Kırım’ın Domates Kadar Önemi Yok mu? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

Bahattin Karakoç vefat etti

Büyük şair, değerli insan Bahattin Karakoç vefat etti.
-
_______12 Mayıs 2017_______

Kırım’ın Domates Kadar Önemi Yok mu?

Rıdvan Karluk
Paylaş:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet BaşkanıVladimir Putin görüşmesinden sonra yapılan basın toplantısında öne çıkan başlıklardan biri “domates” olmuştur. Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki olimpiyat kenti Soçi’de Putin ile görüşmesinin ardından basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Domates dışında her konuda mutabık kalındı” derken, Putin şu açıklamayı yapmıştır: “Domates dışında kısıtlamaların kaldırılması için anlaştık.” Domates dışında her konuda mutabık kalındığını Cumhurbaşkanı SayınErdoğan da onaylamıştır: “Domates konusundaki soru işaretleri konusunda mutabık kalındı.”

Daha önce Kalkınma Bakanı olan Cevdet Yılmaz (DPT’deki son Avrupa Birliği Genel Müdürüdür. Kurucu Genel Müdür, o dönemdeki ismiyle AET Daire Başkanlığını kuran bu satırların yazarıdır), Rusya’nın, Türkiye’nin önemli bir ticari ortağı ve komşusu olduğunu belirterek şunları söylemişti:“…Ukrayna’da yaşayan bütün etnik grupların, bütün değişik kesimlerin de memnun olacağı bir çerçevede bu sorunların aşılmasını arzu ediyoruz. Orada Kırım Türkleri de yaşıyor biliyorsunuz. Özellikle, Kırım Türklerinin koşulları tabi bizi çok yakından da ilgilendiriyor.”

Soçi’deki görüşmede Kırım’da yaşayan soydaşlarımızın günlük hayatlarını ve eğitimlerini etkileyen sorunların gündeme gelip gelmediğini bilemiyoruz. Bununla beraber bir gerçeği hatırlamakta yarar vardır: Günümüzde başta Eskişehir olmak üzere Kırımdaki Tatar nüfusundan daha çok Kırım Türkü Anadolu’da yaşıyorsa, bunun sebebi Kırım Hanlığının Rus nüfuzuna geçmesidir.

Kırım’dan Türkiye’ye kitle göçleri, 1783’de Kırım Hanlığının ortadan kaldırılarak Rusya İmparatorluğu’nun Kırım’ı ilhak etmesinden sonra gerçekleşmiştir. İki yüzyıldan fazla bir süredir Anadolu’ya yönelik göçün sebebi, Kırım Türklerine yönelik baskıdır. 18 Mayıs 1944 de Stalin tarafından vatanlarından sürülen ve yarısı yollarda katledilen Kırım Türklerini unutmayalım.

Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel Mayıs 1998’de Kırım’ı ziyaretinde şunları söylemiştir: “Tarihin karanlık bir döneminde zorla, yaşadıkları topraklardan koparılmış olan Kırım Tatarlarının yeniden anayurtlarına dönmeleri, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün küresel bir mutabakata dönüştüğü zamanımızın ruhuna uygun bir tarihi gelişmedir.”

Torun tarafından Tatar olduğunu açıklayan eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun“Ukrayna’nın bütününün, Kırım da dahil olmak üzere istikrara kavuşması en büyük temennimizdir”demeci önemlidir. Fakat, Kırım’ın referandum sonucunda Rusya’ya bağlanması, Suriye ve Irak’taki son gelişmeler göz önüne alındığında, bazı kesimlere örnek olabilir. Soçi’de Cumhurbaşkanı Erdoğan YPG ile Rus askerlerinin fotoğraflarını Putin’e gösterdiğini söyleyerek, “Fotoğrafları ilettik. Tarihleri yerleri ile verdik. Konuyu anlattık. İnceleyeceğini söyledi. Bundan sonraki süreç Putin’e kaldı” demiştir ama ben Putin’in bilgisi dışında bu askerlerin orada bulunduğuna inanmak istemiyorum. Eğer inanırsam, kendimi çok saf bir Kırımlı olarak değerlendiririm.

Eski Başkanı olduğum Kırım Türkleri Derneği’nin 11-12 Ekim 2014 tarihleri arasında Eskişehir’de düzenlediği Çalıştay’ın sonuç bildirisinde, “Türkiye ve Rusya arasında bu yıl sonunda yapılacak olan Üst Düzey İşbirliği Konseyi’nde ve Türkiye ile Rusya arasında yapılacak olan tüm toplantılarda Kırım Tatarlarının yaşadığı sorunlar gündeme getirilmelidir” tespiti yapılmıştır. Ortak Akıl Çalıştayı Sonuç Bildirisi’ndeki kararlar günümüzde de geçerlidir:

  • Kırım’ın 2014 Şubat ayında Rusya tarafından işgali uluslararası hukuka aykırıdır. Rusya 1994 yılında Budapeşte Mutabakatı ile kabul ettiği Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü Kırım’ı işgal ederek ortadan kaldırmıştır.
  • Kırım Tatarlarının Milli Lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov ve aktivistleri Kırım’dan uzak tutacak tüm kısıtlama, karar ve uygulamalara son verilmelidir.
  • Kırım’da insan hakları ve uluslararası hukuka aykırı uygulamalar ile basın, yayın ve haberleşme hürriyetinin önündeki engellemeler kaldırılmalıdır.
  • Rus işgali ile birlikte Kırım Tatarlarının vatan Kırım’da yaşama, ibadet ve eğitim hürriyetlerini kısıtlayan tehdit, darp, insan kaçırma ve cinayetlere son verilmelidir.
  • Kırım’da vatanlarından diktatör Stalin tarafından sürgün edilmiş Kırım Türklerinin bir daha bu sürgünü yaşamamaları için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda Putin nezdinde ağırlığını hissettirmesi, Türkiye’de yaşayan Kırım Türkleri için çok önemlidir.

Türkiye ve Rusya arasındaki krizin olumsuz etkileri giderilmeye çalışılırken Kırım Tatar Milli Meclisi üyesi Gayana Yüksel; Rusya’ya Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı’nın ara kararını yerine getirme, Rusya tarafından işgal edilen Kırım’da Kırım Tatarlarına karşı uygulamaları durdurma ve Kırım Tatarlarının temsil organı Kırım Tatar Milli Meclisi’nin faaliyet yasağını kaldırma çağrısı yapmıştır.

BM Yerli Meseleleri Daimi Forumu’nun 16’ncı toplantısının ikinci haftasında, hakları için mücadelelerinde yerli halklara yardımcı olanlara destek hususunda özel raportör ile diyalog kurulması konulu toplantıda konuşan Yüksel, “Özel Raportör’ün dikkatini, Rusya’yı köklü halk Kırım Tatarlarına karşı baskıları, takibat ve ırk ayrımcılığını durdurmaya ve halkın temsil organı Kırım Tatar Milli Meclisi’nin faaliyetlerini yenilemeye mecbur tutan Lahey’deki BM Uluslararası Adalet Divanı’nın ara kararına çekiyoruz” demiştir.

Kırım’ın işgal altında bulunduğu 3 yıl boyunca Rusya’nın Kırım Tatarlarını korkutmaya ve bölmeye, yarımadada meydana gelen olaylar hakkında gerçeklerin sesini susturmaya çalışarak Kırım Tatarlarına karşı baskı uyguladığını vurgulayan Yüksel, günümüzde 23 Kırım Tatarının düzmece suçlamalarla cezaevinde tutulduğunu açıklamıştır.

Rus baskısının örneği olarak Kırım Tatar Milli Meclisi Başkan Yardımcısı Ahtem Çiygöz’e karşı başlatılan davayı gündeme getiren Yüksel, Çiygöz’ün, 26 Şubat 2014 tarihinde Kırım’ın işgaline karşı düzenlenen barışçıl mitinge katıldığı için iki yıldan fazla tutuklu bulunduğunu ve toplu kargaşa organize etmekle suçlandığını söylemiştir. Yüksel ayrıca, toplantı katılımcıların dikkatini, işgal edilen Kırım’da Kırım Tatarlarının avukatları Emil Kurbedinov ve Edem Semedlayev ile baskılara uğrayanlara hukuki yardım sağlayan diğer avukatlara çekerek şunları söylemiştir:

Kırım’da köklü halk Kırım Tatarlarının susması, onların 16 Mart 2014 tarihinde yapılan sözde referandumun sonuçlarını kabul ettiği anlamına gelmiyor. Düzenlenmesi sırasında askeri unsurların baskısı ve demokratik sürecin olmaması dikkate alınarak Venedik Komisyonu tarafından yasallığı kabul edilmeyen sözde referandumun sonuçlarını da kabul etmiyoruz.”

Kırım Haber Ajansı’na (QHA) göre Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı, 19 Nisan’da Ukrayna’nın Rusya Federasyonu’na karşı açtığı dava kapsamında ilk kararını açıklamıştır. Divan, Rusya tarafından işgal edilen Kırım’da ulusal azınlıkları koruma amaçlı Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme‘yi ihlal ettiği için Rusya’ya karşı sınırlayıcı tedbir uygulanmasını onaylamıştır.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı’nın kararını açıklayan hakim Ronny AbrahamRusya’yı, Kırım Tatar Milli Meclisi’nin faaliyetlerinin yasaklanması dahil Kırım Tatarlarına karşı sınırlamalardan kaçınmaya mecbur tutmuştur: “Kırım Tatar Milli Meclisi’nin faaliyetlerinin yenilenmesi dahil olmak üzere Kırım Tatarlarına yönelik çıkarların temsil edilmesine ilişkin sınırlamalardan kaçınılsın. Ukraince eğitim verilmesi sağlansın.”

Mahkeme, Uluslararası Adalet Divanı’na Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmeyi ihlal ettiği için bu ülkeye karşı geçici tedbir uygulanmasını kabul etmemiştir. Mahkeme, Ukrayna’nın, uygulanacak geçici tedbirlerin ülkeye verilen zararı durduracak olmasını kanıtlayamadığını açıklamıştır.

Rusya, Adalet Divanı’nın kararını kendine göre yorumlamış ve kararda Kırım Tatar Milli Meclisi’nin faaliyet yasağının kaldırılması talebinin olmadığını öne sürmüştür. Fakat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi 45 ülke Rusya’dan, BM Uluslararası Adalet Divanı’nın kararını yerine getirmesini istemiştir.

Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı, Ukrayna milletvekili Refat Çubarov, Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı’nın Ukrayna’nın Rusya’ya karşı açtığı dava kapsamında verdiği ara karar ile ilgili olarak Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasını QHA’na şöyle yorumlamıştır: “Bu tür açıklamalar, saldırgan ülkenin tipik, yüzyıllardır değişmeyen alışılageldik davranışlarıdır…Moskova, yüzyıllar boyunca tarihin izahı dahil olmak üzere tüm alanlarda bu şekilde davranmıştır.” Çubarov, Rusya Federasyonu’nun hiçbir girişiminin, Ukrayna’nın Kırım’ın işgaline son vermekle ilgili siyasi tavrını değiştirmeyeceğini, ancak işgal edilen yarımada için ve Kırım Tatarlarının vatanlarında yaşama hakkı için mücadelesini daha da güçlendireceğini belirtmiştir.

Şubat 2017’de yapılan Kırım Tatar Platformu toplantısında Kırım Tatar halkının lideri, Ukrayna milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun değerlendirmeleri de önemlidir: “Biz Kırım’ı silah zoruyla değil, diplomasi ve yaptırımların baskısıyla kurtarmayı istiyoruz..” Kırımoğlu Türkiye’nin son zamanlardaki tutumuna da değinerek şunları söylemiştir: “Şimdi dünyada bize soruyorlar, Türkiye size bu kadar yakın, en kalabalık diasporanız da orada. Türkiye niye böyle davranıyor die. Biz elimizden geldiğince Türkiye’yi savunuyoruz. Ama bunlar çok tesieli, çok inandırıcı olmuyor. Diyorlar ki, akrabalık böyle olmaz.”

 

Kırım, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya arasında bir barış ve huzur köprüsü olmalı, şövenist yaklaşımlara ortam hazırlayan bir alan asla olmamalıdır.

 

Almanya’da İdam Referandumu Yapılamaz

 

Almanya’da Sosyal Demokrat Parti’nin başbakan adayı Martin Schulz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın idam cezasını geri getirmek için bir referandum düzenlemesi durumunda Almanya’da yaşayan Türklerin oy kullanmasının ihtimal dışı olduğunu söylemiştir: “Türk hükümeti idam cezasını yeniden uygulamak için gerçekten bir referandum düzenlerse, şunu açıkça söylemek gerekiyor: Almanya’da yaşayan Türkler için bu tür bir oylama düzenlenemez.”

Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert da, “Bizim anayasamız ve Avrupa değerlerine aykırı olan bir tedbir konusunda Almanya’da referandum yapılması düşünülemez” demiş ve eğer bir devlet Almanya’daki büyükelçilikleri ve başkonsolosluklarında seçim veya referandum yapmak isterse, bunun izne tabi olduğunu açıklamıştır. Yasal düzenlemelere göre başka bir ülkedeki referandum için Almanya’da da sandık açılması Alman hükümetinin iznine bağlıdır.

Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel daha önce idam cezasının Almanya’nın kırmızı çizgisi olduğunu söylemiş, idam cezasının geri gelmesi durumunda Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakerelerinin kesileceğini söylemişti.  Başbakan Angela Merkel de Kölner Stadt-Anzeiger gazetesine yaptığı açıklamalarda Türk hükümetinin idam cezasını getirmemesi uyarısında bulunmuştur.

Referandum sonrasında hükümet Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın isteğine rağmen sessizliğini korumaktadır.

Merkel, Gabriel ve Schulz’un tepkileri acaba hükümeti etkilemiş olabilir mi? Çünkü MHP ve AKP TBMM gerekli çoğunluğa sahiptir. Daha önce de yazdığım gibi idam konusu Türkiye açısından çok önemlidir. TBMM’den idam cezası geçerse, Türkiye’nin AB ve Avrupa Konseyi ile ilişkileri buzdolabına girer, Türkiye’de eksen kayması gündeme gelebilir, bunun da alternatif maliyeti çok yüksek olur.

Dokuzuncu Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel’in Aydın Doğan’a 7 Şubat 2015 tarihinde yazmış olduğu mektupta önemle üzerinde durduğu husus, “Türkiye, ne olursa olsun, Avrupa Birliği çıpasına sarılmalıdır. Bundan vazgeçmek olmaz”dır.

Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde (Türkistan, Kazakistan) 26 Nisan 2017 tarihinde sunduğum Avrupa Birliği, Şanghay İşbirliği Kuruluşu, Avrasya Ekonomik Birliği ve Türkiye başlıklı bildirimde de belirttiğim gibi, Avrupa Birliği üyeliği Türkiye için bir stratejik hedeftir. Aydın Üniversitesi’nin düzenlediği Batı Platformu’da söz alan Prof. Dr. Kamil Veli Nerimanoğlu’nu dediği gibi Rusya, Ukrayna ve Estonya gibi alternatif ülkelerle ilişkiler üzerinde durulamaz. İAÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın’ın da üzerinde durduğu gibi “Türk insanın yüzü orta Asya’dan beri Batı’ya dönüktür. Bundan vazgeçemeyiz. Avrupa bizim için olmazsa olmazdır.”

***

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği gündemin en son sıralarına düşmüş olsa da, “9 Mayıs Avrupa Günü”nüz kutlu olsun.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları