Kitap tanıtmak ve “Türkiye’de Din Politikaları ve Din- Siyaset İlişkisi” – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______9 Eylül 2018_______

Kitap tanıtmak ve “Türkiye’de Din Politikaları ve Din- Siyaset İlişkisi”

Oğuz Çetinoğlu
Paylaş:

Kitap tanıtım yazıları hakkında

‘Kitâbiyat’ kelimesi sözlüklerde; 1- ‘Bir kitap yazılırken başvurulan kitap ve kaynakların listesi’ 2-‘Belli bir mevzuda yazılan kitapları ve bunların yayımlarını inceleyen ilim dalı’ olarak açıklanıyor. Bu köşede siz değerli okuyucularıma, ikinci târifteki ‘ilim dalı’ kelimelerinin dışında kalmayı tercih ederek kitap tanıtımları ve kitabın tedâî ettirdiği (çağrıştırdığı) hususları sunmaya çalışacağım.

Galip Erdem Ağabeyimiz, yeni bir gazetedeki ilk yazısına; “Bu köşede bildiğim doğruların hepsini yazamasam bile, yazdığım her şey ‘doğru’ olacaktır.” mealinde cümle ile başlardı. Serde, “O’nun rahle-i tedrisinden feyz almışlık” olduğuna göre ilk yazıya, uzunca bir ‘prensipnâme’ ile başlayabilirim. İyi okumalar efendim.

Kitap tanıtım yazıları yazmak, zannedildiği kadar kolay değildir. Önce imlâ kaideleri ve Türk dilini bilmek gerekir. Kitaptaki yanlışlıkları ve eksiklikleri belirleyebilmek için kitabın konusu hakkında, yeterli ölçüde bilgi sâhibi olmak faydalıdır. Haksızlık yapmamak için âdil olmak, dostların ve/veya fikirdaşların kitabı hakkında yazarken tarafsız olmak gerekir. Tanıtım yazısını okuyarak satın aldığı kitabı beğenmeyenlerin ‘kul hakkı’ söz konusudur. Aksi de olabilir. Yazar yönünden de ‘kul hakkı’ vardır. Kitap tanıtım yazısı yazanın beğenmediği kitabın yazarının, tarafsız olmamakla, bu işi bilmemekle ve sair konulardaki târizlerine muhatap olmak vardır.

Tanıtım yazıları emek ürünüdür. Tanıtılan kitap, daha değerli emeklerin ürünüdür. Öyledir diye de hoşgörüde ölçü kaçırılmamalıdır.

Ve daha nice olumsuzluklar, sorumluluklar vardır.

Kitap tanıtım yazıları yazan kişi, her tür kitap için yazı yazmaya kalkışmamalıdır. Daima aynı tür kitaplar hakkında yazması da uygun karşılanmaz.

Hâtıra yazıları gibi, kitap tanıtım yazıları da sübjektiflikle mâluldür. Renkler gibi zevkler de tartışılmaz.

Eskiler, kitap tanıtım yazıları yazarken dil ve imla ile noktalama işâretlerine dikkat ederlerdi. Günümüzde bu husus ön plana çıkartılırsa, geçer not alamayacak kitapların sayısı çok fazladır.

Bütün bu sebeplerle de kitap tanıtım yazıları yazanların sayısı da çok fazla değildir. Birçoğu, yayınevlerinin kataloglarındaki veya arka kapaktaki metinleri kullanırlar.

Geniş kapsamlı bir tanıtım yapılacaksa, kitap yazarının özgeçmişi ve daha önce yazdığı kitaplar hakkında bilgi vermek gerekir. Son birkaç yıldan bu yana, kitaplarda, yazarı hakkında bilgiler veriliyor. Bu iyi bir gelişmedir ve tanıtım yazarları için kolaylıktır.

Kitaptan, ‘tadımlık’ iktibas yapılması uygun olur. Bu konuda hem dikkatli, hem de ölçülü olmak gerekir. İktibas edilen bölümün, kitabın geneli hakkında yanıltıcı olmayan örnek olması şarttır.

Tanıtım yazıları söz konusu olduğunda genelde ‘kitap tenkidi’ anlaşılır. Bu düşünce ile yazılan yazılarda, kusurlar ön plana çıkartılır. Okuyucuya ‘sakın ha… bu kitabı okumayın…’ dercesine tanıtım yazısı yazmaktansa, hiç yazmamak daha uygun olur. Kitabın okunmaya lâyık olup olmadığı hükmü, okuyucuya bırakılmalıdır. Özetle; yazılacak yazı, bütünüyle tenkit veya övgü olmamalıdır.

Kusursuz kitap olmadığı gibi, iyi tarafı bulunmayan kitap da yoktur. Tıpkı insanlar gibi…

Şimdi buyurunuz ilk yazıya…

Türkiye’de Din Politikaları ve Din- Siyaset İlişkisi

‘Hedef Turan’ isimli eserin de yazarı olan Dr. Sinan Ateş, 13,5 X 21 santim ölçülerinde, 296 sayfalık eserinde; Osmanlı klasik dönemi din uygulamalarından Tanzimat dönemine, oradan da Cumhuriyet döneminde 1960 askerî darbesine kadar geçen zaman diliminde yaşanan lâiklik tartışmalarını teşrih masasına yatırıyor. Bu süreçteki din-siyâset münâsebetlerini o dönemin belgeleri üzerinde inceliyor.
2 Kasım 1839’da Gülhâne Parkı’nda okunan Hat-ı Hümâyun ve Sultan Abdülmecid Han’ın imzaladığı Tanzimat Fermanından 27 Mayıs 1960 târihine kadar yaşanan din ile alakalı hâdiseler arasında; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı (TCF) hatırlamamız gerekiyor. TCF, Kurtuluş Savaşı’nı başlatan kadroda yer alan; Mustafa Kemal Paşa ve Albay İsmet Bey (İnönü) dışındaki kişiler tarafından 17 Kasım 1924 târihinde kurulmuştur. Kurucular arasında, Doğu’nun muzaffer kumandanı Kâzım Karabekir Paşa’nın liderliğinde; Hamîdiye Kahramanı Rauf Bey (Orbay), Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Refet Paşa (Bele) ve Adnan (Adıvar) Bey gibi isimler vardı. Partinin tüzüğünde; cumhuriyet prensiplerinin, liberalizmin ve demokrasinin benimsendiği belirtilirken aynı zamanda dinî inançlara da saygılı olduğu açıklanıyordu.

13 Şubat 1925’te Şeyh Said Ayaklanması patlak verdi. Şeyh Sâid, halkın desteğini alabilmek için hareketini dinî kisveye büründürmeye çalışıyordu. TCF’nin kuruluş beyannâmesindeki ‘dinî inançlara saygılı olmak…’ ifâdesinin irticâî faaliyetleri tahrik ettiği gerekçe gösterilerek Ankara İstiklâl Mahkemesi, 5 Mayıs 1925 târihinde hükümete yazılı müracaata bulundu ve TCF’nin kapatılmasını teklif etti. Önce İstiklal Mahkemelerinin yetki sâhalarında bulunan TCF şubeleri kapatıldı. Hükûmet, Takrir-i Sükûn Kanunu’na dayanarak 3 Haziran 1925 tarihinde, aynı gerekçe ile TCF’nin tamâmen kapatılmasını kararlaştırdı.

14 Mayıs 1950 târihinde iktidara gelen Demokrat Parti döneminde muhalefet konumundaki Cumhuriyet Halk Partisi, ezanın tekrar Arapça okunması, Kur’ân Kurslarının faaliyete geçirilmesi ve 13 Ekim 1951 târihinde, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesindeki Müdürler Komisyonu’nun İmam hatip Okulları açılmasına dair aldığı kararı ileri sürerek, ‘irticanın hortlatıldığı’ iddialarında bulundu.

Bu hususları da hatırlattıktan sonra Sayın Ateş’in, ciddî ve derin araştırmaların ürünü olan eserine dönersek efendim… Temmuz 2018’de okuyucu ile buluşturulan eserin adı, ‘Türkiye’de Din Siyâset…’ ise de; Rusya’da dinden uzak bir millet yaratma çalışmalarını da anlatıyor. Lenin ve Stalin’i örnek alarak; Kamboçya’da Kızıl Kmerler gerilla teşkilâtını kurup askerî idâreye karşı harekât başlatan Komünist anarşist, sonra da başbakan olan Pol Pot’un, Çin’de Mao’nun, Küba’da Fidel Kastro’nun, Romanya’da Çavuşesko’nun, Çekoslovakya’da Dubçek’in din aleyhtarı çalışmalarını tahlil ediyor. (s: 97-99) Türkiye’deki uygulamaları, giriş mâhiyetinde kısaca özetledikten sonra (s: 106), Demokrat Parti’nin muhalefet yıllarında din politikası ve din-siyâset ilişkisi geniş bir şekilde veriliyor. (s: 109-166)

Sonraki bölümde 1950-1960 yılları arasında Türkiye’de din-siyâset ilişkisi hakkında bilgiler yer alıyor. (s: 170-266) Bu bölümdeki alt başlıklar şöyle: *Arapça Ezan Yasağının Kaldırılması, *Radyoda Kur’ân-ı Kerîm Yayınları, *Din Eğitimi Alanında Yapılan Çalışmalar, *Demokrat Parti Döneminde Dinî Kurumlar ve Hareketler.

Bu bölümde ayrıca, İslâmî hareketler ve cemaatler, Nurculuk, Süleymancılık, Ticânilik ile dinî yayınlar olarak Sebilürreşad, Büyük Doğu, Hür Adam, Din Yolu, Müslüman Sesi, Ehl-i Sünnet isimli mecmualar ve gazetelerle diğer İslamcı yayınlar hakkında bilgiler var.
Temmuz 2018’de yayınlanan kitapta müellif, sâdece dinî hâdiseler hakkında geniş, faydalı ve arşivlik bilgiler vermekle kalmıyor; Cumhuriyet dönemine ait vergi-mâliye, sosyal, siyâsî, askerî politikalar hakkında da okuyucuyu bilgilendiriyor. Dış politikamız da ihmal edilmiyor. Varlık Vergisi, sebep ve neticeleriyle birlikte; Demokrat Parti’nin doğuş ve gelişme sebepleri teferruatlı olarak tahlil ediliyor. Ana meselenin dışına çıkılmadan geniş bir yelpâzede açıklamalarda bulunuluyor.

Kitabın, ‘Sonuç’ başlıklı bölümünden dikkat çekici cümlelerden birkaçı: (s: 277-281)

İkinci meşrutiyet ile birlikte Türkçülük düşüncesi ön plana çıktı. Osmanlıcılık fikirlerinin hepsi ilmî ve teknik açıdan batılılaşmayı savunuyordu. Dolayısıyla bu fikir akımlarının hepsi modernist idi. Bu gruplar, Batı’da olan müesseselerin Osmanlı’ya ithal edilmesini savunurken, İslâmî terminolojiyi meşruiyet aracı olarak kullandılar. Meselâ Namık Kemal, meşrutiyet ve meclis düşüncelerini İslâmî terminolojide yer alan müşâvere ve istişâre kavramlarıyla tevil etmeye çalışmıştır. Batıcılık fikri ise bu akımların ötesine geçmişti ve toptan batılılaşma taraftarıydı. Ayrıca dinin devlet sâhası dışına çıkarılmasını istiyordu. Türkçü akım ise dinde millîleşme taraftarı idi.

Laiklik, Fransa’da ortaya çıkmış bir kavram olup Türkiye’de Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte resmen uygulanmaya başlanmıştır. Kısa bir müddet sonra da eğitim, kültür ve ekonomi başta olmak üzere hayatın her alanına dâhil edildiği görülmektedir. Ancak Türkçe ezanın mecbûrî tutulması, şapka inkılâbı gibi reformlar, toplumun belirli kesimleri tarafından benimsenmemiş ve berâberinde bâzı tepkiler ortaya konmasına sebep olmuştur. Bu tepkiler, erken Cumhuriyet döneminin politikaları dâiresinde bastırılsa da, bilhassa 1946-1950 yılları arasındaki çok partili hayata geçiş süreci ile birlikte, daha fazla tenkit edildiğinden bâzı uygulamalar kaldırılmış; din dersleri okullara seçmeli ders olarak konulmuş, Kur’ân kursları açılmaya başlanmış, Meşrutiyet döneminin tanınmış İslâmcılarından Şemsettin Günaltay, Başbakan olmuş, Sebilürreşad gibi İslamcı derginin tekrar yayınına izin verilmiştir.

Seçmen, orta seviyede olsa bile, dinî hassasiyetlere sâhip olan bir topluluktu.

1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, liberalleşme sürecini hızlandırmıştır.

‘Sonuç’ bölümünde; ‘Türk Milliyetçiler Derneği’nin irticâî sebeplerle kapatıldığı’ ileri sürülmektedir. Bu görüşün doğru olduğunu söylemek hâyli zordur. Umûmî kanaat, Türk Milliyetçiler Derneği’nin, İttihat ve Terakki Cemiyeti gibi siyâsî parti hâline dönüşüp Demokrat Partiye rakip olacağı endişesidir. İrticâî faaliyetlerde bulunanlara hapis cezâsı verilirken, Dernek mensuplarının hiç birine hapis cezâsı verilmemiştir. Çok cüz’i bir para cezâsı verilerek kararın temyiz yolu da kapatılmıştır.

282-296. sayfalar arasındaki bölüm, ‘Kaynakça’ başlığını taşıyor. Bu bölümde; ‘Arşiv Belgeleri’, ‘Resmî Yayınlar’, ‘Gazete ve Dergiler’, ‘Kitap ve Makaleler’, ‘İnternet Kaynakları’ ara başlıkları altında, hamûlesi bilgi olan yerli ve yabancı 360 adet kaynak yer alıyor.

ÖTÜKEN NEŞRİYAT A. Ş. İstiklal Caddesi, Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon: 0.212- 251 03 50 Belgegeçer: 0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr www.otuken.com.tr

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları