KONGRE ÜMİT VERDİ… Sadi Somuncuoğlu yazdı – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

-
_______6 Nisan 2018_______

KONGRE ÜMİT VERDİ… Sadi Somuncuoğlu yazdı

Sadi Somuncuoğlu
Paylaş:

7 Nisan 2018

İyi Partinin Kongresi muhteşemdi. Katılım ve heyecan zirve yaptı.  Gönüllülük ve inanmışlık ruhu vardı.  Öyle, iktidar partilerinde görmeye alıştığımız gibi toplama ve organize çıkar yığınlarının reklamcılık “aşkıyla” kuru gürültüsü yoktu. Bu, herkesi coşturan duygu kurtuluş ümidiydi. Hasılı, Türk Milletini ve dostlarını sevindirdi, 2023 dönüşümcülerini derinden endişelendirdi. Anketler, ambargolar, dedikodular, küçümsemeler bir işe yaramadı. Seyrettiğimiz manzara böyleydi, gerçekti. Millî uyanış başlamıştı.

Bu iş sıkı tutulmalı. Mutfak ve kamuoyu çok önemli, hafife alınamaz. Türk Milletinin meseleleri ve çözümleri ön planda olmalı. Parti kimliğinin tanıtılmasında sloganlar önemli.  Meselâ: Amacımız; Cumhurbaşkanlığını almak, parlamenter rejimi getirmek, millet iradesini hâkim kılmaktır. Hepimiz Türk Milletiyiz. Hiçbir ayrımı kabul etmeyiz. Milli birlik esastır. Birlik yoksa, huzursuzluk var. Huzursuzluk varsa, kalkınma ve zenginlik yok. İsrafa, Vurgun ve Soyguna teslim, ölüm demektir, gibi.

Öncelikler, hedefler ve Türkiye tasavvuru hep canlı tutulmalı, teşkilat bilgiyle beslenmeli, çalışmalar mutlaka denetlenmeli.

İyi Partiye başarılar dileriz.

AKLIN VE ÖZGÜVENİN ZAFERİ

Son olarak, 1991 Körfez Savaşından beri dünyamız iyice kararmaya başladı. İnsanlığımızı unutacak hale geldik. Akan kanın, katledilen masum insanların, eşi benzeri görülmemiş tecavüzlerin, yerle bir edilen şehirlerin, yıkılan devletlerin, parçalanan vatanların, yağma edilen medeniyetlerin hesabını yapan da, bilen de yok. Gözlerini kan bürümüş.

Bütün bunları kimler, neden yapıyor? Belli değil mi? Uzak uzak diyarlardan gelen, kendine uygar, ötekilere cehennem zebanisi kesilen ırkçı, sömürgeci barbarlar. Peki, ne istiyorlar? Dünyanın “efendisi” olacaklarmış! İyi olsunlar; ilimle, irfanla, ahlakla, adaletle, insanlıkla olmaz mı? Hayır… saflığın alemi yok. Bu değerler bize; cehalet, kölelik, gerilik ötekilere lâzım. Aksi takdirde, efendi olmak mümkün mü?

Ortadoğu bataklığı Suriye’de girdaba dönüştü. Biz de bu girdaptayız. Başlangıçta bölge devletlerinin her biri, kendine göre “girdabın mimarlarıyla” iş tutmayı çıkar yol bildi. Günlük çıkarlar tuzağına düşülüyordu. Sonunda görüldü ki,  bu yol tükenişe, yok olmaya gidiyor. O halde; evimden, milletimden, devletimden tek başıma nasıl sorumluysam;  bölgemden de öyle sorumluyum. Ancak, bölgenin devletleriyle birlikte hareket şarttı.

Birlikte hareketin uygulaması, Barzani’nin Irak’ı parçalamayı hedef alan 25 Eylül 2017 “Bağımsızlık referandumu”na karşı yapıldı. Anında kesin sonuç veren bu ortak tavırla Irak rahatladı. Ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği sağlandı; Bağdat, otoritesini güçlendirmeye başladı. Etnik ve mezhep terörü büyük çapta kontrol altına alındı. Şu anda, normalleşme yolunda ilerleyen Irak, iç işleriyle ilgili düzenlemelerle meşgul.

Suriye’nin sırrı ne?

Bu başarı, sorunun ne kadar sun’i olduğunu gösterdi ve bölge devletlerini cesaretlendirdi. Cehennem zebanilerinden korkmanın anlamı yoktu. Önemli olan haklı ve akıllı olmaktı. Suriye sorununa çözüm bulmak üzere bölge devletleri Türkiye, İran ve Rusya arasında başlayan zirve toplantılarının başarısına olan inancı güçlendirdi. Astana, Soçi ve Moskova toplantılarında önemli mutabakatlara varıldı. Buna göre atılan adımlarda, IŞİD başta olmak üzere ülke, terör örgütlerinden temizlendi. 4 Nisan’da Ankara liderler toplantısında önemli kararlar alındı.

Bildirilerde görüldüğü gibi, söylem birliği var. Ancak: Suriye’nin devlet kimliği, toprak bütünlüğü ve siyasi birliği ile terör örgütü tarifinde farklı düşünülüyor.  Bu husus çok önemlidir, zira egemenlik ve bağımsızlıkla ilgili.

Bu anlamda, iki örneğe bakalım; 

1)Ankara, 4 Nisan 2018 zirve bildirisi: “Suriye’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine, toprak bütünlüğüne ve belli bir mezhep temelinde olmayan yapısına olan kuvvetli taahhütlerini yinelemişlerdir… komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını ifade etmişlerdir.” 

2) Soçi, 30 Ocak 2018 Suriye Ulusal Diyalog Kongresi: “Suriye’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine, toprak bütünlüğüne ve belli bir fraksiyon temelinde olmayan yapısına bağlı olan muhalefete ve uluslararası topluma çağrıda bulunmuşlardır… BM Güvenlik Konseyi tarafından tanımlandığı üzere Suriye’deki DEAŞ, Nusra Cephesi ve El Kaide veya DEAŞ ile bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve oluşumların ortadan kaldırılması…”

Bildirilerde; egemenliğin ve bağımsız, seküler yapıdaki devletin, farklı etnik ve mezhepteki Arap milletine ait ve siyasi birlik ile toprak bütünlüğünün esas olduğu vurgulanmaktadır. Bölücü terör meselesinde; “DEAŞ, Nusra Cephesi ve El Kaide veya DEAŞ ile bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve oluşumların ortadan kaldırılması…” denilmektedir.

SONUÇ:  Soralım, siyasetimiz 1)PKK/PYD/YPG temizlendikten sonra, Afrin ve Cerablus’tan çekilmeden önce Suriye ile esaslı bir anlaşma yapıp güvenliğimizi teminat altına almak mı? Yoksa; 2) ÖSO gibi (İhvancı) unsurlarla bir devletçik kurup, güvenliğini de üslenerek sonu gelmez bir ihtilaf içine girip, bölge devletleriyle hasım duruma düşmek mi doğru olacaktır?

Bize göre, Erdoğan ve Esat arasındaki mıknatısın iten kutupları düzeltilmelidir.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları