Materyalist dünya karşısında su, hava, ateş ve hiç – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______2 Aralık 2018_______

Materyalist dünya karşısında su, hava, ateş ve hiç

Demet Yener
Paylaş:
Materyalist dünya karşısında su, hava, ateş ve hiç
Materyalist dünya karşısında su, hava, ateş ve hiç

“İnsan” mı “varlık” mı

Maddi dünyanın ve maddi hayatın öneminin giderek arttığı bu günlerde insanlığın durumu içler acısı gerçekten. Değil yıllar ya da yüzyıllar, taa çağlar öncesinde insanoğlunun farkında olduklarından bîhaber bir insan yığını bugün dünya nüfusu. Hırslarına yenilmiş, gösterişe merak salmış, ben ve öteki ayrımını bir aşağılama aracına dönüştürmüş olan günümüz insanlarının en büyük hastalığı, egolarının dümeniyle yol alma hevesleri olsa gerek. Koltuk sevdası, makam merakı, lüks bağımlılığı, kolaycılık ve konfor düşkünlüğü gibi tuzakların istisnasız hepsine yakalanan ve yüzünü güce dönme mikrobunun içine işlediği bu varlıklar (!) sayesinde yok olup giden değerler, kimsenin yeterince dikkatini çekmiyor henüz. Şimdi “varlıklar” ifadesine takılacaksınız; ama burada anlatılanlara “insan” demek, tıpkı buradaki gibi zaman zaman azınlıktaki diğerlerine hakaret etmek gibi olabiliyor. Değerlerin yok olmasından bahsederken kastımız biraz da buydu aslında.
Değerlerin mezarı bile yok
Bu koşullarda üzülerek söyleyebiliriz ki insani değerlerimizi Fatiha’sız gömdük bilinmez bir yerlere ve selâsı bile okunmadı cemaati uyandırmamak için. Oysa bu denli kıymet verilen ve paha biçilemezmiş gibi tasavvur edilen maddesel dünya ve ona olan düşkünlük yüzünden tüketiyoruz içinde yaşadığımız dünyanın sonsuz sanılan sonlu güzelliklerini. Yaşam kaynaklarımız tükeniyor büyük bir süratle. Doğa katlediliyor afili beton binalar dikmek arzusuyla. Sonumuzun hazırladığımızın farkında ve “Bana bir şey olmaz.” yanılgısının gölgesinde hızla sürüklendiğimiz uçurum dehşet verici. Nedir bu denli kıymetli kılan dünyayı? Bu materyalist tutkunun sebebi ne? Başta da söylediğimiz gibi çağlar öncesinde farkında olunan şeylere sırt dönüşümüz neden?

Su

Sistemli düşünme çabalarının ilk isimlerinden olan İlk Çağ filozofu Thales, evrenin ana maddesinin (arkhe) “su” olduğunu iddia ederken her şeyin sudan gelip suya döndüğünü ifade etmiştir. Örtük anlamını sorgularsak “Su kıymetlidir!” demiştir. Yaşamın kaynağı olarak suyu işaret etmiştir. Biz bugün su kaynaklarını kurutuyor ya da kirletiyoruz düşüncesizce ve savurganca.

Hava

Ardıllarından bir başka İlk Çağ filozofu olan Anaximenes ise ana maddenin “hava” olduğunu söylemiştir. Bir soluktan ibaret olan ruhumuzla evreni sarıp sarmalayan hava sayesinde varolduğumuzu belirtmiştir. Yaşam kaynağını hava olarak belirlemiştir. Biz bugün sürekli artan bir hızla havayı kirletiyor ve dünyanın ciğerlerini, ağaçları, düşüncesizce katlediyoruz.

Ateş

Her şeyin karşıtıyla varolduğu fikriyle yola çıkan Herakleitos için evrenin kökü (arkhe) “ateş”tir. Her şeyin aktığını daha İlk Çağ’da vurgulayan filozof, değişmeden kalan hiçbir şey olmadığını ve evrende işleyen bir süreç içinde yeniden ve yeniden doğumlar ve başlangıçlar olduğunu savunmuştur. Biz bugün sanki dünya bize kalacakmış gibi tüketiyoruz onu. Değişip dönüşecek ve yeniden doğumlar, başlangıçlar yaratacak mayayı bırakmıyoruz. Sanki dünya bize sahip değilmiş gibi doğaya efendilik taslıyoruz.

Hiç

Hiçten hiçbir şey çıkmayacağının vurgusunu daha İlk Çağ’da yapmış olan Parmenides bile insanların ya doğruya ya da sanılara giden yoldan birinde yürüdüğünü belirterek “Varolan vardır ve varolmayan yoktur.” demiştir. Biz bugün bütün yaşam kaynaklarımızı sanki boşalan bardağı dolduracak bir saki varmış gibi düşüncesizce tüketiyoruz.

Materyalist esir: insan

Görüldüğü üzere insanoğlunun yolculuğu manevi değerlerinden uzağa taşındıkça aşığı ve bağımlısı olduğu maddi dünyayı yok etmekten başka hiçbir şey yapmıyor. Sanat, bilgi, teknoloji ve bilim üretmek yerine petrol, sınırlar, madenler ve para peşinde koştukça dünyanın ölümünü hızlandırıyor. Sevgi, saygı, paylaşım, vefa, vicdan ve güler yüzden uzaklaştıkça yalnızlaşıyor ve yalnızlaştıkça daha da saldırgan bir tüketim yarışına dâhil oluyor. Materyalizmin boyunduruğu altında esir olduğunu farkında olmayan yığınlar, yaşamın devamlılığı için büyük tehdit oluşturuyor. Toplu bir bilinçlenme için gereken şartları sağlamak her ne kadar zor olsa da denemek zorundayız. Aksi halde toplu bir intiharın eşiğindeyiz. Yokoluşa ramak kaldı!

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları