MİNARE USTALARI – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______6 Temmuz 2017_______

MİNARE USTALARI

Osman Erenalp
Paylaş:

Yaşar KUTLUAY adını pek azımız bilir. Yahudilik üzerine önemli araştırmaları bulunan bir İlahiyat doçentimiz iken Silifke’de denizde kaybolmuştu. Ölümü üzerindeki sır perdesi halen aralanamamıştır. Tıpkı Şaban KUZGUN Hoca gibi. Isparta uçağında yitirdiğimiz bilim adamlarımız gibi.

Mehmet Sait HATİPOĞLU Hocamız anlatmıştı. Yakın arkadaşmışlar. Bayanın biri müstehzi (alaylı) dille onlara; “Ne oluyor sizin okulu bitiren?” diye sormuş. Merhum da ona; “Minare mühendisi” diyerek cevap vermiş. “Tehlikeli meslekmiş” demiş gülüşmüşler. Aklımda kalmıştır ta öğrencilik yıllarından. Bir “minare ustası” bulsak da. sorsam istemiştim, “gerçekten tehlikeli mi?” diye. Onlar mahallemizde çıktılar karşıma. Minarenin tepesinde… Aşağıdan yüzlerini seçmenin imkânı yok. İnmelerini bekliyordum konuşmak için. Ramazanın son haftası fırından pidemizi almış dönerken karşılaştım birisiyle. Otuzlu yaşlarda saç sakal uzamış bir genç. Adı Tolgaymış, Erzurum Şenkaya’dan imiş. “Önce selam, sonra kelam”

Kafamdaki soruyla başlıyorum;

“Emniyet kemeri takmadan mı çalışıyorsunuz siz?”

“Vallahi takmıyoruz Amca.”

Kemerle çalışılamıyormuş. Elemanlar aynı köydenmişler. İkinci şerefeden sonrası basamaksızmış. Daha yukarısına çıkarken iskele kullanılıyormuş. Üçer metrelik demir filizlerini ulayıp, kalıplar çakıp beton dökülerek, yükseltiyorlarmış. Kubbedeki bakır görünümlü kaplama alüminyum saç imiş.

Yirmi yıl evvel çırak olarak bu işe başlamış. Sevmiş devam ettirmiş. Yurdun çok yerine minareler dikmişler. Diploma, belge, kurs yok. Usta çırak ilişkisi içinde bugüne gelmişler. “Mektepli” değil “alaylılar” sizin anlayacağınız. İşleri sezonlukmuş. Yazın çalışır kilo verir, kışın dinlenir verdiklerini geri alırlarmış. Çayını çorbasını yukarı taşıdıkları da olurmuş. Ramazan sonrası bizi de davet ediyor. “Türkü de tutturdukları oluyor mu” manzaradan etkilenip havaya girip de, onu soruyorum; “Minareden at beni”,“Yüksek minarede kandiller yanar”, “Bitlis’te beş minare”, “Minarenin âlemi” ,“Çadır altı minare” gibi aklıma gelenleri sıralıyorum.

Usta o konuda zayıfmış. O yüzden bu kısmı geçiyoruz. Bir kez ayağı kaymış düşmüş. Çatıya yakın olunca zarar görmemiş. Başka da tehlike atlatmamış. Metresi için 800 yüz lira istemişler ama işveren onu 1000’e çıkarmış. “İşin hakkı o” demiş, Doğrusunu yapmış.

“Minare” Lügatte, “nur saçan yer, ezan yeri, çerağ” mânâlarına gelmektedir. Arapça olan “menâra” kelimesinin değişikliğe uğramış hâlidir. Mecusiler yüksek yerde ateş yakarak duyuru yaparlardı. Müslümanlar onlara benzemek istemediler. Hz Peygamber sahabeyle istişare ederek onu ezana çevirdiler. Bilal Habeşi ondan sonra çıktı ve ilk ezanı okudu. O gün hoparlör olsa, bugün belki de minare olmayacaktı. Bugün teknolojisiyle vakti duyurmanın yüzlerce yolu varsa da minare önemini korumakta. Onun sembol değeri tartışılamıyor. Cami onsuz düşünülemiyor. Bir ezan için değil başka faydaları da var. Müfettişlik yaptığımdan bilirim. Çukurda kalan köylerin minaresine bakar okula ulaşırdık. Barajların yuttuğu köyleri düşünelim. Suyun yüzündeki minareden anlamaz mıyız eskiden orada bir yerleşim yeri bulunduğunu? Kamu yararına birçok duyurunun da adresi değil midir minare?

Güzel tasarlanmış, estetik değeri yüksek, camilerin, onu tamamlayan minarelerin çevremizde yükseldiğini görmek elbette ki memnuniyet verici. Onların toplamı “şehir kültürü” demek. O özeni gösteren, geçmişten günümüze bize bu gibi eserleri bırakanlara minnet borcumuz bulunmakta.

İlla da eskiyi tekrar etmek gerekmiyor. Selçuklu, Osmanlı tarihimizin bütünü içinde medeniyetimizin önemli kilometre taşları. Onlara saygımız var. Mimar Sinan bugün yaşasa nasıl bir eser ortaya koyardı? Ona bakmak lazım. Ya da bugünün teknolojisi o gün olsa, onu tasavvur etmek lazım. O olmadan gelişim olmaz. Yerinde sayarsın. Bu anlamda “mahya” yerine “elektronik ışıklandırma” düşünülüyormuş. Dernek başkanına; “Türk Bayrağı da unutulmasın” diyorum. “Başka bayrak isteyenler olursa” diyor ki, burada ters düşüyoruz kendisiyle.

“Ona kimsenin hakkı da, haddi de yok. Tarih boyu “Türk”, zaten İslam’ın kılıcı ve de bayrağı olmuştur. Avrupalı onun içindir ki Müslüman olana ‘Türk oldu’ der” diyorum.

Camiye ad konusunda henüz karara varılmış değil. Bana kalsa “İmam Maturidi” adını yaşatalım derdim. Onda da anlaşmazlığımız var. Maturidi de kim? onu anlatmak gerekiyor evvela. Anlayacağınız camiyle, minareyle bitmiyor problemi Müslüman’ın. Ne uzun meseleleri var ki minare boyu kısa kalır onların yanında.

Ramazanda yazmayı düşünmüştük. Konu uzun ve de yüksekte olunca ancak yere indirebildik. Bugüne(Bayram arifesine) sarktı.

“Minare ustaları” vesile oldular. Yıllar evvel bir Yaz Kuran Kursunda ilçemiz Çüngüş’te Çarşı Camiinde yaşadığım heyecanı tattım yeniden. Topladım cesaretimi, çıktım birinci şerefeye kadar. Seyrettim oradan âlemi. Bakış açımız genişledi. Siz de genişletin. Tavsiye ederiz.

Aziz, masum, Türk Milletinin ve İslam âleminin Ramazan Bayramı mübarek olsun.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları