KUL SIKIŞMADIKÇA – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______4 Ekim 2013_______

KUL SIKIŞMADIKÇA

Osman Erenalp
Paylaş:

Bir düşünür; “Vatan Sıhhat gibidir. Kıymeti kaybedildiğinde anlaşılır”. Diyor.

Sahip olduklarımızın değerini onları yitirdiğimizde anlıyoruz ancak.

Ya da tehlike kapıya dayandığında.

“Kul sıkışmadıkça Hızır yetişmezmiş”.

Milli mücadelenin kazanılmasında bu tehlikenin fark edilmesi asıl etkendir. Vatanın elden gittiği fark edilmiştir.   Türkmen’in ayranı o zaman  kabarmıştır..

“  Üstat Necip Fazıl diyor:

“Düşmanım sen benim ışığım ve hızımsın

Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın”

Her işte var bir hayır.

Prof Dr Nurullah Çetin Hocanın “Andımız ayet mi?”(*) yazısı da böyle.

Birisi yatan aslanı uyardı. Çoğu bu metnin bu manaya geldiğini bilmiyordu. Onun öğrenilmesine vesile oldu.  Yazı yayınlandığı andan itibaren rağbet gördü. Basına malzeme oldu. Diyebiliriz ki andımız ilk kez bu derece anlatıldı. Anlaşıldı.  Ben böylesini ilk gördüm ya da.  Eline gönlüne beynine sağlık Hoca’nın.

Şimdi kepini önüne koyup düşünsün yazar-çizerimiz, aydınımız, öğretmenimiz… Kaçımız bunun üzerine bu derece kafa yorduk? Bu şekilde anladık, anlattık, öğrettik acaba?

Geçen yüzyılın başında donanmasıyla Çanakkale önlerine gelmişlerdi. Etten duvar örüldü. Durduruldu bu Haçlı sürüsü. Bir nesil feda edildi. Ondan sonra yazdık Boğazın görünür yerine;

“Dur yolcu! Bilmeden gelip geçtiğin bu toprak bir devrin battığı yerdir”. diyerek

Kalıcı vesikalar hep acı tecrübelerin sonuna kalıyor bizde.

“Andımız ayet mi” da öyle oldu.

Milletin gerçek bir aydını çıktı dedi;

Ey “andımızı” onu hedef gösteren. Onu tahkir eden, itibarsızlaştırmaya çalışan gafil. Bu metin elbette ki bir ayet değil. Ancak “ayete” “hadise” aykırı da değil. Tersine bu ikisinden beslenmektedir.

Dini kendi tekelinde gören içen bu makbul yorum olmayabilir.  Din onlardan sorulur ya. Bir onlar referans gösterebilirler ancak. Mesela Veda Hutbesinin neresinde “milliyetçiliğin ayaklar altına alınması” var? Orada ayaklar altına alınanın milliyetçilik değil  “kan davası” ve “faiz” olduğu apaçık ortada.

Ama öyle göstermek istiyor. İçinden geçeni, kendi söyleyemediğini –hâşâ- Hz peygambere söylettirmek istiyor onu diyen. Mesele bu.

Okumayan ama peygamberine saygıda kimsenin yarışamadığı bir milleti kandırmanın en kolay yolu da bu. Uysa da, uymasa da. Sırtını dine daya. Referansı oradan alıyor görün, öyle göster. Ondan sonra kim tutar seni.

“Devrisaadet” sonrası fitne yıllarını hatırlatmakta bu çarpıtmalar bize hafazanallah.

Hz Peygamber buyurdu ki;

“Düşmanın size saldırdığı silahın daha güçlüsüyle ona mukabele et”

Dini istismar edene istismarla değil ama dinin hükmünü açıkça gözler önüne sererek cevap vermek gerekir. Hoca da- bir din adamı, bir ilahiyatçı olmamasına rağmen- bunu yaptı tam da.

İfade edelim ki aynı ihtiyaç “İstiklal Marşımız” için de geçerlidir.

“Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” için de geçerlidir.

Hedeftekinin “Türk” olduğu bellidir.  Ant metni ikisinden beslenmiş vücut bulmuştur. Eskilerin değimi ile “ikisinin mütemmim cüzüdür” Belli ki daha az tepki çeker düşünülerek ilk ondan başlanılmıştır. “Sahip çıkılmazsa” sıra diğerlerine gelecektir

Bu belagat metinlerinin kuru tekrardan çıkartılıp anlatılmaya açıklanmaya ihtiyaçları vardır. Bu kısmen yapılmaktalar. Ama yeterli değildir. Güncellemek gündemde tutmak lazımdır.   İş “cehaletle savaş” devrini de aştı geldi   “ihanetle savaşa” dayandı çünkü.

“İstiklal Marşımız” bir “milli mutabakat” metnidir.

“Gençliğe Hitabe”nin Orhun Anıtları’ndan bir farkı yoktur. O önemde o değerdedir. Onları yaldızlı çerçeve içine hapsetmemek, oralardan alıp zihinlere taşımak lazımdır. Bu sadece yeni kuşağın üzerine vazife değil her yaştan herkesin görevidir. Dini olsun dünyevi olsun kişi inandığını, yaşadığını bilmek zorundadır. Müslüman ahlakı onu gerektirir.  Bu hususta hüküm açıktır.

“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”  Zümer Sûresi (39),

Andımız okuyorsak da…

İstiklal Marşımızı okuyorsak da,

Gençliğe Hitabeyi okuyorsak da…,

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları