MEZHEPLERİN STRATEJİ BOYUTU VE MEZHEP ÇATIŞMASI – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______29 Ekim 2015_______

MEZHEPLERİN STRATEJİ BOYUTU VE MEZHEP ÇATIŞMASI

Osman Erenalp
Paylaş:

MEZHEPLERİN STRATEJİ BOYUTU VE MEZHEP ÇATIŞMASI KONULU KONFERANS NOTLARI

Dün (28 Ekim 2015 Çarşamba) Milli Düşünce Merkezi, Ziya Gökalp Salonunda Prof. Dr. Hasan Onat’ın konferansı vardı. Hasan Hoca her zamanki gibi bilgi dolu, Türkiye ve İslam Dünyası için doğru analizlerle çok faydalı bilgiler verdi. Bu konferanstan alınan notların bir kısmı aşağıya çıkarıldı. Not almaya yetişemediklerim istisna…

***

Maturidiliğin bugün bir adı kalmış akıllarda. “Kuran olmasa bile insan kendi aklıyla Allah’ı bulabilir, bilebilir. Din ayrı, şeriat ayrıdır. Amel ile iman ayrı ayrıdır. Bunlar Maturidi’nin görüşleridir”. “Kitab-ı Tevhid” adlı eserinin tercümesi yeni tamamlandı. Batıda olsa hakkında yüzlerce doktora çalışması yapılmıştı şimdiye kadar. Anadolu’da adımız Maturidi olsa da, “kaza kader” konusunda Eşariyiz.

***

“Mezhep- cemaat- tarikat” bunlar sosyolojik oluşumlardır. Birer din değildirler.

Kuranda “dinlerini parça parça edenlerden olmayın” diye ayet var.(ENAM 159) Herkes cennete tek gider. Cemaatle, grupla gitmez… Cehenneme de özel dilekçe verenler giderler.

***

Hz Peygamber zamanında “mezhep- cemaat- tarikat” yoktu. Namaz kılmayanın katli vacip görülmüyordu. Mezhepler sonradan ortaya çıktılar. Hepside kendilerini Hz Peygamber devriyle irtibatlandırır. Doğruları vardır, yanlışları vardır. Hepsi kurumsallaşmış beşeri oluşumlardır.

***

Her mezhebin tarihi anlayışı kendine göredir. Üç tip tarih anlayışı ortaya çıkmaktadır.

Ehl-i sünnetin tarih anlayışı Dört halifeyi esas alır. Şia’nın tarih anlayışı Aliyi esas alır. Haricilerin tarih anlayışı ilk iki halifeyi esas alır Hz. Osman ve Hz Aliyi dışlarlar.  Hz Muhammed gaybı biliyor muydu? Hayır. Öyleyse “aşere-i mübeşşerenin” cennete gideceğini nereden bilsin? Kur’an’da yazıyor mu? Hayır. Bunları iyi düşünmek lazım.

***

Geçmişi kutsallaştırdığınızda yanlışlarının üstünü örttüğünüzde, bugünü doğru anlayamazsınız.

İran, Suriye’deki üstünlüğünü kaybederse Lübnan’da da kaybeder. O yüzden Ortadoğu’da hep var.

Türkiye’nin dış politikası Mısır, Suriye, Iraktaki “Müslüman Kardeşler” üzerinden yürütüldü batağa sürüklendi.

***

Mezhep aidiyeti “iman” ile ilgili değildir. “Yok, edelim” demiyoruz. Mezhep diye bir gerçek var. Olmaya da devam edecek. Taraf da olsak, karşı da olsak var. Dinin yerine ikame ediliyor. Yanlış olan bu. Bu anlayıştan kurtulmak lazım.

Bütün mesele “İslam ortak paydasında buluşamamaktır”. Üst bilinç önemli.

İfade özgürlüğünün bulunmadığı yerde İslam da yoktur. Kur’an’da temel iman esasları üçtür.

“Tevhit- Nübüvet- Ahiret”

Bunlar bir insanda bulunuyorsa o kişi İslam dairesi içindedir. İslam’ın din olarak siyasi egemenlik iddiası yoktur. En büyük günahlar Allaha şirk koşmak. Bir de insan onuru ile oynamaktır.

Günümüzde din dili ile siyaset diliyle örtüştüğü için hızla ayrışıyoruz, kutuplaşıyoruz.

***

Mezhepler peygamber sonrası ortaya çıkan dinin değişik anlama biçimleridir. Hicri 3. asırda ortaya çıktılar. “Dört Hak Mezhep” tabiri ilk kez Memluklular zamanda telaffuz edildi. Siyasi söylemdir, dini değildir. “Dört Hak mezhep” dersen diğerlerini tekfir edersin, İslam dışı sayar öyle ilan edersin.

***

Farsların tamamı, İran’ın yüzde 85i Şii’dir. İran bugün “Dar-ı Takrip” diye ‘Mezhepleri Yakınlaştırma Enstitüsü” kurmuştur. İslam’ın merkezi biziz demektedir. Saddam İran’ın yayılmasını engelliyordu.  O gidince denge İran lehine gelişti.

***

Güç durumda kalanlar rasyonalitelerini kaybederler. IŞID Sünni tabana oturuyor. Mağdur Sünni zeminden besleniyor. El Kaide ile birlikte Selefiliğin koludur. Bir emniyet yetkilisi Konya ilimizde tespit edip, takibini yaptıkları irtibatlı iki bin isimden söz ediyor

***

Nusayrilik Şiiliğin Safevi koluna dayanır. Bizdeki Alevilikle ilgisi yoktur,

İran Anadolu’dan Alevi dedelerini topluyor ülkesine götürüyor gezdiriyor. İlgisizlikten bizdeki Alevilik Şiiliğin kucağına itiliyor. İstanbul’da dört cem evi kendilerinin Şii olduklarını söylüyor. Son Cuma Hutbesinde Kerbela olayı Şii perspektifinden anlatılıyor. Türkiye’deki Alevilik “velayet” üzerindendir. İran’daki “İmamet” üzerindir. Arada fark vardır.

***

Mezhepler olsunlar. Olacaktır da. Sorun mezhebe ait olmakta değil, onu dinselleştirmektedir. Hiçbir mezhep İslam’la aynileştirilemez. Hepsi tarihsel zaman içinde kurumsallaşan beşeri oluşumlardır.

***

Hz Peygambere Şöyle bir hadis söylettirilir. “Benden sonra ümmetim 73 fırkaya ayrılacak. Biri hidayette, 72 si delalettedir”. Tersi de söylenir bu hadisin. “Biri delalette” diye. Onu kullanan yok. Herkes kendini fırka-i Naciye “kurtuluşa ermiş fırka” görüyor. Böylece zihinsel parçalanmalar oluyor. Müslüman ayrışmada yarış içinde adeta. Her mezhebin zihniyeti vardır ama her zihniyet mezhep değildir.

***

Hariciler çölde yaşayan bedevi Araplardı. Hariciliği hazırlayan nedenler olmuştur.

İlk dört halifenin üçü öldürüldü. Sıffın Cemel Savaşları yaşandı. “Aşerei Mübeşşereden” olup da iki tarafta da ölenler oldu. Ali, Talha, Zübeyir Cemel savaşında öldüler. Saad bin Ubade Hz Ebubekir’e halife olarak biat etmedi.

Hariciler Hz Osman’a kâfir demeyeni de kâfir sayarlar. Bunları doğru değerlendirmek lazımdır.

***

Ahlak temelli din anlayışını kaybettik. Günümüzde din, namaz ve oruca indirgendi. Giderek ayrılıkçıların nemalandıkları bir enstrümana dönüşmeye başladı. Bir yerde özgürlük yoksa orada İslam da yoktur.

***

Bugünün Türkiye’sinin problemi, gecekondu kültürüyle İslam’ı temsile kalkışan anlayıştır.

***

Türkiye’nin kaderi 1,5 milyar Müslümanın da kaderidir aynı zamanda.

***

Bugün mezhep çatışmasının en çok yaşandığı ülke Pakistan’dır. Mısır, Anadolu kadar eski bir Türk yurdudur. Bunları unutuyoruz. Hindistan’da Pakistan’da o coğrafyadaki Türk nüfus hakkında henüz yeterli çalışma yapılmış değil.

Selçukluların başkenti Isfahan idi. Şah İsmail Türk’tür. İran’ı Şii yapmaya çalışmıştır. İran’ın yarısı Türk’tür. Şiilik bugün İran’ın, Arap’ın birinci meselesi değildir. Türkün birinci meselesidir. Bunu görmek lazımdır.

***

İslam dini sadece Türklerin ırkçı olmasını engellemiştir. Araplarda ırkçılık üst seviyededir. İran’da da öyledir. İmam-ı Azam Ebu Hanife Türk’tür Arap asıllı olmadığından Araplar tarafından sevilmez.

***

Bir ırka ait olmak ırkçılık değildir. Başka ırka mensup olanları aşağılamak onu dışlamaktır ırkçılık.

***

İslam âlemi içinde devletleşmiş iki millet vardır. Türkler ve İranlılar. İran’ın da Türk devlet geleneği üzerine oturduğunu unutmamak lazımdır.

Türk anası evladını ırkçı yetiştirmez. Komşunun, bir başkasının çocuğuna da şefkatli davranır, onu sever. Aynı işi Batıda yapamazsınız. Bir başkası çocuğuna dokundurtmaz, yanına da yaklaştırmaz sizi.

***

Bugün cemaat üzerindeki baskının yeni bir mezhebin doğuşunu hazırlayabileceğini söylemek kehanet olmaz. Onun işaretleri var

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları