Milliyetçi Düşüncenin İmkanları – 2

26.04.2011 
 
İlk bölümde milliyetçi düşüncenin ne olduğu konusunda bazı kanaatlerimin olduğundan bahsetmiştim. Bu bölümde de söz konusu kanaatlerimi kısaca açıklamak istiyorum.

Milliyetçi düşüncenin merkezi sorunsalının bilgi üreten aktörlerden ziyade bu bilginin toplumsal izdüşümünde olduğu söylenebilir. Hiçbir bilgi tarihsel, kültürel ve toplumsal bağlamından bağımsız evrensel, soyut, genel bir özellik göstermez. Bu sebeple bilme biçimleri ile siyasal-toplumsal süreçler arasında sıkı bağlar mevcuttur. Bilgi ne kadar tutarlı ve sistematik bir niteliği haiz olsa da topluma yansıması olmadığı müddetçe işlevsel değildir. Yani “dünyayı” değiştirici, dönüştürücü gücü yoktur.

“Milliyetçi düşünce sistemi” kavramı kullandığımız “milliyetçi düşünce” kavramından daha kullanışlıdır. Çünkü ifade etmek istediklerimizi daha kapsayıcı olarak tanımlamaktadır. Milliyetçi düşünce sistemi, bilme biçimlerinin daha kompleks bir yapı içerisinde anlamlandırılmasıdır. Yani ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, tarihsel boyutlarını da içine dahil ederek bütüncül bir tasavvur yaratır. Böylece aslında tek bir soyut “bilgi”den değil çeşitli unsurlardan müteşekkil bir bilgi söz konusu olmaktadır.

Daha da açmamız gerekirse, üretilen bilgi ancak toplumsal bir yapı-çevre ile anlam-işlev kazanmaktadır. “Epistemik Cemaat” olarak literatüre giren olgu bilimsel bilginin mutlak doğru bilme biçimi ve kesinliğini savunan ve buna “inanan” cemaatleri ile varoluşunu mümkün kılmaktadır. Bu noktadan hareketle, bilgi üreticilerinin yani entelektüel ve sanatçı gibi aktörlerin varlığının niceliği değil niteliği önem kazanır. Bilgi üretici aktör sayısı az dahi olsa bu bilgiyi alıp, işleyip, dolanıma sokan ve işlevsel kılan veya başka bir deyişle iktidar yapan toplumsal yapıdır yani cemaattir. Bu cemaatin canlılığı, etkinliği, özdüşünümsel karakteridir.

Geçmişle bugünün kıyaslanmasındaki isimler üzerinden gitmektense bilginin işlevselliği ve toplumsallığından hareket etmek daha isabetli olur. Mümtaz Turhanların, Erol Güngörlerin, Arif Nihat Asyaların varlığı ve etkililiği hitap ettikleri cemaatten kaynaklanmaktaydı. Bilgi, anlam kazandığı ve işlevselleştiği bir cemaatle “düşünce” olmaktadır. Üretilen her bir bilgi sistem içerisinde yani okuyan bir kitlenin yanında bilgi yayıcı dergiler, gazeteler, kitaplar ve ekonomik dayanışma ile işlevsel hale gelmekteydi.

Mesela sivil toplum örgütleri yazarları konferanslara çağırır, kitapları satın alır, dağıtır, basımına destek olur. Gazete ve dergiler bu yazarları konuk eder, söyleşi yapar ve eserin tanıtımına katkıda bulunur. Televizyon ve radyo programlarına davet edilerek “bilgi” toplum nezdinde yaygınlaştırılmasına yardımcı olur. Burada vurgulamak istediğim bütünsel yapı ve bu sistem içindeki “doğal” dayanışmadır.

Milliyetçilerin yani cemaatin bu düzlemde ortaya koyduğu dayanışma çeşitli olay ve olgular karşısında aynı bilişsel dünyalardan kaynaklanan ortak davranışlara sebep olur. Örnek gösterilen zaman dilimlerinde milliyetçiler devlet, millet, tarih, cumhuriyet, Osmanlı, modernlik, batılılaşma gibi olgular karşısında belki farklı vurgulara sahipti ama aynı tavır söz konusuydu. Bugün ise bu cemaatin yokluğu sadece ortak davranışlar değil aynı olay ve olgu karşısında çok farklı tutumların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Örneğin AB’ne şiddetle karşı çıkan yanında, şiddetle savunanlar veya ihtiyatlı davranarak “onurlu bir giriş”i savunanlar görülmektedir. Bu durum aslında değer ve normlardaki farklılaşmanın bir tezahürüdür ki milliyetçi düşüncenin merkezi sorunu tamda budur.
 
 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*