MİLLET ve MİLLİYETÇİLİK – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

-
_______7 Nisan 2016_______

MİLLET ve MİLLİYETÇİLİK

Aziz Bozatlı
Paylaş:

7 Nisan 2016

Yazının başlığı aslında, Prof. Dr. İskender Öksüz hocamızın, MDM adına yazdığı son kitabının adı. Hocamız kitabın amacının, “Bilimin millet ve milliyetçilik hakkında söylediklerini, uzman olmayanların da anlayacağı bir dille açıklamak” olduğunu belirtiyor ve kitapta, sosyolojinin millet ve milliyetçilik konusundaki düşünce tespit ve teorilerini bulacağımızı söylüyor.

Hocamız devamla şuna dikkat çekiyor; “Günümüzde milletlerarası hayatın gerçekleri ile ilgisi olmayan bir projeksiyon seyretmekteyiz. Hakikatle aramıza bir perde gerilmiş, siyasi iktidarın da işbirliği ile bizlerden sadece o perdenin üzerine aksettirilen hayali dünyaya inanmamız isteniyor. ‘Bilim böyle diyor’ veya ‘bugün hâkim fikir budur’ gibisinden laflar ile de bunu pekiştirmeye çalışıyorlar.”

Francis Bacon ; “Sizi bilgili kılan okuduklarınız değil, aklınızda kalanlardır” der. Ben de bu kitaptan aklımda kalanları, başka bir deyişle “akılda kalması gerekenleri” ve sonunda kısa bir değerlendirme yaparak sizlerle paylaşacağım. Kitabın akışına uyarak ve büyük ölçüde kitaptaki ifadelere de sadık kalarak önemli hususları sıralayalım.

Bilim ne diyor?

Uğraştıkları alanın karmaşıklığına göre ve basitten karmaşığa doğru bilimler, Fizik-kimya-biyoloji-tıp-psikoloji-sosyoloji sırasıyla sıralanırlar. Arada fiziko-kimya, moleküler-biyoloji gibi birçok ara bilim de vardır. Yazar ayrıca kitabını tanıtım konferansında alttakilerin üsttekilerin imdadına geldiğini ekledi.

Fiziki bilimlerde bir yanlış teori ortaya atılırsa yanlışlığı hemen anlaşılır. Yanlış ayıklanır. Sosyolojide hele millet gibi bir kavramla uğraşıyorsanız, yanlışları ayıklamakta zorlanacağınız gibi, arındırma da mümkün olamamaktadır.

İşte ülkemizdeki kimi siyasetçi, kimi sahte bilim adamları veya kimi araştırmacı yazarların, sosyolojinin geniş bir tayfa sahip teorilerinden işlerine geleni seçip, “bilim böyle diyor “ diye algı operasyonu yapabilmelerinin kaynağı burasıdır. Bizdeki Kozmopolit solun, kozmopolit sağın ve kozmopolit sol kökenli liberallerin algı operasyonlarında kullandıkları “Kesin bilimleri” böyledir.

Yukarıdaki tespitleri ile yazar, günümüzde medya aracılığıyla bir takım teorilerin nasıl kesin bilimsel gerçekmiş gibi sunularak toplumun yönlendirildiğine de ışık tutmuş oluyor.

Irkçılık

Bu başlık altında özetle; “19-20 asır Avrupası ırkçıdır ve insanları ırk yönünden üçe ayırmıştı; Birinci sınıf ırk, beyaz ırk, ikinci sınıf sarı ırk, üçüncü sınıf siyah ırk. Türkleri de ikinci sınıf sarı ırktan sayıyorlardı. Atatürk’ ün 64 bin kafatası ölçtürerek Türklerin ‘Brakisefal beyaz ırktan olduğunu’ ispat ettirmek istemesi, bir nefs-i müdafaa eylemidir. Atatürk karşıtlarının iddia ettiği gibi ‘kafatasçılık’ değildir.”

Tespiti yapılarak, Gökalp’in “Irk atlarda olur” sözü de hatırlatılarak, hem Atatürk’ün ve hem de Ziya Gökalp’in ırkçı olmadığının altı çiziliyor.

Marksizm

 Geçmişte millet yerine hep işçi sınıfını öne çıkaran Marksistler, çağımızda artık millet düşmanı değil, hatta bazıları milliyetçidirler. Benedict Anderson da Marksisttir ama bir İrlanda milliyetçisidir.

Marks’ın teorisini bir fizik kanunu gibi sunarak defalarca duvara tosladığını yazar şöyle özetlenmiş;

Manifestoda “Dünya işçileri birleşiniz” dedi. Ama işçiler 1914 de kendi bayrakları altında birleşerek birbirini boğazladılar. Yakındır, dediği komünist ihtilal 69 yıl sonra, hem de öngörmediği ülkede ancak gerçekleşebildi. Stalin, utanılacak katliamlar yaptı. Sovyetler dağıldı. Çin kapitalizme kaydı.

Ülkemizde kendilerini “Liberal” olarak tanımlayanlardan bazılarının millete, milliyete, milliyetçiliğe karşı olmalarının kökeninde, bunların eski solun milliyet düşmanı kesiminden gelmeleri yatmaktadır.

Siyasi ümmetçilik

Siyasi Ümmetçilerin millet ve milliyete bakışı ile Marksistlerin bakışının benzediğini söyleyen yazar, Siyasi ümmetçilerin Medine mukavelesini yanlış yorumladıklarını, orada söz konusu olan “ümmet”in hem Müslümanlar, hem Yahudiler ve hem de müşrikleri kapsadığını söyleyerek Medine toplumunun “ümmet” değil, “Millet”e daha yakın olduğunu belirtir.

Osmanlı milletler sistemindeki “Millet” ise bugünkü “ümmet” anlamındadır. Siyasi İslamcılar sık sık “Milletimiz” veya “Aziz Milletimiz” dediklerinde aslında ümmeti kastetmektedirler.

Küreselcilik (Globalizm)

Yazar yaklaşık bir asırdan beri iddia edilip de zamanın çarkında eriyip yanlışlanan süreci söyle özetler;

 Önce dünya proleter diktatörlüğe gidiyor, milliyetçiliğe yer yok dediler. Proleter devleti dedikleri rejimler çöktü. Milletler ve milliyetçilik devam ediyor. Sonra dünya globalleşmeye gidiyor, millet ötesi çok kültürlü yapıya gidiyor, bu çağda milliyetçiliğe yer yok dediler, 2010 yılına gelindiğinde Alman Başbakanı Merkel,  “çok kültürlülük başarısız olmuştur. Hâkim Alman kültüründe kararlıyız” deyip, küreselciliği reddetmiş, milli kültüre vurgu yapmak gereği duymuştur.

Küreselciler bizi “Milli devlet paradigması” ötesinde bir alanda düşünmeye zorlasalar da, yanıldılar. Tıpkı, siyasal İslamcılar ve Komünistler gibi.

Millet teorileri

Son kırk yılda milletin ne olduğundan ziyade, milletin neye dayandığı sorusunun cevabı arandı. Milletin kültüre dayandığı noktasına gelindi.

Modernist teoriye göre, Millet modernitenin ürünüdür, 18-19 asırlarda ortaya çıkmıştır. Gellner, başlangıcını endüstri devrimine, Prof. Benedict Anderson medya devrimine dayandırır ve bunun nedenlerine eğilirler.

Bir diğer teori etnosembolizmdir. “Amerikan şükran günü” ve “Anzak günü”  gibi semboller bir millete mensubiyetin sembolleridirler. “Şükran günü” ü kutlayan Amerikalıların büyük çoğunluğunun 1620 de kıtaya ayak basan Anglikanlar ile hiç bir kan bağı olmadığı halde, onların ataları olduklarını kabul ederek “şükran günü” kutlarlar.

Galip Erdem’e göre milliyetçilik “Bir soya mensubiyet şuurudur. Milliyet bir ırk değil, akıl ve gönül meselesidir.” Nesillere bir millete mensubiyet şuurunu ise “Ortak Yüksek Kültür” verir.

Sosyal teorilerin şaşmaz hakemi tarihtir, diyen yazar, şu önemli hükmü verir; Milliyetçilik 19 ve 20 asırlarda da gerçeğin ta kendisiydi. 21 asırda da gerçeğin ta kendisidir.

Sosyobiyoloji

Sosyobiyoloji, teorisine göre; İnsan, insan olurken toplum halinde yaşama içgüdüsü genlerine kaydedilmiştir. Dil ve kültür, toplum halinde yaşamanın aletleridir. Toplum dışında insan yoktur. Bu toplumların en son durağında ise ”Millet” vardır.

Yale, Oxford, Ohio, Stanford üniversiteleri siyaset bilimi profesörü Azar Gat’ın “Milletler; Siyasi Etnisitenin ve Milliyetçiliğin Derin Kökleri” eseri, sosyobiyolojinin gözü ile yapılmış millet ve milliyetçilik analizlerinin,  en yeni ve en belirleyicilerinden biridir.

Sosyobiyolojiye göre; Toplum rastgele değildir. Onun oluşmasını sağlayan unsurlar, beraber yaşama güdüsü ve kan-kültür bağlılığıdır. İnsanlar kabileden öteye geçtiklerinde kime sevgi duyacaklarını, kiminle kan bağının fazla olduğunu,” kan tahlili” veya “gen analizi” ile belirlemiyorlar. Bunu “Mensubiyet şuuru” ve “tarih şuuru” belirliyor.

Gat, Osmanlı’nın Babür’ün, Çin’in birer güçlü devlet olduğunu vurguladıktan sonra, şu tespiti yapar;

Nerede bir devlet varsa, onu kuran bir millet vardır

Bu hüküm, bizim “milli devletler modernitenin ürünüdür” ezberimizi bozmuştur.

Bizdeki siyasi ümmetçiler, “Türklük uydurmadır, Atatürk tarafında icat edilmiştir” derken, Türklük dışındaki unsurlara gelince, bunların reddinin yanlış olduğunu savunurlar.

Siyasi ümmetçilere göre Türkiye, yazarın benzetmesi ile “Dubai havaalanı transit yolcu salonu gibi birçok ırkın rastgele dolaştığı bir yerdir.” Yazarın bu pespayeliği çürütmek için verdiği örneklerden birini buraya alıyorum;

“İbni Haldun … Allah, Müslümanlığın ölen nefesini canlandırmak için, ‘Türk milletinden’ Müslümanlar gönderdi, İslam’ı ölümden döndürdüler.” der. İbni Haldun bunu 1377 de söyler.

Millet Devlet Dil

Geçmişe ait bilgileri koruyan, gelecek nesillere aktaran dillerdir. Ama dil tek başına yetmedi. Yazı ile birlikte, milletten devlete geçildi. Sümer, Akad, Mısır… Art arda geldi.

Devlet, millet ve lisanın bir oluş sırası yoktur. Lisan millete, millet devlete, devlet lisana yol açar. Aynı dili konuşanlarda “Ben”, anlaşamayanlarda ise “benden değil” kanaati gelişir.

İnsanı insan yapan dil, yani iletişimdir. Milletlerin kendilerini idrak etmelerine iletişim sebeb olmaktadır.

Yazar, “Milletler çağı kapanıyor” diyenlere şunu soruyor: “hayrola iletişimin aniden bitmesini mi bekliyorsunuz?

Milliyetçiliğin günümüzde yükselen bir değer olduğuna dikkat çeken “Tom Nairn’e göre milliyetçiliğin altın çağı henüz gelmedi bile.”

Hiçbir sosyoloji teorisi “insanlık milleti” diye bir toplum birimi öngörmez. Bu, kan-kültür içgüdüsüne de, toplum bilimlerinin evrimine de aykırıdır.

Dünyamız eğer, bugün bulunduğu “millet devletleri” yapısından başka bir yapıya evrilecekse o yapı küreselcilerin iddia ettiği gibi “dünya devleti” olmayacaktır. Olsa olsa “mikro milliyetçilik” olacaktır.

Değerlendirme

Kitabın yazar tarafından başta belirlenen amacına uygun olarak önemli gördüğüm hususları kendi anlatım tarzına da mümkün olduğunca sadık kalarak özetlemeye çalıştım. Kitabın “Ana fikri”ni birkaç cümle ile özetlemek gerekse yukarıda altını çizdiğim beş cümleyi söyleyebiliriz. Değerlendirmede tekrardan kaçınmak için metin içine altlarını çizmeyi yeğledim. Bunların dışında kitabın bizler için yeni ve önemli olan tarafı; “Millet ve milliyetçiliğe” Batılı yazarların ve bilim adamlarının penceresinden bakma imkanı vermesidir.

Her güzel eserde olabildiği gibi bu eserin de eleştirilebilecek tarafına gelince;

– Kitaba konulan ek okuma parçalarının kitabın genel anlatım ve akışını kesintiye uğrattığını,

– Kitapta değinilen ana dilde eğitim, AB ile ilişkilerimiz, gibi konuların kitabın hacmini arttırdığını, bu konuların ayıklanması durumunda, kitabın biraz daha küçük hacimli ama yukarıdaki önemli bulduğum kısımların öne çıktığı daha derli-toplu bir yapıya kavuşabileceğini, değerlendiriyorum.

Hocamızın eline, yüreğine sağlık.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları