KIBRIS’TA TUZAK

Milli meselemiz Kıbrıs görüşmelerinde sona yaklaşılıyor. BM Genel Sekreteri yaptığı açıklama ile 11 Ocak 2017 tarihinde tarafların haritalarını sunacakları, 12 Ocak 2017 tarihinde ise beşli toplantının gerçekleşeceğini duyurdu. Gerektiğinde üçüncü tarafların da bu toplantı için Cenevre’ye davet edilebileceği kaydedildi. Toplantıda; toprak, nüfus, özellikle garantiler konusu ele alınacaktır. Bugüne kadarki görüşmelerde, Annan Planını da aşan şekilde […]


Paylaşın:

Milli meselemiz Kıbrıs görüşmelerinde sona yaklaşılıyor. BM Genel Sekreteri yaptığı açıklama ile 11 Ocak 2017 tarihinde tarafların haritalarını sunacakları, 12 Ocak 2017 tarihinde ise beşli toplantının gerçekleşeceğini duyurdu. Gerektiğinde üçüncü tarafların da bu toplantı için Cenevre’ye davet edilebileceği kaydedildi. Toplantıda; toprak, nüfus, özellikle garantiler konusu ele alınacaktır.

Bugüne kadarki görüşmelerde, Annan Planını da aşan şekilde en verimli ve stratejik değeri yüksek Güzelyurt, Karpaz ve Maraş gibi bölgeler Rumlara verilmektedir. Ayrıca KKTC’ye, 100 bini doğrudan, 60 bin de mülklerine dönme bahanesiyle Rum yerleştirilecektir. Buna karşılık 1974’den sonra KKTC vatandaşı olan Türklerin önemli bir kısmı Adadan çıkarılacaktır. Öte yandan garantörlük süresini 15 yıla indiren ve sadece Türkleri koruma ile sınırlandıran Rum önerisi karara bağlanacaktır. Bu konuda, Rum basınında çıkan haberlere göre, Türkiye Dışişleri Bakanı ile anlaşma sağlanmıştır. Böylece Türkiye ve KKTC’nin tarihten gelen hakları ile varılacak antlaşmayı güvence altına alan garantörlük yetkisi işlemez hale getirilmiş olmaktadır.

Sonuçta; iki bölgeli yapı ortadan kalkacak ve karışık yerleşime geçilecektir. Yeterli nüfus, yeterli toprak, yeterli ekonomi, yeterli hukuk, yeterli güvenlik ve yeterli egemen eşitlikten mahrum bırakılıp yurtsuz-yuvasız kalan Türklerin Adada yaşama imkânı kalmayacaktır. KKTC ve Doğu Akdeniz’in arkasından, bölgede var olan stratejik denge bozulacağından, Ege’yi de kaybedecek olan Türkiye; denize kapalı, bir kara devleti haline gelecektir.

KIBRIS MESELESİ NEDİR?

Kıbrıs meselesi nereden çıktı? Hatırlayalım; 1571’de Venediklilerden alınan Ada, 307 yıl sonra 1878’de Ruslara karşı geçici olarak İngilizlere verildi. İngilizler 1914’de anlaşmayı tanımayarak Adaya hukuken de el koydu ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasına kadar burada kaldılar. Siyasi eşitlik temelinde kurulan Türk-Rum ortak Cumhuriyeti, anayasa darbesiyle Türkleri dışlayan Cumhurbaşkanı Makarios tarafından 1963’de Rum devletine dönüştürüldü; aynı yıl Türk katliamı başladı. Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamakta ayak sürüyen Makarios, 15 Temmuz 1974’de Yunanlı subayların darbesiyle düşürüldü; çatışmalarda 2 bin Rum öldürüldü. Kısa zamanda bütün Türk köylerini kuşatan darbeciler toplu bir imhaya geçecekleri sırada Türk Ordusu, Londra-Zürih Antlaşmalarının verdiği Garantörlük yetkisine dayanarak 20 Temmuz 1974’de Adaya çıktı ve bu katliamı önledi.

Yıkılan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yerine yeni bir ortak devlet kurulması için yapılan müzakereler sonuç vermeyince 1983’de Kıbrıs Türkleri, Rauf Denktaş’ın öncülüğünde BM’nin “Halklara Kendi Kaderini Tayin Hakkı” ilkesine dayanarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurdu. İnsan haklarına dayalı olarak kurulan demokratik cumhuriyet ile özgürlük ve barış tam anlamıyla sağlandı. Aslında hayat, önümüze insani bir çözümü koydu. Jeopolitik konumu, özellikle son yıllarda büyük güçlerin hakimiyet kurma savaşlarıyla daha da büyük önem taşımaktadır. Adanın; kuzeyinde 65 km de Türkiye, doğusunda 112 km de Suriye, 267 km de İsrail, 162 km de Lübnan, güneyinde 418 km de Mısır, kuzeybatısında 965 km ile Yunanistan yer almaktadır. Tarihte hiçbir zaman Rum -Yunan ikilisinin egemenliğine girmemiş olan Kıbrıs’ı bütünüyle Helen Adası yapıp Yunanistan’a katma hırsı ve haçlı emperyalistlerin kışkırtma ve destekleriyle mesele bugünlere taşındı.

BİLE BİLE TUZAĞA DÜŞMEK

Bu gerçeklere rağmen Kıbrıs’ta bugünlere gelineceği çok önceden biliniyordu. Türkiye ve KKTC’den pek çok siyaset ve bilim adamı, STK ve uzmanlar gerekli uyarıları yapmıştır. Ancak hiçbirine itibar edilmedi. Özellikle de KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş’ın 15.04.2004’de TBMM’de yaptığı ve bütün milletvekilleri tarafından ayakta alkışlanan tarihi konuşması başta olmak üzere, hayatı boyunca ileri sürdüğü görüşler ortadadır. Adeta “Yapmayın, etmeyin, Kıbrıs Girit olur” yakınmaları, Başbakan ve Dışişleri Bakanı tarafından maalesef aşağılama ile mukabele gördü. Milli Düşünce Merkezimizin öncülüğünde oluşturulan “Türkiye Sivil Toplum Birliği (Türk-Bir)” tarafından Nisan 2014’de açıklanan “Türkiye Raporu”nun Kıbrıs’a dair ikinci bölümünden örnek vermek isteriz:

1)Kıbrıs’ta; BM, ABD ve AB kuşatmasına alınan KKTC’nin ortadan kaldırılarak Türklerin oldu-bitti ile Rum Devletinin azınlığı konumuna düşürülmesi,

2)Türkiyemiz dışlanarak Doğu Akdeniz’de, “münhasır ekonomik bölgeler” yoluyla doğalgaz ve petrol kaynaklarına el konulması,

3)Yunanistan’ın, sınırımızdaki 17 adaya el koyarak, egemenlik alanını genişletip, Ege Denizini Yunan gölü haline getirmesi,

4)Türkiye’mizin, Akdeniz ve Ege’de denize çıkışı kapatılarak, kara devleti haline getirilerek Anadolu’ya hapsedilmesi,

5)ABD ve AB baskılarıyla, Heybeliada Ruhban Okulu ile Patrikhaneye evrensel/ekümenik ve tüzel kişilik sıfatı kazandırılarak, İstanbul’da, Vatikan’a benzer bir Rum Ortodoks Devleti kurma çalışmalarına sessiz kalınması…” asla kabul edilemez.

Bugün Türk Milleti, millî davamız Kıbrıs’ta, Hükümetin kararlı ve açık olmasını beklemektedir.

Yazar

Sadi Somuncuoğlu

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar