“MİLLİ-MİLLET” “MİLLETÇİ-MİLLİYETÇİ” – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______6 Nisan 2014_______

“MİLLİ-MİLLET” “MİLLETÇİ-MİLLİYETÇİ”

Osman Erenalp
Paylaş:

Siyaset tarihçisi olmasak da isim konusunda partilerin kılı kırk yardıklarını biliriz. “Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz”. Karşılığı olacak o adın. O da yetmez. Lideri olacak. Vitrini olacak. Kadrosu olacak. Samimi olacak. İnandırıcılığı olacak. Bunlar olmadan olmaz. İnsanımız ariftir bizim. İşin dışında gibi gözükür. Gerçekte olup biteni eleğinden geçirir. Terazisinde tartar ona göre bir karar verir. Verdiği kararı da zor değiştirir. Bu kumaştan iyi elbise çıkar der, ona inanırsa da ” çıkartır.

Çabuk karar verip, kolay değiştireni de olur elbet. Partili de türlü türlüdür.

Kimi soyadı gibi taşır onu.

Kimi “az nereye çoğun yanına”.

Kimi rüzgâr ne yönden esti o yöne.

Kimi de “ben bilmem önderim bilir”. 

İşi hayli zor siyasilerimizin bu bakımdan.

Babam Demokrat Partiliydi. “Demir kırat” derdi ona. “Kırat” köy yerinde zahire ölçü kabının adıdır. Bereketi, bolluğu çağrıştırır. İkinci anlamı vardır. O da avrat(eş), pusatla (silah) birlikte Türk’ün sırtında ülkeler fethettiği, destanlarımızın figürü, Köroğlu’nun kıratı. Kısrak yani. (Parti kapandı yerine kırat amblemli AP geldi zaten) “El” resmi için de “haksızlığa dur”, “Yeter söz milletin”. Beş parmak için “İslam’ın beş şartı” de istersen. Dilin kemiği yok nasılsa. Hepsi de millet değeri sonuçta.  

Dayım Cumhuriyet Halk Partiliydi. Samimi bir mümindi. Allah’ın sıfatı olan “hâlik” ile karıştırırdı partinin adını. Ölene kadar da korudu o kanaatini. Anlatamadık öyle olmadığını ona. Denemedik ama, “Cenabı Hak Partisi” desek ona da inanırdı Allahu âlem.

Eniştem “İnönü’yü” tutardı.

Nedenini şöyle izah etmişti;

“Bi kere demişiz baştan…”

Üçü de aramızda değiller şimdi.

Bütün mesele o. “Baştan bir kere dedirtebilmek”. O sözü aldın mı gerisi kolay.    

Sözü namustur Anadolu’nun. “Cayması”, “kayması” olmaz onun. Bugün de cami yıkılmış olsa da mihrap yerindedir halen. Ot kökünün üstünde biter. Kan aynı kan.

Milli Nizam Partisi vardı. İşareti şahadet parmağıyla yukarıyı işaret eden el. Devamı olan Milli Selamet Partisinin ise Arap harfleriyle Allah lafzının anahtar şekli. Taraftarı nezdinde “Miftah-ül kulüp”. Cennetin anahtarı. Ne sayarsan say. Dini siyasete bulaştırma öylece başladı. Zamanla camiye,  kışlaya, mektebe, sirayet etti. Bugün yargıya kadar dayanmış durumda. 

Siyaset yapıyorum diyen işine dini, dine hizmet ediyorum diyen işine siyaseti karıştırınca her ikisinin de bundan zarar göreceği aşikâr. Bunu da belirttikten sonra gelelim “milliyetçiliğe”. “Millet-milliyet” illiyetine (bağ, ilişki). “milliyetçilikten” de bu milletin bir anladığı var elbet.

Düz mantıkla “milliyetçi” demek “milletçi” demek.

Millette ne var, neyi varsa milliyetçi de o.

Siyasi literatürde “millet değerlerini” onun kadar kavrayan ikinci bir kavram daha yok. Siyasiler tarafından rağbet görmesinin, “milli”, “millet” lafzının bu kadar sık telaffuzunun sebebi de bu.

Ancak öyle olsa da bugün artık anlaşılmıştır ki “millet” sözcüğünü ağzına sakız edenlerin ne “millisi” milletin bildiği “milli”, ne de “millet” bildiği anladığı “millet”.

Zinhar Türk Milleti değil burada kastedilen.

 “Milli” den kasıt “dini”.

“Millet”den kasıt ise “ümmet”.

Kavram karmaşası, kafa karıştırma, istismar var yani işin içinde. Matruşka oyunu gibi kaldırıyorsun altından bir başkası çıkıyor. Kaldırıyorsun bir diğeri…

Sebepleri de var milletle bu oyun içinde olanların;

“Efendim milliyetçilik ırkçılıktır. Bize Batıdan geçmiştir. İslam’da ırkçılık yoktur. Hem Müslüman hem milliyetçi olunamaz”

Bunu diyen kendi de bilir ki Türk Milletinin tamamına yakını Müslüman’dır. Irkçılık semtine dahi uğramamıştır onun. Bu konuda sicili en temiz millettir. Tarihinde kavmini korumuş, kollamışsa, o da insani İslami ölçüler içindedir. “Kişi kavmini sevmekle kınanamaz” İslam’la şereflendikten sonra da kendini hizmetine adamıştır onun.

Bugün Avrupalı, Müslüman olana “Türk” oldu der.  

Bosnalı “Türk’ün beş şartı” der “İslam’ın şartını” sayar halen.  Gidip onu da Türk milliyetçileri öğütlemediler ya?  

Yurtdışına çıkacak imkân nerede onlarda.

Geçim derdinde sade vatandaşları ülkenin onlar.

“Riya” bilmez, “takıyye” bilmezler.

Dini istismarı hele hiç beceremezler.

Kimyalarıyla uyuşmaz en baştan öylesi işler.

Kalkan olurlar sadece ona (İslam’a)  o kadar.

Her işte karşılık bekleyenler için akıllıca gözükmese de, onlar ülkesini, milletini karşılıksız seven deliler topluluğu” yine de

“Batıdan” gelme diyerek “milliyetçiliği” ayaklarının altına aldıklarını” söyleyenlerin “Batı aşkları” ise ortadadır.  

O zaman ne kalıyor geride?

Samimiyetsizlik, art niyet, riya, takıyye…

İstismarcının kimyasına uygun işler hepsi de.

İlgisi dolayısıyla e-postamıza gelen bir cümleyi burada zikretmenin sırasıdır sanırım.

“Benim atalarım; Çanakkale’de milleti milliyeti için şehit düştüler. Onun için milliyetçiliği ayaklarımın altına değil, başımın üstüne koyarım”

Yine bu cümleden ifade edelim, milliyetçinin eksiği olabilir ama ihaneti olmaz.

O aşığı olduğu milletine bir aşağılıkta bulunmaz.

Sonuç olarak; Kiraz çiçeği kiraz dalında açar. Her işin bir uyarı var. “milletçiliğin” uyarı da “milliyetçiliktir”.

Şairin değimi ile; “Mor dağlara dumanın, mümine imanın” uyduğu gibi. Gerisi laf-ı güzaf. O sayededir ki;

“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!”

Bugün yine olacaksak o duyguyla…

Söz siyasetten açılmıştı. Siyasilerin milletten istedikleri bellidir. Onu iktidara taşıyacak bir “oy”.

Devletimizin kurucu cumhurbaşkanı, dahi asker, devlet siyaset adamı Atatürk’ün de talebi olmuş milletinden. Ama oy olmamış o. Şunu dilemiş milletinden bir vasiyeti olarak;

“Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki asli cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalınmasın.”

Ona hür bağımsız bir vatan bırakmış bir Türk Milliyetçisinin milletinden bu kadar bir şey istemek hakkı da olsun artık.

Ne olur o asli cevheri tahlilden geri kalırsa?

Bugünkün de kötü durumlara düşeriz.

Burada aydınlarımızın sorumluluğunun vebalinin hepsinden daha büyük olacağını hatırlatmakta yarar var.

Aydını olmayanın aydınlığı da olmaz.  

Doğrudan siyasetin içinde olmaları gerekmez.

Onu dikkatinden uzak tutmayıp düşünceleriyle ona istikamet vermeleri yeter. Gerçek aydın olmanın gereği budur. Ondan uzak kalırlarsa ne olacağını Eflatun onlara hatırlatıyor:

“Siyasetten uzak duran aydınları bekleyen akıbet, cahiller tarafından yönetilmeye razı olmaktadır”

Biliyoruz ki;

Bir cahille yönetime de kalmaz;

Cahille, gafille, hainle, zalimle..

Daha ne musibetlerle…

Özetle:

Sahipsiz olan bir vatanın batması haktır,

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.

Her üçünü de rahmetle yad ederek, babamın, dayımın ve eniştemin ettikleri duayla noktalayalım.

“Millet memleket hayrına kim çalışıyorsa Allah onun  

Âmin…

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları