KURAN’ın D’OKUNULMAZ’LIĞI – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______13 Temmuz 2013_______

KURAN’ın D’OKUNULMAZ’LIĞI

Osman Erenalp
Paylaş:

“Okunulmazlığı”  da diyebiliriz buna pekâlâ biz.

Prof. Dr. Mehmet OKUYAN (19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi) Hoca’ın “Sahur Programını” dinledikten sonra bu başlık elzem oldu.

Şükür, yüce İslam dinini, onun yüce Kitabını, onun yüce Peygamberini, onun çağlar üstü mesajını, hakkıyla bilen, hedef olmayı göze alıp cesaretle dillendirebilen din âlimlerimiz de var. Sayıları da az değil.  Ramazan programları bu yıl bu bakımdan daha bereketli. İyi ki varlar. Dileğimiz sayılarının çoğalması. Seslerini geniş kitlelerle duyurabilmeleri. Dinin ticari meta, rant unsuru gibi görülmesinin istismar aracı yapılmasının önüne geçilmesi. İnsanlığın da İslam’ın da selameti buna bağlı. Doğru din bilgisi. Bu bakımdan bilen bildiğinin üstüne kapanmamalı. Beraberinde öte tarafa götürmemeli, bildiğini paylaşmalı.

Okullarımızda Din kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde din;  “İnsanların dünya ahret mutlulukları için gönderilen ilahi kurallar bütünü” şekilde tarif olunmaktadır.

Buna göre Kaynak Kuran-ı Kerim. İlahi kuralların bütünü de oradalar.

Onları oradan almak, oradan anlamak, anlatmak, ona uygun Müslüman olmak şartı var inanan birisi için. Gel gör ki saygımız, hürmetimiz o derece ki yüce kitaba dokunmuyoruz bile. Layık görmüyoruz kendimizi elimizi O’na sürmeye.  Küçük büyük yaklaşanı da uzaklaştırıyoruz. Yaldızlı işlemeli kılıflarında yüksek yerlerde muhafaza ediyoruz öylece. Gelinlik kızlarımızın çeyizleri arasında onlardan var. Ona koyar yüksekçe bir yere asarız, arada tozlarını alırız o kadar. El değmez, değdirmez saygımızı gösteririz o şekilde.

Derginin birinde bu husus şöyle karikatürize edilmiş durumda;

Çocuk uzanamayacağı yerde yaldızlı kılıfında asılı duran Kuran’ın içini merak etmiş. Merdiven dayamış indirecekken;

Anne çıkagelmiş: “Aman yavrum sen daha küçüksün, dokunma günah.”

Baba gelmiş ardından: “Oğlum senin yaşın ne, başın ne daha?”

Nine çıkagelmiş: “Oğlum o hocaların işi, çarpılırsın”

Dede çıkagelmiş: “Abdesti var mıydı da bu sıpanın?” Caydırmışlar çocuğu.

Konu komşu, akraba-i taallukat yığışalar daha ne nasihatler alacaktı bu boyundan büyük işe kalkışan küçük afacan kim bilir.

Kuran’a dokunmama, dokundurmama yarışı ona saygıda bir ölçü olmuş sanki. Kim ne kadar dokunmadı, dokundurmadı o kadar saygın. Bu ihtimamı bildiği için olacak ki bir miktar parası olduğu bilinen Temel’e sormuşlar;

-Paranı nerede saklıyorsun?

-Kuran’ın içinde.

-Başka yer mi bulamadın da?

-Kimse açmaz onu da ondan demiş.

Bildiği var belli ki Temelin. Değilse neden orasını tercih etsin.

Maksat ne? Kuran’ı yüceltmek.

Kötü niyet yok elbet.

Ama yersiz, faydasız bir iyi niyet.

Yüzün açmayarak, kırk çaputa sarıp sarmalayarak değil, cep kitabı edinerek, eskiterek, altlarını çizerek, notlar alarak eskit onu.

Abdestsiz okumak mı,  hiç okumamak mı?  Hangisi günah, aç oku gör öyle karar ver.

Ne kadar yukarı koysan da üsttekine göre aşağıda kalır. Ayak hizası altındadır. (tenzih ederek).

Kuran’ı yüceltmek için arşta yüksek yerler aramaya gerek yok. Atmosferin dışına atmak lazım en yükseği ararsan.

O bizatihi yüce.

Uzaklar,  yüksekler değil Allah kelamın yeri ve hakkı. Elimizin altı.

Dememiz o ki;  dokunulmazlığın bu kadarı fazla. Sona ermeli bu dokunulmazlık.

Hazır okullarımıza “Kuran-ı Kerim”, dersi konmuşken deriz ki mealini okutalım bir kez olsun okul bitene kadar.

Dokunulmazlığı kalkmış olsun böylece. Yeni kuşağın olsun o şeref.

Buyurdu ki Hz peygamber;

“Sizin en hayırlınız Kuran’ı öğrenen ve öğretendir”

Sadece öğrenci değil,  her yaştan herkes okumadan varmasın huzuruna o yüce kelam sahibinin.

Hayırlı ramazanlar.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları