Kanlı Bölücüye Tesbih Açılımı Suya mı Düştü, Sahi Su Ne oluyor?..

 

 

 

Sert esen rüzgâr çamurlu sokaktaki harabe evlerden uğuldayarak geçti. Kırık dökük pencereler, sıvası dökülmüş duvarlar, perişan, bakımsız küçük bahçeler boynu bükük yetimler gibiydi.

Beli bükük kapılar sımsıkı kapalı, pencerelerdeki eski perdeler sonuna kadar çekili idi. Kederle dolu ağır bir sessizlik sanki bütün evrenleri kaplamıştı da o zavallı sokakta karargâh kurmuştu.

Derken sokağın başında keskin bir çığlık duyuldu:

“-Ana! Ana! Et dağıtıyorlar. Ana, et, et!…”

Çığlık dalga dalga yayıldı. Sanki bütün kapıları tek tek ve heyecanla çaldı. O yıkık dökük evlerin perdeleri açıldı. Yavaş yavaş, sakin bir merakla dışarı çıktı kadınlar, beş on yaşlı beli bükük insan ve bir sürü çocuk.

Çığlığın sahibi de küçük bir çocuktu. Kapı önünde kendisini bekleyen yorgun kadına sarıldı ve heyecanla konuştu:

“-Ana! İngiliz kâfiri et dağıtıyor. Gidip alayım ne olur!”

Kadın yaşlı gözlerle semaya baktı. Derin bir kederle mırıldandı:

“-Gelibolu’da İngiliz keferesinin kurşunu ile şehit olan aslanım bu halimize ne derdi ki?”

Elinin tersiyle gözyaşlarını sildi. Düşündü. Değil ete, artık bir lokma kuru ekmeğe muhtaçtı. Üç çocuğuyla nasıl da çaresizdi.

Az sonra yorgun kadınlar, beli bükük ihtiyarlar ve masum çocuklar bir lokma et için yollara düştüler…

Tam o sırada aynı şehrin en zengin kabul edilen çok gösterişli, pek bakımlı, adeta bir saray yavrusu olan bir yalıdan org-piyano sesi yükseliyor, Haydn’ın ünlü eserlerinden biri icra ediliyordu.

Piyanoyu çalan adam büyük bir kibirle tuşlara basıyor, gözlerini yumup kendinden geçiyordu ara ara. Üzerinde kaliteli bir smoking vardı. Bıyıklı, orta yaşlarda görünen kalıplı bir adamdı. Karşısındaki koltukta hoş bir kadın vardı, dekoltesi bir hayli abartılı çok güzel bir tuvalet giymişti. Hülyalı bakışlarla adamı süzüyor, hafifçe gülümsüyordu.(1)(Murat Bardakçı: Şahbaba, sh 110)

Müzik susunca görkemli salona dantelalı başlığı ve önlüğü ile esmer güzeli bir hizmetçi girdi ve saygı ile konuştu:

“- Madam e Mösyö, yemek salonu hazır. Sizi bekloorlar.”

Evet…

Yıllardan 1919 idi, aylardan Şubat…

Yer mi, evet bildiniz, İstanbul’du…

Eti kim mi dağıtıyordu zavallı, fakir, kimsesiz ahaliye? İngiliz ajanı rahip, misyoner Frew başkanlığında ve oluk oluk akan İngiliz liralarıyla kurulan, üyelerinin arasında Kâmil Paşazade Şevket Bey, Sait Molla, gazeteci Ali Kemal, Rıza Tevfik, Damat Ferit Paşa gibi dönemin ileri gelenlerinin de bulunduğu İngiliz Muhibbiler Cemiyeti yapıyordu bu iyiliği (!)

Evet… Osmanlı can çekişirken, İstanbul işgal altındayken piyano çalan, işgalcilere balolar ve davetler tertip edip, onlara temenna eden, Batı ve Elen kültürüne aşık, kendi kültürüne düşman Damat Ferit Paşa…

İngiliz hayranı, iktidar saplantılı, çılgın hırsları olan, kendi milletinin özelliklerini tanımaya tenezzül etmeyen Damat Ferit, Anadolu’da Atatürk’ün başlattığı istiklal savaşını boğmak için elinden geleni yapıp bu cemiyetin emrine zevkle girmişti. Kendi iktidar hırsı için Osmanlı’nın parçalanmasını sadece seyretmekle kalmamıştı.

Rahip Frew kanalıyla gelen ingiliz liraları ile hangi planlar yapılmamıştı ki! İsyanlar tertiplenmiş, Atatürk için idam fermanları çıkarılmıştı.

Damat Ferit için İngiliz keferesi ne demişse onu aynen uygulamak adeta sıradan bir iş haline gelmişti.

En sonunda da 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşmasını imzalayarak Osmanlı’nın hazin bitişini tamamlamıştı.

Ardından kaçıp Nice’de ölmüş, Türk tarihine İngiliz keferesiyle bir olup Türk’ü boğmaya kalkan bir vatan haini olarak geçmiştir.

Keferenin amacına hizmet eden bu zavallı kuduz sırtlanlar gibi Osmanlı’ya saldıran haçlılarla nasıl birlikte olabilir diye sorabilirsiniz elbette. Her dönemde dönek, devşirme hain yok mu insanımızın içinde?

İnsanın kalbi ve gözü kör olunca böyle oluyor demek ki… Üstelik keferenin emelleri belli iken, gizli anlaşmalar açık edilmişken, Sykes-Picot anlaşması, Wilson planları ortada iken…

İnsanın içi acıyor, gönlü yanıyor değil mi?

Hazır anlaşma demişken günümüze gelip bir kaç anlaşmaya daha bakalım mı? Mesela ABD eski Dışişleri Bakanı Colin Powel ile o dönem başbakan olan cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasındaki gizlenen anlaşmayı gözden geçirelim mi? Basında, sosyal medyada satır satır yer alan ve yalanlanmayan bu gizli mutabakatın maddelerini haydi birlikte okuyalım:

1. madde: Türk askeri Irak’ın kuzeyinden çekilecek: Irak’ın kuzeyinde bulunan bütün Türk birlikleri ve Türk ordusuna bağlı özel kuvvetler, dört ay içinde aşamalı olarak Türkiye sınırları içine çekilecek.”

Çekilmedi mi!!!

2. madde: Sınır harekâtlarına son verilecek ve Türk ordusu bundan böyle hangi gerekçeyle olursa olsun, “sınır ötesi harekâtta bulunmayacak. PKK/KADEK’in Türkiye egemenlik alanı dışında takip ve bastırılması harekâtlarına da son verilecek.”

Ne dersiniz, bir kaç göstermelik harekâtın dışında ne oldu?

3. madde. PKK’ya askerî harekât için ABD’den izin: PKK/KADEK’E karşı Türkiye devletinin egemenlik alanı içinde yapılacak askerî harekâtlar için, ABD askerî makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak.”

İnanılır gibi değil ama, gerçekten işler böyle yürüyor artık!

“4.madde: Türkiye’ye ambargo ve askerî yaptırım tehdidi: Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK/KADEK’e karşı ABD askeri makamlarına bilgi vermeden ve izin almadan harekât yapacak olursa, ABD hükümeti, “Kürt halkına karşı şiddet kullanıldığı ve soykırım uygulandığı” çerçevesi içinde uyarıda bulunma hakkını kullanabilecek. Bu durumda ABD gerekli gördüğü ambargo ve silahlı müdahale gibi siyasal ve askerî yaptırımları saklı tutacak.”

Devletlûların iktidarları boyunca PKK’ya karşı bu kadar boynu bükük olmaları karşısında bu maddenin de yürürlüğünün devam ettiği söz konusu olsa gerekir(!)

“5. Madde: ABD’nin İran ve Ortadoğu harekâtlarına aktif destek ve katılım: Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askerî harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlayacak, askerî birlik verecek. Türk birliklerinin üst komuta yetkisi, ABD komutanlığında olacak.”

Bu maddeye yorum yapmaya gerek var mı???

“6. Madde: Türk ordusunun asker ve silah gücünde indirim: Türk ordusunun asker sayısı ve silah kuvveti, ABD’nin uygun bulduğu sayı ve kabiliyete indirilecek, özellikle tank ve ağır silahların miktarı düşürülecek, savaş uçağı sayısı sınırlanacak, bütün silah ve cephane bundan sonra ağırlıklı olarak kısa menzilli taktik savunma kavramına [Belgede konsept deniyor] göre ayarlanacak, Türkiye’de bulunan ABD ve NATO irtibat subaylarının görev alanları ve yetkileri genişletilecektir.”

Acı acı gülümsediniz değil mi? Bu maddenin çok üstüne çıkıldı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin beli kırılmaya çalışılıyor!

“7. Madde: Irak’ın kuzeyinde kurulan kukla devlet Türkiye tarafından resmen tanınacak: Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan ve sözüm ona ‘Kürdistan’ adı verilen kukla devlet, resmen ilan edildikten sonra, Türkiye tarafından da resmen tanınacak. Türk devletinin kukla devletin kuruluşunu “savaş nedeni” sayan Millî Güvenlik Siyaset Belgesi ve bu yöndeki politika ve kararları kaldırılacak.”

Bu maddeyle ilgili devletluların söyledikleri ve yaptıkları ne çok, ama ne çok şey var Sevgili Türkiye’mizin aleyhinde olan.

“8. Madde: PKK/KADEK elemanlarına geniş kapsamlı af: Abdullah Öcalan ve diğer dört lideri dışında bütün PKK/KADEK yönetici ve elemanlarına geniş kapsamlı af çıkarılacak.”

Eh, az kaldı! Bir kaç adım daha… Terörist başını TBMM’nde milletvekili olarak görürsek şaşırmayacağız artık!

“9. madde: PKK/KADEK yasallaştırılacak: Etnik grupların yasal siyasete katılmaları önündeki bütün yasal kısıtlamalar ve engeller kaldırılacak. Af yasasıyla bağlantılı olarak PKK/KADEK’e yasal siyaset düzleminde yer alma olanağı sağlanacak, hapiste veya dağda bulunan yöneticilerin siyasal mücadeleye katılmaları için gerekli hukukî ve siyasal önlemler alınacak ve uygulanacak.”

Artık PKK kanlı terör örgütünün naifleştirilmeye çalışıldığını görmeyenin gözlerinden hakikaten şüphe etmeli! Yakında zehirli kanlı yılanın başı da akil adam pozuna girecektir, şüpheniz olmasın!!!

“10. Madde: Belediyelere özerklik: Kamu Reformu Yasası ve yeni Yerel Yönetim Yasaları hızla çıkartılarak, Türkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehir ve kasabaların belediyelerinin özerkleşmesi süreci kararlı olarak yürütülecek.”

Olmadı mı? Olmuyor mu? Ellerinden gelse gerekeni en hızlı biçimde yapmayacaklar mı?

“11. Madde: Dört yılda aşamalı olarak federasyona geçiş: Türkiye, dört yıl içinde uygulanacak bir planla, üniter devlet yapısını terk ederek, federasyona geçecek.”

Başdevletlûnun yüksek sesle son söyledikleri, Türk milliyetçiliğe acımasızca saldırıları, dış işlerinden sorumlu devletlûnun Diyarbakır’daki konuşması ve kanlı örgütün siyasal uzantısı olanlarla canciğer kuzu sarması hali, Türkiye’nin ısrarla Suriye’nin parçalanmasına yönelik dehşetengiz çabaları bu maddenin acımasız bir gerçek olduğunu göstermiyor mu?

“12.Madde: Kıbrıs’ta Denktaş devre dışı bırakılacak ve Annan Planı küçük değişikliklerle uygulanacak: KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Arafat modeli” denen uygulamayla devre dışı bırakılarak, Kıbrıs’ta Annan Planı bazı küçük değişikliklerle hayata geçirilecek.”

Yoruma gerek var mı? Rum kesiminin ” hayır” demesine rağmen bizim devletlûlar bu meş’um planı işletmeye çalışmıyorlar mı?

“13. Madde: Ege’de Yunanistan’ın taleplerine esnek tutum: Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak, sık sık ortaya çıkan “it dalaşı” sorunu Yunanistan rahatsız edilmeden çözülecek.”

Öyle esnek davrandık ki bize ait adaları Yunanlılar işgal etti, kilise bile inşa etti. Ne Kardak kaldı ne Eşek Adası. Aymaz bir devletlû da ” bir kaç kaya” deyip geçiverdi!!!

“14. Madde: Ermenistan’a yönelik kısıtlamaların kaldırılması: Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehine düzenlemeler yapılacak, Ermenilerin Türkiye’ye gezilerindeki bazı kısıtlamalar kaldırılacak.”

Eee, bu madde için neler yapmadık ki! Trilyonlarca lira harcayıp Akdamar Adasındaki harabeyi kilise yaptı devletlûlar ve ermeni ayinleri düzenlendi, birlikte maçlar seyredilip Azerbaycan’ımız küstürüldü!

Şimdi can alıcı soruyu soralım: Şimdinin Damat Feritleri kim? İngiliz Muhipler Cemiyeti mensupları kim?

Ve… Gelelim en vahim konuya:

On yılı aşkındır neredeyse her Allah’ın günü özellikle başdevletlûnun tek tek etnik kimlik sayıp dökerek insanımızı bölmesi, Şizofrenik kanlı katile heyetler göndermeler, tesbih hediye etmeler, onun basına sızan efelenmeleri ve hastalıklı hayalleri, iki numaralı sinsi karayılanın ” TSK’ni dize getirdik” hezeyanları, BDP’lilerin çok açık hale gelen Sevgili Türkiye’mizi tehditleri, Davutoğlu’nun nutukları büyük oyunun parçaları değil mi?

Sahi Anayasanın ilk üç maddesini değiştirmek için bin bir türlü kılıf bulma niçin?

Türkiye’yi paramparça etmek tehlikesini hiçe sayarak Büyük Kürdistan’ı kurmaya çalışmıyor mu devletlûlar?

Papazın kızı Condelesa Rice’nin Türkiye’yi de parçalama iddiasında bulunan GOKAP’ı adım adım ilerlemiyor mu?

Güya kanlı bölücü örgüte silah bıraktıracaklarmış! İnsanın havsalası almıyor bu saflığı. Allah aşkına, kaç derin PKK var, Kim dinler bu şizofrenik kanlı katili?

Çok ama çok büyük bir oyun döndürülüyor Türkiye’yi çökertmek için ve ne yazık ki kimileri deli hırsları uğruna bu oyunda başrol oynuyor. Ne yazık ki kimi medya ve basın da sahibinin sesine uygun olarak piyonluğa temenna ediyor…

Biz yine de sorularımızı soralım:

Suriye için örtülü ödenekten bir sürü para boşu boşuna harcanırken Cari açık, işsizlik oranları ve sıcak paradan ne haber?

Kanlı katil bölücü başı Başdevletlûyu kurtardı mı (!) , MİT’in başını da?(!!!)

Ve… Meclisteki iktidar partisi mensuplarının hepsi bu ağır tehlike karşısında suskun kalabilecekler mi?

Konfederasyon ve başkanlık hayaline karşı milletimiz izin verecek mi? Dahası, Orta Doğu ve dünya buna hazır mı?

 

 

 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*