Antlaşmasıyla son bulan büyük Avusturya harbi içinde kazanılmış bir zaferdir. Savaşlar devletlerin menfaatleri için açılır. Avusturya savaşları ise devletin menfaati için açılmamıştır. Kendi menfaatini, şan ve şöhretini kazanacağı serveti devletin menfaatinden daha üste tutan aslında haris, yeteneksiz, kindar, şöhret ve servet düşkünü olan Koca Sinan Paşa’ya; şan, şöhret ve servet kazandırmak için açılmıştır.

Kanije Balaton Gölü ile Drava Nehri arasındadır. Son derece müstahkem bir kalesi vardır. Türklerin elinde iken Avusturyalıların eline geçmiştir.

Sadrazam Damat İbrahim Paşa 1600 yılı Ağustos ayında büyük bir ordu ile Avusturya sınırına gelir. Bu sırada, eski Budin beylerbeyi Tiryaki Hasan Paşa da orduya katılır. Orduya katılmadan önce Purnuvar Palangasını basan ve yağma eden Avusturyalıları takip etmiş, Drava nehri yakınlarında yakaladığı Avusturya kuvvetlerini yok etmiştir.

Sadrazam İbrahim Paşanın hedefi Estergon Kalesini Avusturyalılardan geri almaktır. Toplantıda Estergon Kalesine doğru harekete geçeceğini ve bu kaleyi alacağını söyler.

Tiryaki Hasan Paşa Kanije kalesinin geride bırakılıp Estergon’a gidilmesini doğru bulmaz. Öncelikle Kanije’nin alınmasının uygun olacağını söyler. İbrahim Paşa, Tiryaki Hasan Paşanın düşüncesini kabul eder. Kanije fethedilecektir. Budin yolunu emniyete almak Babofça Kalesini fethetmek için yeteri kadar asker ile Diyarbakır Beylerbeyi Murat Paşa görevlendirilir. Murat Paşa Babofça Kalesini 3 günde fetheder.

Tiryaki Hasan Paşa korumakla görevlendirilerek Budin’e gönderilir.

Kanije, Sadrazam İbrahim Paşa tarafından 12 Eylül 1600 yılında kuşatılır. Bu kuşatmada tarihçi Yılmaz Öztuna’nın ifadesiyle “Türk milletinin kahramanlık destanları arasında yer almaya layık….” Bir olay gerçekleşir. Kanije’de kadınlı erkekli çocuklu 176 Türk esir bulunmaktadır. Muhasara başlayınca Avusturyalılar sabotajdan korunmak için esir Türkleri toplu olarak barut mahzeninin bulunduğu yere hapsederler. Türklerin, kadın ve çocukları da feda ederek depoyu uçurmayacaklarını düşünürler. Fakat esir olan Türklerin kaleyi muhasara eden ordularına yardım olsun diye kendilerinin mahzeni havaya uçuracaklarını tahmin edememişlerdir. Esirlerin hepsi şehit olur. Ama Avusturyalılar barutsuz kalır. Mahzen ile birlikte kalenin kulelerinin biride havaya uçar.

Kale belki hemen teslim olacaktı. 7 Ekimde 100 top taşıyan 40.000 kişilik bir Avusturya ordusunun Kanije’yi savunanların yardımına gelmesi kalenin teslimini geciktirdi. Kanije’ye yardıma gelen Avusturya ordusu ağır zayiat vererek Kanije önünden çekildikten sonra Kanije 22 Ekim 1600 tarihinde teslim oldu. Teslim şartlarına göre kalede bulunan 76 top dışında Avusturyalılar istediklerini alıp çekilip gittiler.

Kanije kalesinin fethedildiği haberini alan Tiryaki Hasan Paşa yerini Mangır Kuşu Mehmet Efendi’ye bırakır ve acele başkumandan İbrahim Paşanın yanına gelir. İbrahim Paşa onun Budin Beylerbeyi olarak kalmasını ister. Tiryaki Hasan Paşa ise ısrarla kendisine Kanije muhafızlığının verilmesini talep eder. Avusturyalıların kaleyi geri almak isteyeceklerinden emindir ve kaleyi kaptırmak niyetinde değildir. Paşa’nın ısrarı üzerine İbrahim Paşa onu Peçoy’a muhafız tayin eder. İlave olarak da Kanije muhafızlığını verir. Bu sırada İbrahim Paşa sıtma hastalığına yakalanır ve kısa zamanda ölür. İbrahim Paşanın ölümünden sonra yerine sadrazam ve başkumandan olarak Yemişçi Hasan Paşa atanır.

Tiryaki Hasan Paşanın önceden tahmin ettiği gibi, Avusturya Kanije Kalesini Türklerden geri alabilmek için hemen harekete geçmişti. İlk önce, ani bir saldırı ile Osmanlı ordusunun yetişmesine fırsat vermeden Stoni Belgrad’ı zapt etti. Asıl hedefleri Kanije’ydi. Tiryaki Hasan Paşanın casusları düşmanın Kanije’ye doğru yürüyüşe geçtiğini haber vermişti. Paşa da boş durmuyordu. Kendisine bağlı kumandanları emrindeki asker ile birlikte Kanije’ye çağırmıştı. Kalede uzun bir muhasaraya yetecek kadar yiyecek stok edilmişti. Yeterli top ve cephanede vardı.

Avusturya ordusu çok kalabalıktı. Macarlar Türk tabiiyetinde olmakla beraber Avusturya ordusuna katılmıştı. Ayrıca Fransa ve İtalya’dan gelen askerler de vardı. Kitapta Avusturya ordusunun mevcudu 400.000 olarak gösteriliyor. Bu rakam abartılı olabilir. Ancak Kanije’yi muhasara eden ordunun çok büyük bir ordu olduğu kesindir. Avusturya ordusuna müstakbel imparator Arşidük Ferdinand komuta etmektedir. Kanije’yi savunan Türk askerinin mevcudu 9.000’dir. Avusturyalılar sayıca kat kat fazlaydı. Çok miktarda topları ve cephaneleri vardı. Buna rağmen kaleyi savunan Tiryaki Hasan Paşadan çekiniyorlardı. Paşa’yı tanıyorlar, kaleyi savaşmadan teslim etmeyeceğini, savunacağını biliyorlardı. Türk askerinin de kumandanlarına inancı tamdı. Onun her emrini hiç tereddüt etmeden yerine getirmeye hazırlardı.

Kuşatma 2 aydan fazla sürdü. Tiryaki Hasan Paşa, Sadrazam Yemişçi Hasan Paşa’dan yardım isteğinde bulundu. Fakat Yemişçi Hasan Paşa, bu yardım isteklerine sessiz kaldı.

Tiryaki Hasan Paşa, Sadrazam Yemişçi Hasan Paşa’nın yardımlarına gelmeyeceği iyice anlaşıldıktan sonra da maneviyatını bozmadı. Büyük bir toplantı düzenledi. Toplantıda sözde başkomutan Yemişçi Hasan Paşa’dan gelen bir mektubu okudu. Mektupta Yemişçi Paşa Kanije’nin yardımına geleceğini yazıyordu.

Gerçek olmayan bu mektup askerin maneviyatını yükseltti, askeri coşturdu. Asker Kanije’yi savunmaya icabında şehit olmaya hazırdı.

Bu arada Hasan Paşa, Avusturyalılarla Macarların arasını açmak için çeşitli yollara başvurmuş başarılı da olmuştur. Tiryaki Hasan Paşa’nın yakın adamı Ömer Ağa, Avusturya saflarında Macar askerlerinin aslında kendileriyle beraber olduğunu söyledi ve bu yalanı imparatora söylesin diye serbest bıraktığı Avusturya askerleri, doğruca Arşidük Ferdinand’ın huzuruna çıkmışlar ve Ömer Ağadan duyduklarını Arşidük Ferdinand’a anlatmışlardır. Esirlerin anlattığı Tiryaki Hasan Paşanın kurgusu olan habere Arşidük Ferdinand inanmıştır. Kalenin alınmasından ümidini kesmiştir. Neredeyse muhasaranın sona erdirilmesi için emir verecektir.

Tam bu sırada, Osmanlı ordusu Başkumandanı Yemişçi Hasan Paşanın Stoni Belgrad kalesi önünde bozgunu uğradığı haberi gelir. Bu savaşta Budin Valisi Mangır Kuşu Mehmet Paşa ile Kethüda Mehmet Ağa da şehit olmuştur. Avusturyalılar bu iki şehidin başlarını da Arşidük Ferdinand’a gönderir. Muhasarayı kaldırmayı düşünen Arşidük Ferdinand’ın morali yerine gelir.

Stoni Belgrad önlerinde Yemişçi Hasan Paşayı mağlup eden Hersek Matyoş’u kalabalık ordusu ile kanije önlerine gelir ve Arşidük Ferdinand’a katılır. Hersek Matyoş’unun gelmesinden sonra kanije kalesine tekrar şiddetli saldırılar başlar. Avusturyalıların karada inşa edip, nehire indirdiği gemiler Avusturya askerleriyle doldurulur. Bu gemiler kale etrafındaki hendeklere yaklaştığında Türk topçusunun hedefi olmuşlardır. Tiryaki Hasan Paşanın emri ile topçular ateşe başlar Avusturya gemilerinin tamamı parça parça olur. Avusturya askerleri nehrin azgın sularına dökülür. Pek azı canını kurtarabilmiştir.

Avusturya askerlerinin gemilerle yaptığı saldırı önlenmiştir. Fakat Kanije’yi mutlaka zapt etmek isteyen Arşidük Ferdinand ile Hersek Matyoş’u bu defa bütün kuvvetleriyle her yandan kaleye saldırıya geçtiler. Düşman alayları bitip tükenmeyen deniz dalgaları gibi ardı ardına kaleye saldırdı, birçok yerden kale bedenlerine de çıkmayı başardılar fakat Tiryaki Hasan Paşa’nın, kumandanları Ömer Ağa ve Karapençe Osman’ın dirayeti ve Türk askerinin kahramanlığına boyun eğmek zorunda kaldılar kaleye giremediler.

Kanije’ye girmekten ümitlerini kesen Arşidük Ferdinand ve Hersek Matyoş’u askerlerine geri çekilme emrini verdi. Fakat geri çekilmeleri de kolay olmadı. Kanije’yi savunan gaziler düşmanın geri çekilmesine müsaade etmedi. Geri çekilen düşmanı kendi siperlerine kadar takip etti ve büyük kayıplar verdirdi.

Avusturya ordusunun çok kayıplar verdiği bu hücumdan sonra Arşidük Ferdinand’ın başkanlığında bir toplantı yapıldı. Toplantıda hücumla zapt edemedikleri Kanije Kalesini muhasara etmeyi sürdürme ve bu arada kaleyi her gün top ateşiyle döverek düşürmeyi düşündüler. Stoni Belgrad önlerinde yenilen Yemişçi Hasan Paşanın Kanije Kalesini kurtarmaya gelemeyeceğini düşünüyorlardı. Uzun muhasarada Kanije’de erzak tükenecek, Kanije’yi savunanlar teslim olmak zorunda kalacaklardı.

Bu düşüncelerle Kanije Kalesini her gün top ateşiyle dövmeye başladılar. Kaleye günde 2.000 den fazla gülle atılıyordu. İstihkâmlar tamamen çökmüş, evler temellerine kadar yıkılmıştı.

Tiryaki Hasan Paşa da boş durmuyordu. Yakın adamları Ömer Ağa, Karapençe Osman ve yine serhat gazilerinden Osman ile birlikte Arşidük Ferdinand’ı Macarların kendisine yardım ettiğine inandırdı. Arşidük Ferdinand’ın Macarlara şüpheyle bakması üzerine Macarlar da çadırlarını sökerek Avusturya ordusundan ayrıldı. Bu arada Karapençe Osman’ıda Yemişçi Hasan Paşaya gönderdi ve yardım istedi.

Kara Pençe Osman, Yemişçi Hasan Paşaya Mohaç’ta yetişti. Karapençe Osman’dan Kanije Kalesinin zor durumda olduğunu öğrenen ve yardıma gidilmezse kalenin düşeceğini anlayan Yemişçi Hasan Paşa kaleye gitmeye karar verdi. Kanije’ye gitmek niyetiyle Zigetvar’a geldi. Zigetvar’a geldiğinde Macaristan’da hava bozmuş kar yağmaya başlamıştı. Yeniçeriler bu mevsimde seferin olmayacağını söyleyerek ayaklandılar, Belgrad’a dönmek istediklerini söylediler. Sadrazam Yemişçi Hasan Paşanın çadırını başına yıktılar.

Yemişçi Hasan Paşa yeniçerilere boyun eğdi. Kanije kalesini Allah’a havale edip Zigetvar’dan Belgrad’a doğru çekilmeye başladı.

Başkumandan Yemişçi Hasan Paşanın Zigetvar’a geldiği Arşidük Ferdinand tarafından duyulmuştu. Fakat Arşidük Ferdinand’ın yeniçerilerin sefer mevsiminin geçtiğini bahane ederek Kanije’ye gitmek istememeleri ve ayaklanmaları sebebiyle Yemişçi Hasan Paşanın kışı geçirmek için Zigetvar’dan Belgrad’a doğru yürüyüşe geçtiğinden haberi yoktu.

Yemişçi Hasan Paşanın Zigetvar’a önlerine geldiğinde Kanije’de hava çok soğudu. Şiddetli bir yağmurun arkasında kar başladı. Kar yağışı kesintisiz üç gün üç gece devam etti.

Yemişçi Hasan Paşanın Zigetvar’a geldiği Avusturya askerleri tarafından da duyulmuş, moralleri bozulmuştu. Hasan Paşa’nın Zigetvar’a geldiğini duymaları sebebiyle moralleri bozulan çok şiddetli olan soğuk sebebiyle el ve ayakları işlemez hale gelen Avusturya askerleri içinde kaçaklar çoğalmıştı.

Tiryaki Hasan Paşa, yakalanan esirlerden Avusturya ordusunun moralinin bozuk olduğunu ve ordunun çözülmeye başladığını öğrenmişti. En güvendiği adamlarından Ömer Ağayı, 300 serdengeçti gazilerle kaleden çıkardı. 300 serdengeçti Avusturya sipahilerine yaklaştığına kalede topçuların başında hazır bekleyen Tiryaki Hasan Paşa ateş emrini verdi. Avusturyalılar top ateşiyle düzenlerini kaybetmişlerdi. Bu durumdan istifade eden Ömer Ağa ile serdengeçtileri siperlere girdi. Siperlerde bulunan bütün Avusturya askerleri imha edildi. Topları ve cephaneleri ele geçirildi. Ömer Ağanın başarısını gören Tiryaki Hasan Paşa 500 serdengeçti gaziyi daha Ömer Ağanın yardımına gönderdi. Mehter takımını da surların üzerine çıkardı.

Kaleden serdengeçtilerin saldırısını Kanije’den yapılan top atışını gören ve mehter takımının yürekleri titreten cenk havasını duyan Arşidük Ferdinand Sadrazam Yemişçi Hasan Paşanın Kanije’ye geldiğine inandı, iki ateş arasında kalmamak için bütün askerleriyle top menzilinin dışına çıktı ve uygun bir geçitte Yemişçi Hasan Paşa ordusunu beklemeye başladı.

Bu sırada serdengeçti Türk gazileri 18.000 Avusturya askerini imha etmiş, karargâhı tamamen ele geçirmiş, Avusturyalıların bütün toplarına ve cephanelerine el koymuştur.

18 Kasım günü Tiryaki Hasan Paşa kalede 600 gaziyi bıraktı, geri kalan askerlerinin başına geçti ve düşman siperlerine gitti.

Bu sırada Arşidük Ferdinand ileriye gönderdiği habercilerinden Yemişçi Hasan Paşa ve ordusundan hiçbir eser olmadığını öğrenmiş Tiryaki Hasan Paşanın oyununa getirildiğini anlamıştı. Tekrar bir hücum denmesinde bulundu. Tiryaki Hasan Paşa Avusturyalıların bu hücumunu kalede bulunan toplar ve Avusturyalılardan ele geçirilen toplarla karşıladı. Açılan top atışı ve Kanije gazilerinin saldırısı ile Avusturya kuvvetleri çabucak bozuldu. Darmadağın oldu, perişan bir şekilde kaçmaya başladılar. Tiryaki Hasan Paşanın emri ile Türk gazileri kaçan Avusturya askerlerini takip etti. Yeniden toparlanmalarına imkân vermedi.

Kara Ömer Ağa kaçan düşmanı takip etmek için 3.000 atlısıyla Avusturya sınırını geçti, düşmanı Avusturya içinde de takip etti. Kazanılan zafer büyüktü. Avusturya ordusu bu savaşta 80.000 askerini kaybetmişti.

Tiryaki Hasan Paşa, Arşidük Ferdinand’ın otağına merasim ile geldi. Gazilerin tebriklerini kabul ettikten sonra Otağa girdi. Kılıcını çekti, kılıcıyla vurduktan sonra Ferdinand’ın tahtına oturdu.

Kanije zaferi sonucunda; imparatorun arması olan 47 büyük muhasara topu, 14.000 tüfek, 60.000 çadır, 14.000 kazma ve kürek, binlerce araba dolusu yiyecek, ilaç ve barut Arşidük Ferdinand’ın otağında bulunan bir gümüş ve bir altın taht, 12 kürsü, mücevherler, altınlar ve ordu hazinesi tamamen Türklerin eline geçti.

Sultan 3. Mehmet hiç beklemediği bu zafere çok sevindi. Kanije savaşları büyük Avusturya ordusunun imhasıyla son bulmuştu. İstanbul’da şenlikler yapılmasını emretti. Tiryaki Hasan Paşaya vezir rütbesi verildi ve hattı hümayun gönderildi. Hattı hümayunda Padişah, Tiryaki Hasan Paşaya ve Kanije’yi savunan gazilere dua ediyordu.

Tiryaki Hasan Paşa, Padişahın hayır duasına çok sevindi. Kendisi gibi bir ihtiyara sırf vazifesini yaptığından dolayı vezirlik verilmesini yadırgadı. Yanında bulunan şair Faizi’ye “Kanije’ye ettiğimiz küçük bir hizmete karşılık bize vezirlik vermişler ve hattı hümayun göndermişler…… rahmetli Piyale Paşa, Yavuz Sultan Selim Hazretlerinin damadı ve deniz muhaberelerinde bütün Hristiyan hükümdarlarının donanmalarına galip geldiği ve Sakız Adasının fethi gibi nice muvaffakiyetler elde ettiği kendisine vezirlik çok görülmüştü.

İslam halifesinin hattı hümayunu Kanije muhasarası gibi küçük bir hizmete mükâfat olmaya başladı. Devletin vezirliği benim gibi kocamış kimselere kaldı.” Dedi. Tiryaki Hasan Paşanın şair Faizi‘ye söylediği bu sözleri onun yüksek ahlakını, devletine olan saygısını da gösterir.

Şair Faizi “rahmetlinin saltanatın şanına o derece hürmeti vardı ki devletin iltifatını kendinden bile kıskanırdı. Hülasa biz zamanımızda o derece cesaretli, o derece cömert ve gayretli, o derece yumuşak huylu, o derece güzel ahlak sahibi ve alçak gönüllü görmedik.”

Tiryaki Hasan Paşa Kanije savunmasında metanetini ve ümidini bir an bile kaybetmemiştir. Gece gündüz kanije gazilerinin yanında olmuş onlarla konuşmuş maneviyatlarını yüksek tutmuştur.

Yemişçi Hasan Paşa, Stoni Belgrad önünde Avusturya ordusuna mağlup olmuş, Bu savaşta Budin Beylerbeyi Mangır Kuşu Mehmet Paşa ile Kethüda Mehmet Ağa şehit olmuşlardı. Avusturyalılar Mangır Kuşu Mehmet Paşa ile Kethüda Mehmet Ağanın kesik başlarını Arşidük Ferdinand’a gönderir. Arşidük Ferdinand Mangır Kuşu Mehmet Paşa ile Kethüda Mehmet Ağanın başlarını ayrı ayrı bir mızrağa geçirir, surlara çok yakın bir yere mızrakları diker. İki Türk şehidinin kesik başlarının mızrağa geçirildiğini ve teşhir edildiğini duyan Tiryaki Hasan Paşa derhal surlara çıkar, daha ilk bakışta eski arkadaşı Mehmet Paşanın kesik başını tanır, fakat bunu yanındaki gazilere belli etmez.

“Bu başlar arasında Mehmet Paşanın başı yok….. o benim 40 yıllık dostumdur. Ne kadar uzaktan görürsem göreyim onun çehresini tanırım…….. öbür başında Kethüda Mehmet Ağaya ait olduğu şüphesiz yalandır. Ordumuzun hezimete uğradığı haberi de şüphesiz yalandır. Bunlar düşman tarafından düzenlenmiş hilelerdir……..” der. Bir top atışıyla şehitlerin başlarını suya düşürür.

Burada Tiryaki Hasan Paşa gazilerin maneviyatının bozulmaması için çok yakından tanıdığı Mangır Kuşu Mehmet Paşanın mızrak ucundaki başını tanıdığı halde “bu baş Mehmet Paşanın başı değildir.” Demiş top ateşiyle iki şehidin başını da suya düşürmüştür. Bu olay Tiryaki Hasan Paşanın kendisine emanet edilen devletin kalesinin korumaktaki kararını gösterir.

Yakalattığı Avusturya askerlerine yanlış bilgiler vermiş, yardımcısı Kara Ömer Ağa vasıtasıyla bunların serbest kalmasını sağlamış, Arşidük Ferdinand’ı Yemişçi Hasan Paşanın yardıma geleceğine, Macarların Türklere yardım ettiğine inandırmıştır.

Tiryaki Hasan Paşa, Yemişçi Hasan Paşanın Zigetvar önlerine geldiğinin Avusturya askerleri arasında duyulduğunu, bu haber yoğun kar ve çok şiddetli soğuklar sebebiyle morallerinin bozulduğunu Avusturyalı askerlerin gurup gurup kaçtığını yakalanan esirlerden öğrenmiş fırsatı kaçırmamış ani bir baskınla Avusturya ordusunu kanije önünde bozguna uğratmıştır.

Bozulan Avusturya ordusunun yeniden toparlanmasına imkân vermemiş, kaçanları takip ettirmiş, 80.000 Avusturya askeri imha edilmiştir.

Tiryaki Hasan Paşa gerçekten Türklerin yetiştirdiği büyük komutanlarından biridir. 1611 yılında Budin Beylerbeyi olarak ölmüştür.

Tiryaki Hasan Paşanın yakın adamları Kara Ömer Ağa ve Kara Pençe Osman’da önemli akıncı beyleridir. Tiryaki Hasan Paşa ve Kanije’yi savunan kahramanlara ALLAH rahmet eylesin.

***

Namık Kemal risalesinin sonunda “Tiryaki Hasan Paşa şimdiki gibi harp sanatının fazla ilerlemediği bir zamanda göstermiş olduğu bunca askeri incelikler ve harp hilelerini bizzat kendi tecrübeleriyle bulmuş ve kazanmış olduğu zafer ile dünya askerlik tarihinin en şanlı kumandanlarından olmak hakkını kazanmıştır.

Mamafih bu yüce askeri vasıfları milletimizin meşhur şahısları mahsus saymamak lazımdır. Çünkü millet fertleri de tabii oldukları İslam dini gereği ALLAH yolunda savaşmakta, güçlerinin en azamisini harcamayı her iki dünya saadeti için bir sermaye bilmişlerdir. Esasen tabiat itibariyle de büyük bir cesaret, tam bir itiyat, cefa çekmek, silah kullanmak, gayret ve sebat gibi askerlere lazım olan meziyetlerin hepsini kendilerinde toplamışlardır. Gittikçe ilerleyen askeri mekteplerin ve ordunun tecrübe ve bilgide elde ettiği köklü meziyetlerde Türk askerinin cesaretine askeri bilgilerle bir kat daha kuvvet vermektedir. Bu bakımdan Kanije Kumandanı ve muhafızları tarafından gösterilen harikaların şimdiki subay ve erlerimiz tarafından gösterileceği ve daima da gösterildiği ordumuzun durumunu gerçekten bilenlerce pekala bilinmektedir… Askerliğin her sınıfına harcanan büyük emekler, subayların yetişmesinde ve askerlerin savaş kabiliyetlerinin süratle ortaya çıkmasında büyük rol oynamaktadır. Bu yüzden yüce askeri hasletlerimizin günden güne yerleşip gelişeceğinden ve şöhretleri cihana yayılan eski kahramanlarımızın haline hiçbir zaman gıpta ve hasletle baktırmayacağından şüphe yoktur.” Demiştir.

Talat ŞALK

Emekli Cumhuriyet Savcısı

30.09.2016

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları